Tasavvufî-işârî tefsirler hakkında bilgi

'Dini Bilgiler' forumunda Blue tarafından 30 Aralık 2010 tarihinde açılan konu


  1. Tasavvufî-işârî tefsirler hakkında bilgi

    Tasavvuf literatüründe işâret terimi, “maksadı, söz aracılığı olmadan başkasına
    bildirme; ibareyle anlatılamayan, yalnızca ilham, keşf gibi yollarla elde edilmiş bilgi ve
    sezgi sayesinde anlaşılabilecek kadar gizli olan mâna” vb. şekillerde tanımlanmış; sûfînin
    kalbine doğduğu kabul edilen ilham ve işaretlere dayanarak âyetlerin yorumlamasına da
    işârî veya tasavvufî tefsir denilmiştir. Söz konusu gizli anlamları kavramanın yolu olarak
    görüldüğü için tasavvuf da işaret ilmi olarak kabul edilmiştir (Serrâc, el-Lüma‘, s. 294, 296, 414).
    Sûfîlere göre Kur’ân’daki kelime ve cümlelerin ilk bakışta akla gelen dış (zâhir)
    anlamlarından başka bir de bunların derûnunda bulunan iç (bâtın) mânaları vardır. Bu
    mânaya ulaşmak, bilgi birikimi ve tefekkür kabiliyetinin yanında ahlâkî olgunluğu da
    gerektirir. Kur’ân’ın dış anlamını Arapça bilenler, iç anlamını yakîn ehli olan ârifler bilirler
    (Ebû Tâlib el-Mekkî, Kutu’l-kulûb, I, 108; Gazzâlî, İhyâ’, I, 105, 296). Sûfîler, işaret yoluyla çıkarılan
    mânanın geçerli sayılması için bunun zâhirî mânaya aykırı düşmemesini gerekli görürler.
    Ancak bu temel kurala aykırı işârî yorumlar da yapılmıştır. Meselâ Muhyiddîn İbnü’l-Arabî,
    Bakara sûresinin 6. âyetinde geçen “Allah’ı inkâr edenler” ifadesini, “Allah sevgisiyle dolup
    taşan gönüllerini dış dünyaya kapatanlar” şeklinde açıklamakta ve söz konusu âyetin
    bütününü zâhirî anlamın tam tersi bir anlayışla yorumlamaktadır (el-Fütûhâtu’l-Mekkiyye, I, 49,
    161, 179).
    Öte yandan İbnü’l-Arabî’den itibaren işârî tefsirlerde varlık ve bilgi teorisi gibi
    soyut felsefî konulara da yer verilmiştir. Özellikle geç dönemlerde yazılan işârî tefsirlerde
    ulûm-i garîbe (occult arts) denilen esrarengiz bilgilere dair literatürün de etkisi görülür.
    Taşköprizâde, havâss-ı Kur’ân, havâss-ı hurûf, cefr gibi konulardan bahsederken esrarlı
    ilimlerle Kur’ân arasındaki ilişkiye de temas eder (Mevzûâtü’l-ulûm, I, 396, 427-428; II,220, 244-
    246).
    Mutasavvıfların bazı bâtınî ve işârî yorumları, Kur’ân’ın lafzına ve mânasına uygun
    düşmediği, Arap dili ve edebiyatı kurallarına uymadığı gibi gerekçelerle hem ulemâ hem de
    ılımlı sûfîler tarafından eleştirilmiştir. Hâris el-Muhâsibî’nin, Ebû Zür‘a ed-Dımaşkî’nin
    nefisle ilgili işârî mahiyetteki açıklamalarını bid‘at ve dalâlet saydığı söylenir (İbnü’lCevzî,
    Telbîsü İblîs, s. 161). Serrâc, hatalı, lâubalice ve tahrif niteliğinde işârî yorumlar
    bulunduğunu belirtir ve bu yorumları Allah’a iftira olarak değerlendirir (el-Lüma‘, s. 126).
    Hadis âlimi İbnü’s-Salâh, Zerkeşî, Zehebî gibi âlimler de işârî tefsire eleştiride
    bulunmuşlardır. Zehebî, genel olarak takdir ettiği Sülemî’nin yorumlarında asla câiz
    olmayan unsurlar da bulunduğunu, bazı âlimlerin zındıklık işareti saydıkları bu tür
    yorumların Karmatîler’in tahriflerinden ibaret olduğunu savunur (A‘lâmü’n-nübelâ’, XVII,
    252). İbn Teymiyye genel olarak işârî tefsirleri sakıncalı bulmamakla birlikte bazı tasavvufî
    yorumların Bâtınîler’in te’villerine benzediğine dikkat çeker (Mecmû‘u fetâvâ, I, 243-245;
    V, 551; XIII, 362; XVII,113).
    İbnü’l-Arabî ve izleyicilerinin bâtınî ve işârî yorumlarına yöneltilen itiraz ve
    tenkitler ise çok daha ağırdır. Hatta Ali el-Kårî, Alâeddin el- Buhârî, Bikåî gibi âlimler,
    İbnü’l-Arabî’nin yaptığı yorumların küfür ve ilhad olduğunu ileri süren eserler yazmışlardır.
    Buna karşılık Abdurrezzâk Kâşânî, Kıvâmüddin Abdurrahman Câmî, Dâvûd-i Kayserî,
    Abdullah Bosnevî ve Bâlî Efendi gibi Fusûsü’l-hikem şârihleri ise İbnü’l-Arabî’yi ve
    izleyicilerini savunmuşlardır.

