Peygamberimizin (s.a.v) Evlenmesi

'Dini Bilgiler' forumunda EyLüL tarafından 7 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Peygamberimizin (s.a.v) Evlenmesi

    Muhammed aleyhisselâm yirmibeş yaşında iken ilk olarak Hazreti Hatice ile evlendi. Hazreti Hatice, Kureyş kabilesinin Esedoğulları kolundan kırk yaşında ve dul idi. Fakat, malı, cemâli, aklı, ilmi, şerefi, nesebi, iffet ve edebi pek fazla bir hatun idi. Yüksek ahlâkı ve üstün vasıfları sebebiyle Kureyş arasında Tâhire (çok temiz), İslâmiyet geldikten sonra da “Hadîcet-ül-Kübra” ismiyle meşhûr olmuştu. Hazreti Hatice mallarını Şam tarafına götürüp Busra’da satan Muhammed aleyhisselâmın adaletini, üstün ahlâkını ve hakkında duyduğu, şahit olduğu hadîseler sebebiyle onu son derece takdir etmişti. Bu hadîseden kısa bir süre sonra, yakınlarının araya girmesiyle evlenmeleri kararlaştırıldı. Peygamber efendimizin (sallâllâhü aleyhi ve sellem) bu sırada evlenecek kadar parası ve malı yoktu. O zaman da samimi bir arkadaşı olan Hazreti Ebû Bekir’e gidip borç istemeyi düşündü. Bu maksadla Hazreti Ebû Bekir’in dükkânına gitti. Hazreti Ebû Bekir dükkânının önünde oturuyordu. Peygamberimizi (sallâllâhü aleyhi ve sellem) uzaktan görünce bu gelen benim samimi dostum ve çok sevdiğim arkadaşımdır, dedi. Şimdi benden ne taleb ederse bol bol vereyim diye karar verdi. Peygamberimiz (sallâllâhü aleyhi ve sellem) yanına yaklaşınca üzüntülü görüp, sebebini sordu. Durumu anlayınca kasasını açıp, buyur istediğin kadar al dedi. Peygamber efendimiz (sallâllâhü aleyhi ve sellem) lâzım olduğu kadar alıp nikâh için gerekli hazırlığı yaptı. Nikâh meclisi Hazreti Hatice’nin evinde kuruldu. Ebû Tâlib ve Varaka bin Nevfel tarafından takdim konuşmaları yapıldı. Nikâhı Varaka bin Nevfel kıydı. Kureyş kabilesinin ileri gelenleri de nikâh şahidi olarak bulundular. Zamanının emsalsiz bir kadını olan Hazreti Hatice, evlilik hayatı boyunca Muhammed aleyhisselâma daima hizmet edip yardımcısı oldu. Muhammed aleyhisselâmın bu evliliği Hazreti Hatice’nin vefâtına kadar yirmibeş sene sürdü. Bunun onbeş senesi bi’setten önce on senesi bi’setten sonra idi. Muhammed aleyhisselâm, ilk zevcesi Hazreti Hatice hayatta iken başkası ile hiç evlenmemişti. Muhammed aleyhisselâmın Hazreti Hatice’den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere altı çocuğu oldu. Bunlar; Kâsım, Zeynep, Rukıyye, Ümmü Gülsüm, Fâtıma ve Abdullah (Tayyib) dır. Peygamberliği sırasında evlendiği Hazreti Mâriye’den de İbrâhim adlı oğlu olmuştu. Diğer zevcelerinden çocuğu olmadı. Zeynep, kızlarının en büyüğü idi. En küçük kızı Fâtıma babasının en sevgilisiydi. Hazreti Fâtıma Peygamberimiz (sallâllâhü aleyhi ve sellem) kırk yaşında iken doğdu. Erkek evlâtları küçük yaşta vefât ettikleri gibi, Hazreti Fâtıma’dan başka bütün kızları da O’ndan önce vefât ettiler. Hazreti Fâtıma da Muhammed aleyhisselâmdan altı ay sonra vefât etti. Hazreti Ali ile evlenmişti. Muhammed aleyhisselâmın soyu Hazreti Fâtıma evlâdı, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin ile devam etti. Resûlullah (sallâllâhü aleyhi ve sellem) ikinci defa olarak, ellibeş yaşında iken, Ebû Bekir’in (radıyallahu anh) kızı; Âişe ( radıyallahü anha) ile nikâhlanıp, üç sene sonra da Medine’de evlendi. Bunu Haticet-ül-Kübra’nın vefâtından bir yıl sonra, Allahü teâlânın emri ile nikâh eylemişti, ölünceye kadar, sekiz sene onunla yaşadı. Diğerlerini, hep Hazreti Âişe’den sonra, dinî, siyasî sebeplerle veya merhamet ve ihsan ederek nikâh etti. Bunların hepsi dul olup, çoğu yaşlı idi. Meselâ, Mekke’deki kâfirlerin, müslümanlara eziyet ve zararları dayanılamayacak bir dereceye geldikte, Eshâb-ı kirâmın bir kısmı