Yasa Ne Demek

'Ansiklopedik Bilgi' forumunda EyLüL tarafından 3 Temmuz 2012 tarihinde açılan konu



  1. Yasa Ne Demek


    Olguların gelişmesini belirleyen zorunlu, nedensel ve nesnel iç ilişki.

    Yasa, doğasal ve toplumsal bütün olguların doğal gelişmelerini belirleyen temel ilişkilerini dile getirir.

    Doğanın düzenli işleyişinin birtakım yasalara bağlı olduğu ilk düşüncelerce sezilmişti. Toplumun da doğa gibi nesnel yasalarla geliştiği tarihsel özdekçilikçe keşfedildi.

    Metafizik düşünce, doğanın düzenli işleyişini bir önceden belirlenme sayar ve bunu birtakım doğaüstü güçlere bağlar. Dinsel düşünce bu açıdan metafizikten daha açıktır, metafiziğin çeşitli varsayımlarını tek bir tanrı varsayımında özetler.

    Tarihsel olan, nesnelerin yasalı (doğal ve toplumsal yasalarla) gelişmesi; mantıksal olan, düşüncenin yasalı (mantık yasalarıyla) gelişmesidir.

    Tarihselle mantıksal eytişimsel bir birliktir. Mantıksal, kuramsal olarak belirtilmiş tarihsel, tarihsel, somut olarak belirmiş mantıksaldır.

    Nesnel yasalara bağlı olan insansal eylem, öznel amaçlar taşır.
    (Asıl doğrular tüm insanlar için aynı olan nesnel doğrulardır, insanların doğruları öznel doğrulardır N.)

    Felsefesel yasa kavramı, eytişimsel ve tarihsel özdekçilik öğretisiyle açıklanmıştır. Nesnel gerçekliğin bütün alanlarında; inorganik doğada, organik doğada, toplumda, düşüncede işleyen çeşitli yasalar vardır. Bütün bu yasaların ortak özellikleri felsefesel yasa kavramında özetlenir. Felsefesel bir ulam olarak yasa; nesnel gerçekliğin nesne, olay ve olguları arasında ve bunlardan herhangi birinin çeşitli yanları arasında, onları geliştiren zorunlu, nedensel ve nesnel iç ilişkidir. Yasa ilişkisi, nesnel gerçekliğin çeşitli ilişkilerinin en temel olanıdır. Rastlantısal, geçici, ayrıntılara özgü ve dışsal bir ilişki değildir. ‘Dışsal ilişkiler’, felsefesel ‘koşul’ ulamıyla dile getirilir. Yasaların işlemesi için koşullar gereklidir, ama hiçbir koşul içsel yasa olmaksızın nesne ve olguları geliştiremez (eş deyişle oluşturamaz). S.456

    Yasaların işlemesi için koşullar gereklidir.

    Örneğin bir yumurtanın içinde civcivin oluşması için ‘ısı’ (dışsal koşul) gerekir; ama ısı, içinde yaşambilimsel bir süreç (içsel yasa) bulunmayan bir taşı civcivleştiremez.

    Her yasa belli bir anlamda evrenseldir; eş deyişle belli bir sınıf, olgu ya da olayın, sadece bir bölümü için değil, tümü için geçerlidir. Bundan ötürüdür ki yasanın istisnası yoktur. (yasa, insanları kayırmaz N.)

    Örneğin bir cismin kapasitesiyle direnci arasındaki ilişkiyi ortaya koyan Arşimed yasası, sıvı içine konulan her cisim için geçerlidir. Evrende sıvı içine konulup da bu yasanın geçerliği dışında kalan hiçbir cisim yoktur. Bundan ötürüdür ki Engels ‘’yasa, doğadaki evrenselliğin biçimidir’’ der. Nesneler, olgular ve olaylar nesnel olarak (insan bilincinden, isteğinden ve iradesinden bağımsız olarak) varoldukları için, bunların içsel ilişkileri olan yasalar da nesneldirler.

    Yasalar insanlar tarafından yaratılmaz ve yok edilmezler.

