zamanını bilelim...

#1
Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış. Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakısıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş. Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmis.Bu arada aynı kasabada yasayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemis. Ama kız onu da reddetmis.
Aradan uzun yıllar geçmiş. Bizim delikanlı kasabadan ayrılmıs. Kendine baska bir hayat kurmuş ve evlenmiş,çoluk çocuğa karısmış.Bir gün yolu bir zamanlar yaşadıgı güzel,küçük kasabaya düşmüş.Orada tanıdık birine rastladıgında aklına bir zamanlar orada yasayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş. Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kizin evlendiğini söylemiş.
Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş. Bir gün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş. Kızın kocası şişman ,kel ve çirkin mi çirkin bir adammış.Üstelik zengin bile değilmiş.Çok merak eden adam kocası gittikten sonra evin kapısını çalmis. Kız kapıyı açınca kendini tanıtmış ve neden böyle bir adamla evlenmiş olduğunu sormus.Kız da ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevabı vereceğini bu arada tek şartının bahçede ilerlerken geriye dönmemesi olduğunu söylemis. Adam da bunun üzerine yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede ilerlemeye başlamıs. Birden çok güzel sarı bir gül görmüş. Tam ona doğru eğilirken biraz ilerde kocaman pempe bir gül gözüne çarpmış. Tam ona uzanırken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş. Derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gülü koparip kıza götürmüş. Bahçenin en güzel gülünü getirmesini beklerken kız bir de ne görsün yapraklari solmuş cılız bir gül. Bunun üzerine adama dönen kız şöyle demiş; " Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın. Bu yüzden gençlik gitmeden elindekiyle yetinebilmeyi öğrenmek gerekir."

ZAMAN SU GİBİ AKIP GİDERKEN,KIYMETİNİ BİLMEMİZ DİLEĞİYLE....
 
#2
Ewet ama her şeyde yetinmeyi bilmekle olmuyor azim çaba gerekiyor ama bu hikaye şunu hatırlattı bana ''çarşıdaki pirinci ararken evdeki bulgurdanda olmak'' öyle değilmi

emeğine sağlık Eco
 
#3
ilk okuduğumda çok etkilenmiştim bende bir şiirle katılmak istiyorum konuya iznin olursa eco
biraz uzun bir şiir umarım okurken sıkılmazsınız

KÜÇÜK HANIM

Türkü söyler gibi konuşur küçük hanım
Dağılır yüzüne saçları
Gelincikler gibi taze ve güzel
Serçeler gibi uçarı

Çıksa sokağa biraz, sevdalıları
Dolaşır solunda sağında
Kolay kolay beğenmez kimseleri
Ufacık burnu Kaf Dağında

Sıcaktan soğuğa girmez elleri
Bin türlü işve, bin türlü naz
Yormaz gözlerini küçük hanım
Gazete bile okumaz

Moda dergilerinde bulur kendini
En pahalı kumaşları düşünür
Yaşamak: giyinmek demekmiş onca
Mutluluk: yaprakları pırlantadan bir güldür.

Birşey anlatılsa Anadolu’dan
Birden değişir yüzü
Melodileri yarım kalır dudaklarında
Ne oyunumuzu sever, ne türkümüzü

Bir beyaz martı gibi çırpınır durur
Denizin koynunda her yaz
Hani İstanbul olmasa, altın kumlar olmasa
Dünyada yaşayamaz.


KÜÇÜK HANIMIN HAYALLERİ

Uzanır yatağına yorgun
Gülümser gözleri kapalı…
Boğaz’da iki katlı bir ev düşünür,
Güvercinler gibi beyaz bir yalı

Palmiye ağaçları olmalı bahçesinde
Çiçeklerin bin türlüsü açmalı
Denizinde motor, kapısında araba
Biner binmez uçmalı..

Antika mobilyalar geçirir sonra aklından
Kuştüyünden yataklar…
İpek acem halıları odalarında
Sofrasında altın çatal bıçaklar…

İster ki, aşçıları, hizmetçileri bile
Su içsin altın kupadan.
El pembe- gül pembe çocuklarına
Dadılar gelsin Avrupa’dan.

Ve sonra çocukları: biri oğlan, biri kız
Şirin mi şirin, can mı can
Kocası dünyalar kadar zengin,
Tunç heykeller gibi yakışıklı her zaman.


KÜÇÜK HANIMIN KADERİ

Ve nihayet evlendi küçük hanım
Güzelim yüzünde çizgi çizgi gam
Kocası ne zengin, ne halden anlar biri
Üstelik çirkin ve kaba bir adam.

Evleri şimdi doğunun yoksul bir şehrindedir
Ne dağlar yol verir, ne ırmaklar su
Kalın kara bıyıklı, kara mavzerli adamlar
Kurmuşlar dağların başında pusu…

Öksüz bir ceylan gibi her akşam
Odadan odaya dolaşıp durur
Pencereden baksa bir yer görünmez,
Sokağa çıksa söz olur…

Kör kandiller gibi yanar elektrikler
Sokaklarda çirkin köpekler ulur
Gece şehir kulübüne gider kocası
Küçük hanım odasında yapayalnız oturur….

Büzülür korkudan bir köşeye çaresiz
Eski hayalleri bir bir uzaklardan el eder.
İstanbul’u düşünür, altın kumları düşünür
Sonra bel vermez dağları, yol vermez ırmakları

Kalın kara bıyıklı adamları düşünür…
Batar avuçlarına sedef tırnakları
Birşey kopar içinden, bir bilinmez yerinden
Nemli bulutlar geçer güzelim gözlerinden

Ah bu kader demeyin kısmet demeyin
Anlatılamaz şimdi küçük hanımın derdi
Her kuş dengiyle uçardı, böyle olmazdı
Küçük hanımlar bilselerdi…….

Y. B. BAKİLER
 
Üst