Habeşistan’a hicret etmişti. Habeş padişahı Necâşî Hıristiyan idi. Müslümanlara çeşitli şeyler sorup, aldığı olgun cevaplara hayran kalarak imâna geldi. Müslümanlara çok iyilik yaptı. İmânı zayıf olan Ubeydullah bin Cahş, fakirlikten kurtulmak için, papazlara aldanıp mürted olmuş, dinini dünyâya değişmişti. Resûlullahın (sallâllâhü aleyhi ve sellem) halasının oğlu olan bu mel’ûn, karısı Ümm-i Habîbeyi de ( radıyallahü anha) dinden çıkıp zengin olmağa cebr ve teşvik etti ise de, kadın, fakirliğe ve ölüme râzı olacağını fakat Muhammed aleyhisselâmın dininden çıkmayacağını söyleyince, bunu boşadı. Sürünerek, sefaletten ölmesini bekliyordu. Fakat, az zamanda kendi öldü. Ümm-i Habîbe, Mekke’deki Kureyşin o zamanki baş kumandanı Ebû Süfyân’ın kızı idi. Resûlullah (sallâllâhü aleyhi ve sellem) o zamanlarda, kureyş orduları ile, çok çetin muharebelerle uğraşıyordu ve Ebû Süfyân, İslâmiyeti yok etmek için son gayreti ile çarpışıyordu. Resûlullah (sallâllâhü aleyhi ve sellem), Ümmî Habîbe’nin dininin kuvvetini ve başına gelen çok acı hali işitti. Necâşîye mektûb yazıp, (oradaki Ümm-i Habîbe ile evleneceğim. Nikâhımı yap! Sonra kendisini buraya gönder!) şeklinde talepte bulundu. Necâşî daha önce müslüman olmuştu. Mektuba çok hürmet edip, oradaki müslümanları sarayına davet ederek, ziyafet verdi. Hicretin yedinci yılında nikâh yapılıp, hediyye ve ihsanlarda bulundu. Bu suretle, Ümm-i Habîbe, imânının mükâfatına kavuşarak, orada zengin ve rahat oldu. Onun sayesinde, oradaki müslümanlar da rahat etti. Cennetde, kadınlar kocalarının yanında bulunacakları için, Cennetin en yüksek derecesi ile müjdelenmiş oldu ki, dünyânın bütün zevk ve nimetleri, bu müjde yanında pek küçük kalır. Bu nikâh, Ebû Süfyân’ın ilerde müslüman olmakla şereflenmesini hazırlayan sebeplerden birisi oldu. Görülüyor ki, bu nikâh, kâfirlerin iftiralarının ne kadar yanlış ve çürük olduğunu bildirdiği gibi, Resûlullahın (sallâllâhü aleyhi ve sellem) aklının, zekâsının, dehasının, ihsanının ve merhametinin derecesini de göstermektedir. İkinci misâl olarak; Hazreti Ömer’in (radıyallahu anh) kızı Hafsa ( radıyallahü anha) dul kalmıştı. Hicretin üçüncü yılında, Hazreti Ömer, Hazreti Ebû Bekir’e ve Hazreti Osman’a kızımı alır mısın dedikde, düşüneyim, demişlerdi. Bir gün, Resûlullah (sallâllâhü aleyhi ve sellem), her üçü ve başkaları yanında iken, (Yâ Ömer! Seni üzüntülü görüyorum, sebebi nedir?) diye sordu. Bir şişedeki mürekkebin rengi kolay görüldüğü gibi, Resûlullah (sallâllâhü aleyhi ve sellem) de, herkesin düşüncesini, bir bakışta anlardı. Lüzum görürse sorardı. Ona, hatta herkese doğru söylememiz farz olduğundan, Hazreti Ömer de, (Yâ Resûlallah (sallâllâhü aleyhi ve sellem) kızımı Ebû Bekir’e ve Osman’a (radıyallahu anh) teklif ettim, almadılar) gibi cevap verdi. Resûlullah (sallâllâhü aleyhi ve sellem) en çok sevdiği üç Eshâbının üzülmesini hiç istemediğinden, onları sevindirmek için, hemen buyurdu ki: (Yâ Ömer! Kızını, Ebû Bekir’den ve Osman’dan (radıyallahu anh) daha iyi birisine versem ister misin?). Hazreti Ömer şaşırdı. Çünkü, Hazreti Ebû Bekir’den ve Hazreti Osman’dan daha iyi kimse olmadığını biliyordu. (Evet, Yâ Resûlallah!) dedi. (Yâ Ömer, kızını bana ver!) buyurdu. Bu suretle, Hafsa ( radıyallahü anha), Hazreti Ebû Bekir’in ve Hazreti Osman’ın ve bütün mü’minlerin anneleri oldu ve bunlar, ona hizmetçi oldu ve Hazreti Ebû Bekir ve Hazreti Ömer ve Hazreti Osman birbirlerine daha yakın ve daha sevgili oldular. Üçüncü bir misal, hicretin beş veya altıncı senesinde, Beni Mustalak kabilesinden alınan yüzlerce esir arasında, Cüveyriyye ( radıyallahü anha), kabilenin reisi Hârisin kızı idi. Bunu satın alıp âzâd