    Ne var ki insanlar, bu yasaların bilgisini edinmekle, yasaların işlemesi için gerekli bulunan dışsal koşulları hazırlayarak ya da yok ederek bu yasalara egemen olabilirler; eş deyişle onların işleyişini daraltıp genişletebilirler, yavaşlatıp hızlandırabilirler. Örneğin uçaklar, yerçekimi yasasının bilinip ağırlığın alt edilmesiyle, göğe yükselebilmişlerdir. Tüm bilimlerin tarihi, insanların yasalara egemenliklerinin tarihidir. Ne var ki bu egemenlik ancak yasaların işleyiş doğrultusunda gerçekleşebilen bir egemenliktir. yoksa insanlar hiçbir zaman, yasaların işleyişini doğrultusundan saptıramazlar, geriye döndüremezler. Doğasal, toplumsal ve bilinçsel tüm süreçler ‘geri çevrilmezdirler’. Yasaların işlemesi için gerekli dışsal koşulları yok etmekle, yasa asla yok edilmiş olmaz; ancak işlemesi geciktirilmiş olur, yasalar işlemeleri için gerekli koşulları ergeç bulurlar ve işleyiş doğrultularının yolunu açarlar.

    Örneğin insanlar tonlarca ağırlıktaki bir uçağı göğe çıkarmakla yerçekimi yasasının doğrultusunu saptırmış, onu geriye çevirmiş, onu ortadan kaldırmış değillerdir. Tam tersine, yerçekimi yasasını bilip tanımakla uçağın ağırlığını yok etmekte ve onu böylelikle, eş deyişle yerçekimi yasasına uygun olarak ve bu yasanın doğrultusunda, uzaya gönderebilmektedirler. Doğasal, toplumsal ve bilinçsel tüm süreçler gibi yasaların geri çevrilmezliği de gelişmenin sürekliliğini ve evrenselliğini dile getirir. Yasalar, olgu ve olayların gelişmelerini belirleyen ilişkiler olmakla, her zaman gelişmenin doğrultusunda işlerler. Gelişmenin saptırılamayacağı ve geri çevrilemeyeceği gerçeğiyse tüm doğasal ve insansal tarihle tanıtlanmıştır. Yürmi yaşına girmiş insan hiçbir zaman on dokuz yaşına geri dönemez., kozasından çıkmış kelebek hiçbir zaman yeniden kozasına giremez. Tarihin tekerleklerini geriye döndürmeye çalışmak, boşunadır ve kesin bir yenilgiye mahkümdur. Nesnel yasaların denetim altına alınması, sadece onların bilinmesiyle değil, onlara uygun nesnel ilişkilerin oluşturulmasıyla olanaklaşır.

    Felsefe, yasaları üç kümede sınıflandırır:

    1. Tek ya da az sayıdaki olgularda geçerli olan ‘tikel yasalar’
    2. Çok sayıdaki olgularda geçerli olan ‘genel yasalar’
    3. Nesnel gerçekliğin tüm alanlarında geçerli olan ‘evrensel yasalar’

    Örneğin, fizikteki Ohm yasası, toplumdaki sınıf savaşımı yasası tikel yasalardır.

    Fizikteki ‘enerjinin korunumu’ yasası, toplumdaki üretim ilişkilerinin üretim güçlerine uygunluğu yasası genel yasalardır.

    Felsefe üç büyük evrensel yasa saptamıştır ki nesnel gerçekliğin tüm alanlarında (doğada, toplumda ve bilinçte) geçerlidir.

    1. Evrimin kökenini ve itici gücünü açıklayan ‘karşıtların birliği ve savaşımı yasası’
    2. Tüm niceliksel değişmelerin sürekli ve sıçramalı olarak niteliksel değişikliklere dönüştüğünü açıklayan ‘nicelikten niteliğe geçiş yasası’
    3. Evrimin sarmal biçimindeki karakterini açıklayan ‘olumsuzlamanın olumsuzlanması yasası’

    Bu yasalar, bir bitki yaşamından bir toplum yaşamına, bir düşünce öğretisi yaşamından, bir yıldız yaşamına kadar tüm evrensel gelişmenin (evrensel evrimin N.) nasıl gerçekleştiğini açıklar.

    Bu yasalar, tüm evrende, eskiyi dönüştürüp yeniyi oluştururlar. Bundan ötürüdür ki tüm evren, eş deyişle tüm özdek, sürekli ve sonsuz bir gelişme içindedir. Bu sürekli ve sonsuz gelişmeyse tüm evrensel süreçlerdeki geri çevrilmezliğin en belli kanıtıdır.

