Orhan veli kanık kimdir

'Biyografi' forumunda Sitem tarafından 17 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. ORHAN VELİ KANIK (1914 - 1950)

    13 Nisan 1914 yılında İstanbul’da doğan Orhan Veli, 1932 yılında Ankara Gazi Lisesi’ni bitirdi. Daha sonra 1935'de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ndeki öğrenimini yarıda bıraktı, Ankara’ya giderek PTT Umum Müdürlüğü’nde çalıştı (1936-1942), Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’na memur oldu (1945), oradan ayrılınca (1947) Yaprak Dergisi'ni çıkardı (1 Ocak 1949’dan 15 Haziran 1950’ye kadar 28 sayı çıktı, Son Yaprak adlı özel bir sayı ölümü üzerine arkadaşları tarafından çıkarıldı).

    14 Kasım 1950 tarihinde beyin kanamasından öldü ve Rumelihisarı Mezarlığı'na gömüldü. Kişiliğini belli eden ilk şiirlerini arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’le birlikte Varlık Dergisi'nde yayımlamaya başladı, büyük bir ilgi gördü; sağlığında kendinden çok bahsettiren şair oldu. Şiiri bir takım kalıp ve klişelerden, şairanelikten, yıpranmış benzetmelerden kurtararak, daha kısa daha basit bir şekle soktu; yalın bir halk dili kullandı, gündelik sözlerle zaman zaman, büyük yergi ve espriden faydalanarak, gündelik yaşantılar üzerine yazdı.
    Bayrak

    Ey bir muharebe meydanında
    Avuçları kanımla dolu,
    Kafası gövdemin altında,
    Bacağı kolumun üstünde,
    Cansız uyuyan insan kardeşim!
    Ne adını biliyorum,
    Ne günahını.
    İhtimal aynı ordunun neferleriyiz,
    İhtimal düşman.
    Belki de tanırsın beni.
    Ben İstanbul' da şarkı söyleyen
    Tayyareyle Hamburg' a düşen,
    Majino' da yaralanan,
    Atina' da açlıktan ölen,
    Singapur' da esir edilenim.
    Alınyazımı kendim yazmadım.
    Bununla beraber biliyorum,
    O yazıyı yazanlar kadar olsun,
    Çiçekli dondurmanın tadını,
    Cazbant sesindeki sevinci,
    Meşhur olmanın azametini.
    Sen de nimetler tanırsın biliyorum;
    Çaydan, simitten,
    Kalınca bir paltodan gayrı.
    Zeytinyağlı enginar, kremalı keklik
    Bir kadeh
    Black And White viski,
    Kıl pranga kızıl çengi bir esvap.
    Yirmi yıllık çalışmanın
    Bir kurşunluk hükmü varmış,
    Hayata
    Harkof bölgesinde atılmakmış nasip;
    Aldırma.
    Biz bir bayrak getirdik buraya kadar;
    Onu da ileriye götürürler;
    Şu dünyada topu topu
    İki milyar kişiyiz,
    Birbirimizi biliriz.


    Dar Kapı

    Nedir bu geceyle gelen birsam?
    Duyuyorum serzenişlerini.
    Karanlıkta ağzının yerini
    Arıyor deli gibi hafızam.

    'Yanıyor unutulmuş buhurdan
    Yine gecenin içinde sesiz'
    Hatıralarla kabaran deniz,
    Doluyor ruhun oluklarından

    Işık yağıyor doğan geceden;
    Nasıl diriliş bu, neden sonra?
    Bu rüya gibi geceden sonra
    Gidecek mi o maziden gelen?

    Seziyorum senelerce susan
    Ruhumda taptaze bir geriniş.
    Sonuna vardığım çölden geniş
    Ayaklarıma acılan umman.

    Butun mevsimlerimin üstüne
    Geriliyor bembeyaz bir kanat.
    Gelip durdu artık işte hayat
    Bana hep onu vadeden güne.
    Artık ebedi huzur deminin
    İçebilirim sırlı taşından
    Girmek üzereyim dar kapısından
    O eski rüyalar âleminin.


    Ekmek

    Dilimin ucunda bir eski arkadaş adi,
    Unutulmuş şekilleri taşıyan bulutlar;
    Bir gökyüzü genişliğiyle ruhuma dolar
    Otların içine sırtüstü yatmanın tadı.

    Avucumda sıcaklığını duyduğum ekmek;
    Üstümde hatırası kadar güzel sonbahar;
    O bembeyaz, o tertemiz bulutlara dalar
    Düşünürüm bir çocuk türküsü söyleyerek.
     


Yükleniyor...