Vahiy ne demek hakkında bilgi

'Dini Bilgiler' forumunda Ezlem tarafından 1 Ocak 2011 tarihinde açılan konu


  1. Vahiy ne demek hakkında bilgi


    Sözlükte vahiy “süratlice ve gizlice bildirmek”tir. Bu kelimenin, “üstü kapalı sözle,
    söz sayılmayan seslerle, organların işaretleriyle, yaratılışta belli bir bilgi ve beceriyi varlığın
    özelliği kılmakla, yazıyla ve şeytan, cin gibi maddî olmayan şuurlu varlıkların zihinlere
    soktukları hayal ve fikirlerle (vesvese) bildirme” gibi anlamlarda kullanımları da vardır.
    Terim olarak vahiy, “Allah’ın peygamberlerine ulaştırdığı sözü, kelimesi, kelâmıdır.
    Yine Allah’ın kendisine yakın kullarına (velî) ya doğrudan veya melekler aracılığı ile
    ulaştırdığı bilgiler ve sözler için de –aşağıda örneği görüleceği gibi– vahiy kelimesinin
    kullanıldığı olmuştur. Ancak bunlar için yaygın olarak ilham terimi kullanılır. İlhamın
    değeri sübjektiftir; Peygamber’e gelen vahye aykırı olmamak şartıyla kime gelmişse onun
    için geçerli ve dayanak olabilir (Sadrüşşerîa, et-Tavdîh, II, 15).
    Kur’ân’da vahiy ve aynı kökten fiiller, “vahyetmek, ilâhî sözü, bilgiyi ulaştırmak”
    mânasında çok sayıdaki âyette kullanılmaktadır. Vahyin birden fazla şekli vardır:
    a) Vahiy meleği Cebrâil belli bir şekle –meselâ bir insan şekline– girerek gelir,
    başkalarının da duyup anlayacağı tarzda ilâhî sözü peygambere ulaştırır ya da kendine
    mahsus şekliyle yalnızca peygambere görünür ve sözü onun işitmesine uygun olarak
    kendisine ulaştırır. Hadis kitaplarının vahyi anlatan bölümlerinde bu vahiy tarzının
    örneklerinden bahsedilmiştir.
    b) Hz. Mûsâ’ya Tûrisînâ’da ve mukaddes vadide gelen vahiyde olduğu gibi,
    ulaştıran görünür bir aracı olmaksızın ilâhî söz işitilir (Meryem, 19/52; Kasas, 28/46; Tâhâ, 20/12).
    Bu tarz bir vahye mi‘racda Hz. Peygamber de muhatap olmuştur.
    c) Söz kalbe ve zihne doğrudan veya Cebrâil (Rûhulkudüs) aracılığıyla iletilir,
    gönderilir. Hz. Peygamber böyle bir iletişimi şu hadisinde dile getirmiştir:
    “Rûhulkudüs kalbime şu bilgiyi getirdi: Hiçbir kimse rızkını tüketmeden
    ölmeyecektir. Şu halde Allah’tan korkunuz ve rızkınızı güzel, meşrû yollardan talep ediniz.
    Rızkın gecikmesi sizi Allah’ın emirlerini çiğneyerek onu elde etmeye itmesin. Çünkü
    Allah’ın katında bulunanlar ancak O’na itaatle elde edilebilir” (Heysemî, Mecma‘u’z-zevâ’id, II,
    71,72).
    d) “Mûsâ’nın annesine, ‘Başına bir şey gelmesinden endişe ettiğinde onu nehre
    bırak...’ diye vahyettik” (Kasas, 28/7) meâlindeki âyette olduğu gibi Allah’ın iradesi ilham
    yoluyla bildirilir. Burada vahiy ilham mânasında kullanılmıştır.
    e) “Ve rabbin bal arısına şöyle ilham etti...” (Nahl, 16/68) âyetinde bildirildiği gibi
    Allah, bazı yaratıklarını belli bir bilgi ve beceriye programlamış, bu bilgi ve eylem biçimini
    onların tabiatlarının bir parçası, temel özelliği kılmıştır.
    f) Rüya yoluyla bildirilir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Vahiy kesildi, sona
    erdi, geriye yalnızca mübeşşirât kaldı. Bu da doğru bilgi getiren rüyalardır, bunu mümin
    görür veya ona gösterilir” (Buhârî, “Ta‘bîr”, 20; Müslim, “Salât”, 207-208). Bu maddede geçen
    vahiy de ilham mânasındaki vahiydir. Hz. Peygamber’e vahiy sâdık (doğru çıkan) rüyalarla
    başlamıştır. Ancak onun gördüğü rüyaları diğer müminlerin gördükleri rüyalarla

