Türklerde Halı Sanatı nasıldır

'Sorun Cevaplayalım' forumunda Sitem tarafından 1 Ekim 2011 tarihinde açılan konu


  1. Türklerde Halı Sanatı nasıldır

    Halı sanatı, başından beri sıkı sıkıya Türklere bağlı olarak gelişmiştir. Bu bakımdan denilebilir ki, halı dünya medeniyetine Türklerin bir hediyesidir. İlk düğümlü halıların, üçüncü yüzyıldan evvel Orta Asya’da Türkler tarafından yapılmaya başlandığı, bu gün artık kabul edilmiş bir gerçektir. Onlar önce dokumalara yün iplikler düğümleyerek hayvan postuna benzer halılar meydana getirdiler; zamanla bunlardan diğer halılar gelişti.

    En eskileri Milâttan sonra üçüncü ve en yenileri de Milâttan sonra altıncı yüzyılda yapılmış olan bu Orta Asya halılarında henüz düğümler kabadır. Fakat bu zamanlardan ve altıncı yüzyıldan sonraki uzun boşluk devrinden zamanımıza kadar hiçbir halı parçası kalmamıştır.

    Bundan sonra halı sanatı onbirinci yüzyıldan itibaren Selçuklu Türklerinin hakimiyetiyle ve onlarla birlikte Orta Asya’dan, Batıya doğru yayılmıştır. Büyük Selçukluların bu eski halı sanatından da hiçbir eser zamanımıza kadar gelememiştir. Ancak Anadolu Selçukluları zamanından ve onüçüncü yüzyıl ortalarından kalan halılarla Selçuklu Halı Sanatı hakkında bir fikir edinebiliyoruz.

    Bunlardan Konya Alâeddin Camii’nde bulunmuş üçü büyük boyda ve bütün, beşi parça halinde sekiz Selçuklu halısından ibaret bir koleksiyon halen İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde bulunmaktadır. Çok yıpranmış halde zamanımıza kadar gelebilen bu halılar, daha sonraki halı sanatının asıl temeli olmuş, Orta Asya’da bulunan parçalar, halı sanatının gelişmesinde hiçbir rol oynamamıştır.

    Konya Selçuklu halılarından biri 5 metreden fazla uzunlukta ve 3 metreye yakın genişlikte, hemen hemen 15 metrekare büyüklüktedir. Renk ve kompozisyon bakımından da bu halılar o kadar ahenkli ve zengin bir gelişme gösteriyorlar ki, bu kadar yüksek bir sanat olgunluğuna ancak uzun bir gelişmeden sonra varılabileceği şüphesizdir. Bu hal de, Anadolu Selçuklularının halı sanatını beraber getirdiklerine işaret eder.

    Bunların renkleri umumiyetle koyu mavi ve koyu kırmızı olup üzerlerindeki motifler açık mavi ve açık kırmızı renktedir. Koyu ve açık sarı renkler ile bazen açık yeşil bir renk de görülür. Açık ve koyu renklerin çeşitleri ile çok zengin, ahenkli ve dinlendirici bir harmoni meydana getirilmiştir. Renk sayısı pek fazla olmamakla beraber nüans farklarıyla büyük bir zenginlik tesiri uyandırılmıştır. Motifler umumiyetle geometrik şekillerden ibarettir. Baklavalar, yıldızlar, etrafı çengellerle çevrilmiş sekizgenler en çok görünen şekillerdir. Bazen geometrik şemaya uydurulmuş nebatî motiflere de yer verilmiştir.

    Fakat bu Selçuklu halılarının en karakteristik tarafı, iki kûfi yazılardan meydana gelen geniş bordürlerdir. Bunlar, uçları üçgenlerle nihayetlenen dik harflerden ibarettir. Sonraları çeşitli değişmelere uğrayan kûfi yazılı bordür, Anadolu halılarında, Alman, Flaman, İtalyan ressamlarının tablolarında görülen halılarda onyedinci yüzyıla kadar yaşamaya devam etmiştir. Selçuklu halılarından alınan diğer motifler de sonraki devir halı sanatı üzerinde tesirlerini göstermiştir.