ederek, kendilerine nikâh edince, Eshâb-ı kirâmın (aleyhimürrıdvân) hepsi, biz, Resûlullah (sallâllâhü aleyhi ve sellem) ailesinin, annemizin akrabasını cariye olarak, hizmetçi olarak kullanmaktan hayâ ederiz dedi. Hepsi, esirlerini âzâd etti. Bu nikâh, yüzlerce esirin âzâd olmasına sebep oldu. Cüveyriyye ( radıyallahü anha) bu hali her zaman söyleyerek öğünürdü. Âişe ( radıyallahü anha) ve Cüveyriyye’den daha hayırlı, daha bereketli bir kadın görmedim, derdi. Resûlullah (sallâllâhü aleyhi ve sellem)’ın çok evlenmesinin mühim bir sebebi de, şerî’ati (İslâm dinini) bildirmek içindi. Hicab âyeti gelmeden, yani kadınların örtünmeleri emir olunmadan önce, kadınlar da Resûlullaha gelip, bilmediklerini sorar, öğrenirlerdi. Resûlullah (sallâllâhü aleyhi ve sellem) birinin evine gitse, kadınlar da gelir, oturur, dinler, istifade ederlerdi. Hicâb âyeti gelip, kadınların yabancı erkeklerle oturmaları, konuşmaları yasak edilince, yabancı kadınları kabul etmedi. Onların, bilmediklerini, mübârek zevcesi Hazreti Aişe’den sorup öğrenmelerini emir eyledi. Gelip soranların çokluğundan, Hazreti Âişe, hepsine cevap yetiştirmeğe vakit bulamıyordu. Bu mühim hizmeti kolaylaştırmak ve Hazreti Âişe’nin yükünü hafifletmek için lâzım olduğu kadar hanımı nikâh etti. Kadınlara ait yüzlerce nazik bilgileri, müslüman kadınlarına, mübârek zevceleri yolu ile bildirdi. Zevceleri bir olsaydı, bütün kadınların ondan sorması güç ve hatta imkânsız olurdu. Allahü teâlânın dinini tam olarak bildirmek için, çok evlenmek yükünü de omuzlarına aldı.
    Muhammed aleyhisselâm Hazreti Hatice ile evlendikten sonra da Mekke’de ticâretle meşgul oldu. Ticâreti, Saib bin Abdullah ile ortaklık şeklinde yürütürdü. Kazançlarıyla misafirleri ağırlarlar, yetimlere ve fakirlere yardım ederlerdi. Muhammed aleyhisselâm yine bu sıralarda Hazreti Hatice’nin kölesi Zeydi himayesine alıp, onu kölelikten âzâd etti. O zaman küçük yaşta bulunan Hazreti Ali’yi de yanına alıp evladı gibi yetiştirmiştir.

    Otuzbeş yaşında bulunduğu sırada Kâ’be hakemliği yaptı. O zaman yağmur ve seller sebebiyle Kâ’be’nin duvarları iyice yıpranmış, bir yangın sebebiyle de tahribata uğramıştı. Bu durum üzerine Kureyş kabilesi Kâ’beyi İbrâhim (aleyhisselâm)’ın yaptığı temele kadar yıkıp yeniden yapmaya başlamıştı. Her kabileye bir bölümünü vererek duvarları yükselttiler. Bu işin büyük bir şeref olduğunu bilen kabileler Hacer-ül-esved taşını yerine koyma hususunda anlaşamadılar. Her kabile böyle bir şerefe sahip olmak istediğinden aralarında gittikçe artan büyük bir anlaşmazlık çıktı. Dört beş gün süren bu anlaşmazlık sebebiyle nerdeyse kan dökülecekti. Bu sırada Abdulmuttalibin dayısı ve yaşlı bir zat olan Huzeyfe’nin (Ey Kureyş topluluğu! Anlaşamadığınız iş hakkında hüküm vermek üzere, şu kapıdan ilk girecek zatı aranızda hakem yapın) diyerek Kâ’beye açılan Benî Şeybe kapısına işaret etti. Orada bulunanlar bu teklifi kabul ettiler ve Benî Şeybe kapısına bakarak ilk girecek ve işin en nazik anında bu işi halledecek kimseyi beklemeye başladılar. Nihayet kapıdan, doğruluğunu, üstün ahlâkını son derece takdir ettikleri ve El-Emin (güvenilir) dedikleri Muhammed aleyhisselâmın geldiğini gördüler. (İşte El-Emin onun hükmüne razıyız) dediler. Durum Muhammed aleyhisselâma anlatılınca bir örtü istedi. Hacer-ül-esved’i bir örtü üzerine koyup (Her kabileden bir kişi bir ucundan tutsun) dedi. Taşı konulacağı yere kadar kaldırttı. Sonra da kendisi taşı kucaklayıp yerine koydu. Mekke’de çıkmak üzere olan büyük bir harbin böylece önlendiğini gören kabileler, onun bu hareketinden çok memnun oldular. Sonra da yarım kalmış olan duvarları yaparak tamamladılar.
     


Yükleniyor...