    karıştırmamak gerekir. Çünkü Hz. Peygamber’in vahiy mahiyetindeki rüyasının sabah
    aydınlığı gibi açıkça doğru çıktığı hadiste bildirilmiştir (Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 3; ayrıca bk. İbn
    Kayyim, Zâdü’l-me’âd, I, 78-80).
    Şûrâ sûresinin 51. âyeti, vahyin yukarıda geçen bütün şekillerini ihtiva etmektedir:
    “Herhangi bir insanla Allah’ın konuşması ancak vahiy ile veya perde arkasından ya da bir
    elçi gönderip izniyle dilediğini vahyetmesi şeklinde olabilir.” İlham ve rüya yoluyla olanlar
    “vahiy ile” kısmına girer. Programlama insana değil diğer bazı varlıklara ait olmakla
    beraber bunun için “Rabbin bal arısına ilham etti” (evhâ) ifadesi kullanıldığından (Nahl,
    16/68), o da bu kategoriye dâhildir. Getireni görmeden sözü işitme şekli “perde arkasından”
    kısmına, Cebrâil’in belli bir şekle girerek ilâhî sözü ulaştırması “bir elçi gönderip...”
    kısmına aittir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “vhy” md.).
    Kur’ân-ı Kerîm’de vahiy hem sözlük anlamında hem de terim olarak kullanılmıştır.
    Allah’ın vahyinin bütün çeşitlerini içine alan bir tanım vermek gerekirse “Vahiy, yüce
    yaratıcının genel olarak varlıkları, dilediği özelliklere ve hareket tarzlarına göre
    programlaması, özel olarak da insanlara ulaştırmak istediği ilâhî emir, yasak ve haberlerin
    tamamını vasıtalı veya vasıtasız bir tarzda, gizli ve süratli bir yolla peygamberlerine
    iletmesidir” demek mümkündür (ayrıca bk. Muhsin Demirci, Vahiy Gerçeği, s.26-27).
    Vahiyde “gizlilik” ve “sürat” özellikleri vardır. Vahiydeki sürati, bilgisayarın bir
    tuşuna basarak kısa bir zaman parçası içinde ciltler dolusu bilgiyi yükleme, nakletme,
    kopyalama örneğine bakarak tasavvur edip anlamak mümkündür.
    “Bilinmezlik” vasfı vahyin mahiyeti, ne ve nasıl olduğu konusuyla ilgilidir. Vahyin
    özel bir bilgi iletişim aracı olduğu bilinmekle beraber mahiyet ve keyfiyeti, neden ibaret
    olduğu, ilâhî sözün insana vahiy yoluyla nasıl intikal ettiği; konuşmak için dile, harfe,
    kelimeye ve sese ihtiyacı bulunmayan, konuşması insanın konuşmasına benzemeyen
    Allah’ın, kendi kelâmını peygamberlerine nasıl ilettiği ve bu kelâmın belli bir dile ait harf,
    kelime, cümle ve seslere nasıl dönüştüğü meçhuldür, gizlidir, sırdır; bu sırrın bilgisi sıradan
    insanlara verilmemiştir. Vahiy mahiyeti bakımından bilinemez olduğu gibi bu iletişimin
    oluşu, gerçekleşme keyfiyeti de gizlidir, üçüncü bir şahıs buna muttali olamaz.
     


Yükleniyor...