    Ondördüncü yüzyıl başlarından itibaren kuvvetle üslûplanmış hayvan figürleri de Anadolu halılarında görünmeye başlamıştır. Bunlar arasında iyice üslûplanmış bir ağacın iki tarafına dayanmış kuşlar, tek tek kuşlar ve dört ayaklılar tipiktir. Bir halının bütün kareleri tekrar eden örneklerle aynı dolguyu gösterir. Birbirine benzeyen üslûplanmış hayvan figürleri basit bir şekilde sıralanmaktadır. Aynı devirde kareler içinde geometrik motiflerle diğer bir halı grubunun mevcut olduğu tablolardaki tasvirlerden anlaşılmaktadır. Ondördüncü yüzyıl sonuna doğru hayvan figürlü halıların örneklerinde bir zenginleşme görülür. Sekizgenler ve kareler içine yerleştirilen tek tek kuşlar ve hayvanların yerini hayvan grupları almaya başlar.

    Onbeşinci yüzyılda örnekler daha da değişerek sulh içinde yanyana duran hayvanların mücadele halinde göründüğü, hayvan kavgası kompozisyonları ortaya çıkar. Bunlardan ejder ve zümrüd Anka mücadelesini canlandıran orjinal bir halı, halen Berlin Müzesi’nde bulunmaktadır. İtalya’da satın alınarak Berlin Müzesi’ne mal edilen bu ilk hayvanlı halıdan sonra diğer orjinaller birer birer ortaya çıkarılarak hayvanlı halılar grubu meydana gelmiştir.

    Bu yılın başlarında, Vakıflar Genel Müdürlüğünce Türbeler, Tekkeler ve Camilerden toplanmış olup Yeni Cami Hünkâr Kasrı’nda saklanan halılar arasından sergi hazırlamak üzere seçim yaparken, onbeşinci yüzyıldan kalma bir hayvanlı halı daha keşfedilerek, hayvanlı halılar grubuna yeni bir zenginlik kazandırılmıştır. Yakın zamanda etraflıca yayınlanacak olan bu halı, Marby halısını andıran III. tip Holbein kompozisyonuyla ortadan ikiye bölünmüş olup sembolik ejder-Zümrüdü Anka mücadelesi üslûplanmış halde iki defa tekrarlanarak canlandırılmaktadır. Kompozisyondaki ejder figürleri Konya Mevlâna Müzesi’nde bulunan hayvanlı halıdaki figürlerle hemen hemen tam benzerlik gösteriyor. Bu durumda halının Berlin ejder halısından sonraki tarihlerden ve onbeşinci yüzyıl son çeyreğinden kalmış olması akla yakın gelmektedir.

    Hayvan figürlü halılar onbeşinci yüzyılda gittikçe azalarak yerlerini geometrik motifli halılara bırakırlar. En çok kancalı sekizgen veya baklavaların yanyana ve üstüste sıralanması şeklinde bir kompozisyon görülür.

    Onbeşinci yüzyıl ortasından onaltıncı yüzyıla kadar zemini koyu renklerle geometrik sahalara ayrılmış ve bordürlerinde kufi yazıyı hatırlatan motiflerle yeni bir halı grubunun ortaya çıktığı göze çarpar. Bunlarda bütün örnekler ya geometrik veya kuvvetle üsluplanmış motifler haline gelmiştir. 1451’den başlayarak evvelâ İtalyan ressamlarının tablolarında sık sık resmedilen fakat sonradan Holbayn (Holbein)’in tablolarında çok görüldüğü için Holbayn halıları adı verilen bu çeşit halılardan az orjinal örnek kalmıştır. Zemini koyu renkli, çok defa kırmızı olan bu halılar onbeşinci yüzyıl ortasından onaltıncı yüzyıla kadar tablolarda görünmektedir. Holbayn halılarının bütün örnekleri geometrik veya kuvvetle geometrikleşmiş motiflerin sıralanmasından meydana gelmiştir. Bunların ilk iki tipinde örnekler küçük parçalıdır. Birinci tip geometrik olup, kaydırılmış eksenlerle düzenlenmiş baklava biçimi motifler ile sekizgenlerin alternatif olarak sıralanmasından meydana gelmiştir. İkinci tip bitki motiflerinden meydana gelen, haça benzer zengin baklavalar ve konturları kaybolmuş sekizgenlerle aynı şemayı muhafaza eder. Onaltıncı yüzyılda Venedikli ressam Lorenzo Lotto’nun tablolarında resmedildiği için bu ikinci tip, Lotto halıları adıyla da tanınmaktadır.

    Üçüncü tipte örnek zeminin bütün genişliğine yerleştirilen içi sekizgenlerle doldurulmuş büyük bir kare şeklindedir. Bu kare, uzunlama iki veya dört defa tekrarlanır. Dördüncü tip bunun değişik bir şekli olup sekizgenlerle doldurulmuş büyük karelerin altında ve üstünde ikişer küçük sekizgenden ibaret bir örnek gösterir.

