Nesih nedir nesih hakkında bilgi

'Dini Bilgiler' forumunda Ezlem tarafından 30 Aralık 2010 tarihinde açılan konu


  1. Nesih nedir nesih hakkında bilgi

    Sözlükte “değiştirmek ve gidermek” mânasına gelen nesih ilk devirlerde mutlak
    olarak bu anlamlarda kullanıldığı halde fıkıh usulünün oluştuğu ve tedvin edildiği
    zamanlardan itibaren şöyle tanımlanmıştır: “Sonra gelen bir nassın, öncekinin –ikisi bir
    arada olmayacak ölçüde karşıt– hükmünü kaldırması.” Bu iki anlayış farkı sebebiyle
    Kur’ân-ı Kerîm’de nesheden (nâsih) ve neshedilmiş bulunan (mensuh) âyetlerin sayısı farklı
    tesbit edilmiş, hükmü tamamen kaldırmayıp kapsamını daraltan, kayıt ve sınır getiren
    değişiklikleri de nesih sayan ilk devir yorumcularına göre sonraki usulcülerin tanımında
    mensuh âyet sayısı azalmıştır.
    Allah’ın insana ve tabiata hâkim kıldığı kanunlar içinde bir de “değişim kanunu”
    vardır. Buna göre fert ve grup olarak insan bilgisi, becerisi, eseri… değişiklikler geçirmekte,
    bir cihetten ve bir zaman diliminde terakki ederken bir başkasında inişe geçmektedir. Bu
    kanun (kevnî hüküm) karşısında ilâhî dinlerin (şer‘î hükümler) uyumsuz kalması
    düşünülemez; çünkü dini gönderen de tabiat kanunlarını koyan da Allah’tır. Biri diğerinden
    sonra gelen iki din arasına uzunca bir zaman dilimi girdiği için evrensel ve ebedî olan
    hükümler dışında kalan tâlimat ve kuralların değişmesi (sonra gelen dinin, öncekine ait bazı
    hükümleri yürürlükten kaldırması) tabiidir. Ancak bir dinin tebliğ ve tatbikinin ilk
    yıllarında, muhataplarını yeni hükümlere ve uygulamalara alıştırmak maksadıyla, birbirini
    değiştiren hükümlerin arka arkaya gelmesi câiz midir? Bu mesele öteden beri İslâm âlimleri
    arasında tartışılmıştır.
    Sahâbe devrinde anlaşıldığı gibi “özel bir hükmün geneli özelleştirmesi, mutlak olan
    ifadenin sınırlandırılması, bir kayıt veya vasfın ihtirazî (bağlayıcı) olmadığının açıklanması,
    ilk bakışta anlaşılan mânanın kastedilmediğinin beyan edilmesi...” kabilinden
    değişikliklerin, açıklamaların câiz ve vâki olduğu genellikle benimsenmiştir. A ve B gibi
    birbirine her yönden zıt iki hükümden, sonra gelenin öncekini yürürlükten kaldırması
    mânasındaki değişiklik (nesih) Sünnî çoğunluk tarafından câiz görülmüş ve
    örneklendirilmiş olmakla beraber bazı âlimler “Nazarî olarak câizdir, fakat böyle bir örnek
    yoktur” tezini savunmuşlar; neshin gerçekleşmiş bulunduğuna örnek olarak çoğunluğun
    gösterdiği âyetleri farklı yorumlamışlar, arada çelişki bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.
    Neshin gerçekleştiğini iddia edenlerden bir kısmı sayıyı hayli kabartır- ken Ebû
    Bekir İbnü’l-Arabî (ö. 543/1148), Süyûtî (ö. 911/1505) gibi âlim- ler sayıyı yirmiye, çağdaş
    âlimlerden Faslı Hâcevî on ikiye, Hindistanlı Şah Veliyyullah (ö. 1176/1762) beşe kadar
    indirmişlerdir (Veliyyullah, el- Fevzü’l-kebîr, s. 21 vd., 56; Hâcevî, el-Fikrü’s-sâmî..., I, 34
    vd.; örnekler için bk. Hayrettin Karaman, İslâm Hukuk Tarihi, s. 62 vd.).
    Şah Veliyyullah’ın mensuh olduğunu kabul ettiği beş âyetten üçü Resûlullah’la
    ilgilidir. Bunlardan biri ona mahsus evlenme hakkı, diğeri de yine bağlayıcılığı kendilerine
    özgü olan gece namazı (teheccüd) konusundadır; üçüncüsü ise onunla gizli bir şey
    konuşmak isteyenlerin önceden fukaraya sadaka vermelerini isteyen âyettir (Mücâdele
    58/12). Bu üç âyetin mensuh olduğu kabul edilse bile –ki, bu da tartışmaya açıktır– ümmeti
    alıştırarak din kurallarını koyma gerekçesiyle bunların bir ilgisi yoktur; Hz. Peygamber’in
    hayatı ve hayatta olduğu dönemle ilgilidir. Geriye iki âyet kalmaktadır:
    1. Bakara sûresinin 180. âyeti. Ana-babaya ve akrabaya mâkul ölçüde bir malın
    vasiyet edilmesini isteyen bu âyetin hükmünü miras âyetinin (Nisâ 4/11-12) kaldırdığı iddia
    edilmektedir. Halbuki miras âyetinin kendilerine belirli pay getirdiği akraba dışında
    kalanlara vasiyet mecburiyetini devam ettirdiğini, vasiyet âyetini kapsamını daraltarak
    yürürlükte bıraktığını düşünmek, âyetleri böyle yorumlamak ve uzlaştırmak mümkündür.
    22
    2. Enfâl sûresinin 65. âyetinde müminler savaşa teşvik edilmiş, bir müslümana karşı
    on düşmanla vuruşsalar bile galip gelecekleri bildirilmiş; 66. âyette ise sayı azaltılarak ikiye
    karşı bir oranında olsalar bile savaşı kazanacakları ifade edilmiştir. Bu âyetlerden
    ikincisinin birincisini neshettiğini söyleyenlere biz katılmıyoruz. Çünkü savaşta asıl olan
    kazanma ihtimali veya savaşa girme zaruretidir, bunlar da durum ve şartlara göre her zaman
    değişebilir (ayrıca bk. 2/106).