Ziya Gökalp Kimdir?

'Biyografi' forumunda ZeuS tarafından 17 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. ZİYA GÖKALP (1876 - 1924)
    Ünlü fikir adamı ve şairlerimizden olan Ziya Gökalp, 1876'da Diyarbakır'da doğdu. II. Meşrutiyet'ten başlayarak Türkçülük akımının en büyük temsilcisi sıfatıyla Türk düşünce ve siyaset hayatını kuvvetle etkilemiş, Milli Edebiyat akımı içinde verdiği eserlerle Türk edebiyatının biçim ve dil yönünden yenileşmesini sağlamıştır.

    Öğrenimine Diyarbakır'da başlayan Ziya Gökalp, aynı şehirde Askeri Rüştiye'yi (1890) ve Askeri İdadi'yi bitirdi (1894). Ziya Gökalp, tıbbiyelilerin istibdata son vermek için kurdukları İhtilal Komitesine girmiş, okuldaki faaliyetleri ve okuduğu Fransızca kitapların zararlı sayılması yüzünden hapsedilmiştir. Diyarbakır Valisi Halit Bey'in yolsuzluklarına karşı mücadeleye girişen arkadaşlarıyla birlikte yasak yayın okudukları gerekçesiyle tutuklandı (1898). İstanbul'a döndükten sonra da okuldan uzaklaştırıldı.

    Ziya Gökalp, hükümlülük süresi dolunca "Zaptiye Nezareti altında bulundurulmak üzere" Diyarbakır'a gönderildi. Burada Siyaset, felsefe ve tarih üstüne incelemeler yaparken, istibdat aleyhine gizli faaliyetlere de katıldı. Bölgede güvenliği sağlamak için kurulmuş Hamidiye alaylarının başındaki Milli aşiret reisi İbrahim Paşa'nın adının karıştığı soygun ve baskın olayları karşısında halkı direnmeğe ve eyleme yöneltti. Halk 3 gün süreyle telgrafhaneyi işgal etti (1905). İbrahim Paşa ve adamlarının cezalandırılması için saraya telgraflar çekildi. Üstelik, Avrupa ve Asya ülkeleri arasındaki haberleşmenin bağlantı noktası olan Diyarbakır telgrafhanesinin bu bağlantıyı kesmesi olayın daha da büyümesine yol açmış ve yabancı ülkeler saraya baskı yapmaya başlamıştı. Konuyu incelemek üzere İstanbul'dan Diyarbakır'a gönderilen soruşturma kurulu Hamidiye alaylarının bir süre sinmesini ve yolsuzluklara son vermesini sağladı. Ancak halkın yakınmasına yol açan yeni olaylar patlak verince, Ziya Gökalp ve arkadaşlarının önderliğinde halk yeniden telgrafhaneyi ele geçirdi. 11 gün süren bu ikinci işgal halkın kesin zaferiyle sonuçlanmış, hükümet İbrahim Paşa ve alaylarını bölgeden uzaklaştırmak zorunda kalmıştır (1907). Gökalp, ilk eseri olan Şaki İbrahim destanında bu olayı anlatır.

    II. Meşrutiyetin ilanından sonra, Ziya Gökalp'ın kurduğu gizli cemiyetin yerini Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti Diyarbakır Şubesi aldı. Partinin Diyarbakır, Van ve Bitlis örgütlerinin denetimiyle görevlendirilen Ziya Gökalp, bu dönemde Diyarbakır ve Peyman gazetelerine yazıyordu. 1909'da partinin Selanik'teki kongresine il temsilcisi olarak katıldı. Bir yıl İstanbul Darülfünunda psikoloji okuttuktan ve Diyarbakır maarif müfettişliği yaptıktan sonra, yeniden Selanik'e gitti. Katıldığı parti kongresinden sonra genel merkez üyeliğine seçildi. Burada Genç Kalemler, Yeni Felsefe, Rumeli gibi dergi ve gazetelerdeki yazılarıyla Türkçülük ve dilde sadeleşme hareketlerinin öncüleri arasında yer alan Gökalp, milli duyguları, tarih bilincini, bilime ve tekniğe değer veren düşünceyi her şeyin üstünde tutan şiirleriyle çevresini geniş ölçüde etkiliyordu. İttihat ve Terakki Genel Merkezi İstanbul'a taşınınca (1912), Gökalp da İstanbul'a yerleşti. O yıl Ergani madeninden Milletvekili seçildi.

    Türk Ocağı çevresindeki çalışmaları, Türk Yurdu ve kendi çıkardığı Yeni Mecmua (1917) gibi dergilerdeki yazıları, Türkçülük akımının ilkelerini saptayan ve çağdaş uygarlık karşısında yerli bir senteze varılmasını şart koşan önerileri (Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak 1918), Darülfünun'da okuttuğu toplumbilim dersleri, İttihat ve Terakki'nin yönetici kadrosu üzerindeki etkisiyle Ziya Gökalp, Mütarekeye (1919) kadar uzanan dönemin düşünce ve siyaset hayatına yön veren etkenlerin başında yer aldı. İstanbul'un işgali üzerine tutuklanarak iki yıl Malta'da sürgün kaldı (1919-1921). Döndükten sonra, Uelif ve Tercüme Heyeti başkanlığına getirileceği tarihe (1923) kadar Diyarbakır'da kaldı ve küçük Mecmuayı yayımladı.