    İlk iki tip Holbayn halılarında çok defa kûfi bordürler görülür ve bunlar zamanla örgü haline gelir. Sonraları bunların yerine bordürlerde görülen kıvrık dallar, çiçekler, rumîler ve bulut motifleri Uşak halılarını hatırlatır. Bu halılar teknik ve renk bakımından da Uşak halılarıyla yakınlık gösterdiğinden aynı bölgede yapılmış olmaları kuvvetle muhtemeldir. Esasen Holbayn halılarının küçük kareli ilk iki tipi daima kırmızı üzerine sarı örneklerle Uşak halıları grubuna geçişi hazırlamaktadır. III. ve IV. tip Holbein halıları da Bergama halılarına geçişi hazırlamıştır.

    Selçuklu halılarından sonra Türk halılarının ikinci parlak devri onaltıncı yüzyılda Uşak ve çevrelerinde yapılan halılarla başlar. Bunlar Anadolu halılarının en önemli grubunu teşkil ederler. Bazen çok büyük ölçüde ve zengin desenli olurlar. Bunlarda tuğla kırmızısı, koyu mavi ve parlak sarı renkler esastır. İkinci derecede olarak yeşil ve açık mavi renkler bazen siyah konturlar görülür. Beyaz zeminli olarak yapılan Uşak halılarında renkler daha hafiftir.

    Çok zengin çeşitleri olan Uşak halılarının iki ana tipi madalyonlu Uşak halıları ile yıldızlı Uşak halılarıdır. Madalyonlu Uşak halılarında örnek, ortada büyük bir madalyonla kenarlarda parça madalyonlardan veya madalyonların çeşitli şekilde sıralanmasından meydana gelir; halının ortası daima tam bir madalyonla belirtilmiştir. Yıldızlı Uşak halılarında, zeminde, koyu renkli yıldız motifleri görülür. Madalyonlar yıldız haline gelmiştir, bunlarda orta belirtilmez. Bu iki tipten madalyonlu Uşak halıları daha önemlidir ve on metre uzunluğa kadar yapılıyorlardı. Yıldızlı Uşak halıları ise orta büyüklüktedir.

    Onaltıcı yüzyıl sonlarında Uşak halılarının şöhreti bütün Avrupa’ya yayılmıştı. Avrupa’nın asil aileleri, üzerinde kendi armaları bulunan Uşak halılarını sipariş ediyorlardı. Böyle armalı Uşak halılarından örnekler günümüze kadar gelmiştir. Uşak halılarının en eski örnekleri onaltıncı yüzyıl ortasına kadar görünür. Kuşlu halılar adı ile tanınan Uşak halıları, örneği meydana getiren şekillerin ilk bakışta kuşu andırması yüzünden bu ismi almıştır. Hakikatte bu, birbiri ile karşılaşan iki yaprak motifi arasında zeminin çeşitli renginden meydana gelen aldatıcı bir görünüşden başka bir şey değildir. Onyedinci yüzyılda Uşak halılarının parlak devri devam eder. Onsekizinci yüzyılda bir gerileme başlar, bazı gruplar kaybolur, büyük gruplarda bozulma görülür.

    Sonraki devirlerde Bergama halıları, Kûfi bordürlerden başka Selçuklu halılarından diğer birçok motifleri de devam ettirmişlerdir. Bu halılar, geometrik örneklere uydurulmuştur. Bazen geometrik şemaya uydurulmuş stilize nebatî motifler görülür. İlk Bergama halılarında örnek, üst üste yerleşen iri ve basık sekizgenlerden meydana gelmiştir. Sonraları ortada büyük bir sekizgen, alt ve üst kenarlarda ikişer küçük madalyondan ibaret bir şema görülür.