    Evrensel gelişmede yeni ve ileri olan, kesinlikle eski ve geri olanın yerini alır. Bundan ötürüdür ki yeni hiçbir zaman alt edilmez. Alt edilmez, çünkü yeni, evrensel evrimin ve gelişmenin zorunlu sonucudur. Alt edilmez, çünkü yeni nesnel koşullara en uygun olandır. Örneğin, eski çağların gymnosperm (tanelerinin koruyucu zarfı bulunmayan) bitkileri yerlerini nesnel koşullara daha uygun olan zarflı bitkilere, eski toplum biçimleri yerlerini nesnel koşullara daha uygun bulunan yeni toplum biçimlerine, eski düşünceler yerlerini nesnel koşullara daha uygun bulunan yeni düşüncelere bırakmışlardır. Yeni alt edilemez, çünkü elle tutulup gözle görülecek kadar belli bir nesnel gerçeklik olan evrim ve gelişme alt edilemez.

    Doğanın nesnel yasaları, bilinçsiz doğal güçlerin karşılıklı etkileriyle oluşmuş yasalar; toplumun nesnel yasalarıysa bilinçli insansal etkinliklerin karşılıklı etkileşimiyle oluşmuş yasalardır. Bundan ötürüdür ki toplumsal yeninin alt edilmezliği, doğasal yeninin alt edilmeliğinden farklı olarak bilinçli insan etkinliğini gerektirir.

    Tikel, genel ve evrensel yasalar birbirleriyle bağımlıdırlar. Genel yasalar birçok tikel yasaların, evrensel yasalar da birçok genel yasaların ortak öğelerini içerirler. Bu bakımdan yasalar, temel yasalar ve türev yasalar olmak üzere iki bölümde sınıflandırılabilirler. Türev yasalar, bir temel yasadan türeyen ve o yasayı somutlaştıran yasalardır. Türev yasalar, temel yasanın egemen olduğu tüm tikel alanlarda işlerler ve temel yasaya bağımlı olmaları dolayısıyla bütün bu tikel alanları birbirlerine bağlayıp somutlaştırırlar. Herhangi bir alanı, o alanın temel yasasına bağımlı olan bir türev yasalar hiyerarşisi işletir. Türev yasa, somut olaylara, temel yasadan daha yakındır. Örneğin kapitalist üretim düzeninin temel yasası, artık-değer yasasıdır. Ama bu temel yasanın türevleri olan değer yasası, emek yasası, yeniden üretim yasası vb. kapitalist üretim düzeninin tikel olaylarını işleterek tüm kapitalist düzende geçerli temel yasa olan artık-değer yasasını bütünlerler ve somutlarlar.

    Bundan başka kimi yasalar, örneğin mekaniğin yasaları gibi, olgular arasında matematik formüllerle dile gelebilecek niceliksel ilişkiler kurmazlar (? N.). ama ne türlü olursa olsun, bütün yasalar olgular arasındaki nesnel zorunlu ilişkileri yansıtırlar. Bilimsel gerekircilik (determizm), olay ve olgular arasındaki bu yasalılığın bilimce onaylanması demektir.

    Metafizik ve idealizm, bu yasalılığa karşı çıkıp yadgerekircilik ve usaaykırılık alanlarında boy göstermekle kendi bilim dışılığını bizzat tanıtlar. Kant gibi ünlü bir düşünür bile, idealizmin zorunlu sonucuna boyun eğerek, nesnel yasaların varlığını yadsımış ve her şeyin insan usuyla düzenlendiğini ileri sürmüştür (?N.):’’Bilimden yasaları çıkarıp atmayı istemek gerçekte, bilime hileli bir yoldan dinsel yasaları sokmak istemektir’’. Burjuva ideolojisi de zorunlu olarak nesnel yasalılığı yadsır. Çünkü olayların nesnel yasalarca düzenlendiğini kabul etmek demek, kaçınılmaz olarak burjuva ideolojisini tümüyle ortadan kaldırmak demektir. Ne var ki yasalar, bu savlarla gizlenemeyecek ölçüde bütün gerçeklikleriyle ortadadırlar. Yasalar olmasaydı bilim de olmazdı.