    1923'te Diyarbakır'dan milletvekili seçildi. Hakimiyeti Milliye, Yeni Gün, Cumhuriyet gazetelerinde makaleleri çıkıyordu. Altın ışık (1923), Türkçülüğün Esasları (1923), Türk Töresi (1923) gibi kitapları birbirini izliyordu. Cumhuriyet Halk Partisinin programını inceleyen ve yorumunu yapan Doğru Yol (1923) adlı incelemesini de yine bu dönemde kaleme aldı. O sıralar yazdığı Türk Medeniyet Tarihi ise ölümünden sonra yayımlandı (1926). Yine ölümünden sonra çeşitli gazete ve dergilerde çıkmış yazılarıyla mektupları çeşitli kitaplarda derlendi. Çınaraltı (1939), Fırka Nedir? (1947), Ziya Gökalp Diyor ki (1950). Ziya Gökalp'ın neşredilmemiş yedi eseri ve aile mektupları (1956), Ziya Gökalp'ın Yazarlık Hayatı (1956), Ziya Gökalp Külliyatı (1. Kitap şiirler ve halk masalları;1952, 2. kitap Limni ve Malta Mektupları;1965), Terbiyenin Sosyal ve Kültürel Temelleri (1973). 1924'te İstanbul'da öldü.


    Ala Geyik
    Çocuktum, ufacıktım,
    Top oynadım,acıktım.

    Buldum yerde bir erik,
    Kaptı bir Ala Geyik.

    Geyik kaçtı ormana,
    Bindim bir ak doğana.

    Doğan, yolu şaşırdı,
    Kaf Dağından aşırdı.

    Attı beni bir göle;
    Gölden çıktım bir çöle,

    Çölde buldum izini,
    Koştum, tuttum dizini.

    Geyik beni görünce,
    Düştü büyük sevince.

    Verdi bana bir elma,
    Dedi, dinlenme, durma.

    Dağdan yürü, kırdan git,
    Altın Köşke çabuk yet.

    Seni bekler ezeli,
    Orda dünya güzeli.

    Bin yıllık çile doldu!
    Bunu dedi, kayboldu.

    Yedim sırlı elmayı,
    Gördüm gizli dünyayı.

    Gündüz oldu, geceler;
    Ak sakallı cüceler,

    Korkunç devler hortladı,
    Cinler, cirit oynadı.

    Kesik başlar yürürdü,
    Saçlarını sürürdü.

    Bir de baktım, melekler,
    Başlarında çiçekler.

    Devlere el bağlıyor,
    Gizli gizli ağlıyor.

    Kılıcımı çıkardım,
    Perileri kurtardım.

    Kurtardığım periler,
    Adım adım geriler,

    Kanadını açardı,
    Selam verir, kaçardı.

    Az, uz gittim, dolaştım,
    Altın Köşke ulaştım.

    Bir kapısı açıktı,
    Öteki kapanıktı.

    Kapalıyı açarak,
    Açığa vurdum kapak.

    At önünde et vardı,
    İt, ot yemez ağlardı;

    Otu ata yedirdim,
    Eti ite yedirdim.

    Açtım bir elmas oda;
    Dev şahı uykuda

    Gördüm, kestim başını,
    Dedim, Ey dev nerede?

    Nerede Dünya Güzeli?
    Dedi, Elinde eli!

    Döndüm, baktım. Bir Kırgız
    Elbiseli güzel kız.

    Durmuş, bakar yanımda,
    Şimşek çaktı canımda.

    Güldü, dedi, Türk Beyi!
    Tanıdın mı geyiği?

    Kimse, beni bu devden
    Alamazdı. Ancak sen,

    Kaya deldin, dağ yardın,
    Geldin, beni kurtardın.

    Ah o imiş anladım,
    Sevincimden ağladım,

    Dedim, Turan Meleği!
    Türkün yüce dileği!

    Yüz milyon Türk bu anda
    Seni bekler Turanda.

    Haydi, çabuk varalım,
    Karanlığı yaralım;

    Sönük ocak canlansın,
    Yoksul ülke şanlansın

    İndik, iti okşadık,
    At sırtına atladık.

    Geçtik nice dağ, kaya,
    Geldik Demirkapıya.

    Kapanması, çok yıldı,
    Açıl! dedim, açıldı.

    Yol verince gizli yurt,
    Aldı bizi Bozkurt,

    Kaf Dağından geçirdi,
    Türk Eline getirdi.
     


Yükleniyor...