    Anadolu halılarının klâsik şekilleri yanında onaltıncı yüzyılın ikinci yarısında teknik ve dekor bakımından tamamen farklı bir halı grubu görülür ki, bunlara “Osmanlı Saray Halıları” adı verilmektedir. Kumaş, çini, tezhip, cilt kapakları ve kalem işleri gibi bütün Osmanlı sanatı kollarında ortaya çıkan natüralist yaprak ve çiçek dekoru bu halılarda da kendini gösterir. Bütün diğer Türk halılarından farklı olarak Osmanlı Saray Halıları Sine düğümü (İran düğümü) ile yapılmıştır. Desenleri çok ince ve zengin olduğu için uçları birbirine daha yakın olan İran düğümü tercih edilmiştir. Düğümler yün ve pamuktandır, ipek düğüm yoktur. Yalnız argaç ve arışlarda bazen ipek kullanışmıştır. Bunların düğümleri de daha sık olup kadifeyi andıran yumuşak bir tesir bırakırlar. Zemin ve bordür arasında fazla bir ayrılık yoktur. Hançer gibi kıvrık, damarlı yapraklar, rozet çiçekleri, kıvrık dallar ve nar çiçekleri en çok görülen motiflerdir. Bazen tabiate çok yakın lâle, sümbül ve güller de dekorlar arasında yer almıştır.

    Bu saray halılarında da İran halılarının madalyon nizamı alınarak yine sonsuz bir örnek haline getirilmek suretiyle değiştirilmiş ve Türk halı üslûbuna uydurulmuştur. Fakat bunlarda madalyonlu Uşaklardan farklı olarak madalyon nizamı ikinci plânda kalmıştır. Esas örnek sonsuzluğa göre çizilmiş bir desendir. Madalyonlar ve köşe dolguları fazlasıyla küçülüp sonsuz örneğe uymak zorunda kalmıştır. Bu halılar hep Avrupa müzelerine ve koleksiyonlarına dağılmış olp memleketimizde İstanbul’da Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’ndeki yıpranmış fakat tamam olarak büyük bir halıdan başka hiçbir örnek kalmamıştır.

    Saray halıları cinsinden seccadeler de yapılmıştır. Bunlar yüksek sanat kuvveti ve kompozisyonları bakımından saray halılarının en çok tatmin eden şekilleridir. Son yıllarda ilk defa Kurt Erdmann tarafından ortaya atılmış ve sonra Ernst Kühnel tarafından da kabul edilerek benimsenmiş olan yeni bir fikre göre bu halıların İstanbul sarayından gönderilen örneklere göre Kahire’de yapılmış olması lâzım gelmektedir. Bazılarının Bursa ve İstanbul’daki özel tezgâhlarda yapılmış olduğu kabul edilmektedir.

    Saray halılarıyla aynı teknik ve özellikte yapılmış yeşil mihrap zeminli bir seccade İstanbul işi diye Sultanahmet Camii’ne vakfedilmiş ve hep bu isim altında tanınarak oradan Evkaf Müzesi’ne alınıp aynı isimle envantere geçirilmiştir. Arış ve argaçlar ipekten yeşil, kırmızı, sarı ve kahverenkler çok ince yumuşak ve parlak yünden beyaz ve açık mavi renkler pamuktan yapılmıştır. Seccade epeyce yıpranmış haldedir. Bunun çok iyi muhafaza edimiş diğer bir örneği Berlin Müzesi’nde bulunmaktadır ve 1610 tarihlidir. İstanbul seccadesi ise Sultanahmet Camii’nin tamamlanması tarihinde (1617) mihrabın önüne konulmak üzere buraya vakfedilmiş olmalıdır.

    Sultan I.Ahmet’in Seccadesi diye tanınan ve belki de camiin Hünkâr mahfeline konulmak üzere yapılmış diğer bir seccade halen Topkapı Sarayında hazine deposunda bulunmaktadır. Bu seccadenin fıstıkî renk mihrap nişinin ortasında koyu kırmızı sivri oval bir madalyon dolgusu vardır. Köşe dolguları krem rengi bir zemin üzerine firûze kıvrık dal ve rumîlerden meydana gelmiştir. Bordür bu tip seccadelerin klâsik bordürlerine benziyor. Bunların yünü o kadar incedir ki ilk bakışta ipek intibaını uyandırır.

    Türk ve İslâm Eserleri Müzesi’nde Kâbe motifli kahverengi bir seccade Osmanlı Saray Halılarının onsekizinci yüzyıl ortalarına kadar devam ettiğini açıkça gösterir. Bu halının mihrap nişi üç kemer ve ikisi bordürle kesilmiş olan dört sütunla üç bölüme ayrılmıştır. Kâbe motifi ortadaki koyu yeşil bölümde kemerin içine yerleştirilmiştir. Mihrap kemerine asılı kandiller, Kâbe motifi, yıldızlar ve sütun başlıkları gibi bazı kısımlarda gümüş sırma kullanılmış ve bunlar aşındığından alttan arış ve argaçlar meydana çıkmıştır.