    Tasavvufî mahiyette tefsir yazan ilk kişinin İbn Atâ (ö. 309/922) olduğu kabul edilir.
    Ancak onun eseri günümüze kadar ulaşmamıştır. Ebû Abdurrahman es-Sülemî ve Ebû Nasr
    es-Serrâc’ın bu eserden yaptıkları alıntılar Paul Nawy tarafından bir araya getirilerek
    yayımlanmıştır (bk. Nusûs sûfîyye gayru menşûre, Beyrut 1986).
    Sehl b. Abdullah et-Tüsterî’ye nisbet edilen Tefsîru’l-Kur’âni’l-azîm her sûreden bir
    veya birkaç âyetin tefsirini içerir. Ebû Abdurrahman es-Sülemî’nin Hakåiku’t-tefsîr’i,
    sûfîlerin çeşitli âyetler hakkındaki yorumlarını bir araya getirmesi bakımından büyük önem
    taşır. Abdülkerîm el-Kuşeyrî, Sülemî’nin Hakåiku’t-tefsîr’i başta olmak üzere önceki işârî
    tefsirlerden de yararlanarak Letâifü’l- işârât’ı telif etmiştir. Kâşânî’nin Te’vilâtü’l-Kur’ân,
    Sadreddin Konevî’nin İ‘câzü’l-beyân fî te’vîli Ümmi’l-Kur’ân, Ebü’l-Berekât Cemâleddin
    es- Safedî’nin Keşfü’l-esrâr ve hetkü’l-estâr, Nizâmeddin Hasan b. Muhammed enNîsâbûrî’nin
    Garâibü’l-Kur’ân fî regåibi’l-Furkån ve Abdurrahman-ı Câmî’nin Tefsîrü’lCâmî
    adlı eserleri kayda değer tasavvufî tefsirlerdendir.
    Osmanlı döneminde yaşayan mutasavvıflar da selefleri gibi Kur’ân’ın tamamına
    veya bir kısmına çok sayıda işârî tefsir yazmışlardır. Bunların en kapsamlısı ve en çok ilgi
    göreni, İsmâil Hakkı Bursevî’nin Rûhu’l-beyân isimli eseridir (işârî tefsir hakkında daha geniş
    bilgi için bk. Süleyman Ateş, İşârî Tefsîr Okulu, Ankara 1974; Süleyman Uludağ, “İşârî Tefsir”, DİA, XXIII,
    424-428).
     


Yükleniyor...