    Onyedinci yüzyıldan itibaren Anadolu’da seccadeler geniş ölçüde ortaya çıkarak halıların en önemli bir grubu haline gelmişlerdir. Bunların en eski örneklerinin ne zaman meydana çıktığı ve mihrap motifinin ne zaman kullanılmaya başlandığı kesin olarak bilinemiyor. Eski seccadeler ortadan kaybolmuştur.

    Onbeşinci yüzyıldan kalan iki seccade, mihrap şekilleri gösterirler. Bunlardan biri koyu mavi zemin üzerine iki sıra halinde sekizer mihrap olarak onaltı mihraptan ibaret bir örnektir. Mihrapların etrafları kırmızı ile çevrili, kenarları mor renktedir. Mor renk onbeşinci yüzyıldan önce görülmez; bu bakımdan karakteristiktir. Onbeşinci yüzyıldan kalan diğer seccade üzerinde mihrabın ortasında asılı bir kandil motifi görülür. Böylece bugüne kadar bilinen en eski iki seccadede örnek olarak mihrap motifi görülür.

    Onyedinci yüzyıldan itibaren günümüze bol miktarda kalmış olan seccadelerde kandilden başka ibrik ve yaprak motifleri de görülür. Yanyana dizilmiş mihrap şekilleriyle çok uzun saf seccadeleri de vardır. Bunlarda bazen ayak yerleri işaret edilmiştir. Onyedinci yüzyılın sonlarına doğru bilhassa Gördes seccadeleri, kıvrak hatlarla çizilmiş mihrap nişleri ve iki taraftaki dekoratif sütûncukları ile dikkati çekerler. Bunlara marpuçlu Gördes denilir; çubuklu ibrikli diye anılan cinsleri de vardır. Mihrap zemini daima renklidir. Lâcivert zeminli olanlar en kıymetlileridir. Sonra sıra ile mavi, kırmızı ve yeşil zeminli olanlar gelir. Beyaz zeminli Gördesler pek nadirdir. Kız Gördes denilen seccadeler belki gelinlik çeyizi olarak yapılırdı. Bunların renkleri krem, kırmızı ve mavidir. Çifte mihraplı olarak yapılır.

    Kula seccadeleri mah renklidir ve mihrapları daha sadedir. Bordürleri çeşitli ince şeritlerle doldurulmuştur. Bunlarda sarı, mavi, kırmızı renkler çok kullanılmıştır. Pek geniş bordürlü olanları da vardır.

    Parlak renkli Lâdik seccadelerinde mihrabın alt veya üst tarafında sıralanan uzun bir sap halindeki çiçek veya ağaç motifleri karakteristiktir. Bunlarda kırmızı ve koyu mavi parlak renkler çok görülür. Geç devir Lâdik seccadeleri merdivenli mihrap nişi gösterirler.

    Milâs seccadelerinde zemin koyu şeftali kırmızısı, bordürler sarı ve yeşildir. Zemin mihrabın üst kısmında bir baklava teşkil etmektedir. Milâs seccadeleri, Gördes seccadelerinin şekillerini Bergama tesiriyle birlikte devam ettirirler. Milâs seccadelerinin bariz bir özelliği, bordür şeritlerinde görülen parlak sarı renktir.

    Kırşehir seccadelerinde iki veya üç çeşit kırmızı karakteristiktir. İki çizgili mihrabiyle bu seccadeler oldukça tanınmıştır. Marpuçlu cinsleri de vardır. Esas renkleri kırmızı, yeşil ve kremdir. Kırşehir’in kazası Mucur seccadeleri ile Bergama ve diğer cins seccadeler yukarıda görülen tiplerin az-çok değişmiş çeşitlerini gösterirler.

    Kilimler çok daha çabuk yıprandığından, eski parçalar zamanımıza kadar gelmemiştir. Konya Müzesi’nde koyu mavi, sarı ve gri renklerle pek yıpranmış halde bir kilim saklanmıştır. Onyedinci yüzyıl sonundan kaldığı tahmin edilen bu kilimden başka diğer kilimler en çok ikiyüz seneliktir. Fakat bunlarda eski kilimlerin örnekleri devam etmektedir. Parlak ve canlı renkleri, kuvvetli desenleriyle Anadolu’da yapılan kilimler, bugün de gözleri ve ruhları okşayan görünüşleriyle eski bir sanatın özelliğine sahiptirler. Sağlam bir renk zevki ve köşeli motifler bunlar için de karakteristiktir.
     


Yükleniyor...