Minyatür Tarihi ve Özellikleri

'Tarih Bölümü' forumunda Meryem tarafından 18 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Minyatür

    Minyatür, çoğunlukla el yazması kitaplara çok ince işlenen, küçük ve iki boyutlu olarak resimlenen sanatın adıdır. Kelimenin terminolojisine indiğimiz zaman, miniatura adlı tezhipten bu ismi alarak ‘’sülüğenle boyanmış’’ anlamını taşırken, daha sonraki yıllarda minor kelimesinin etkisinde kalarak ‘’küçük resim’’ anlamını kazanarak halk tarafından da bu şekilde benimsendiği görülmüştür.Minyatür daha çok İslam sanatında kendine yer bulmuştur. İslam sanatında minyatüre tasvir, minyatür sanatçısına ise musavvir yahut nakkaş denmiştir. Küçük boyutlu resimler olduğu için nakış sözcüğü minyatürle daha çok bağdaştırılmakta, Osmanlı Devleti döneminde ise nakışın yanında tasvir, sebih, tarrahi, nigar, hurda, suret, meclis gibi isimlerle de tanımlandırmışlardır.

    TARİHÇE
    Minyatür resim sanatı bir çok toplumun kültürel etkilerini taşımaktadır. Sasaniler, İran, Mezopotamya, Mısır, Bizans, Roma, Orta Asya’da Uygurlar ve Mani, Uzakdoğuda Çin ve Hint, Anadolu’ya gelindiğinde ise Osmanlı Devleti minyatür sanatına olan anlayışları etkilemiştir. Bunlara kısaca bakacak olursak;İslam minyatürlerinin en eski örnekleri 12. ve 13.yy.’da karşımıza çıkmaktadır. İran’da rahiplerin elinde bulunan minyatürlü yazmalar birçok nakkaşa ilham kaynağı olmuştur. Bunun yanında Maniheizm’in de minyatür sanatını etkilediği bilinmektedir. 1923 yılında Maniheist Uygur minyatürleri, kompozisyon anlayışı ve figür tipleri açısından Selçuklu minyatürlerinin öncüleri sayılmaktadır. Selçuklu minyatürleri ise İran’dan Mezopotamyaya, Suriye ve Anadolu’ya yayılmasıyla ilk Türk-İslam minyatür sanatının doğmasına sebep olmuştur. Bugüne ulaşan en eski örnekler, Dioskorides’in şifalı otlar hakkında yazmış olduğu bir yazmadır.Bizans minyatürlerine baktığımızda ise en erkeni 11.yy.’a aittir. Bizans resim sanatının üslupsal olarak etkilediği düşünülen bir örnek, Kitabü’l Baytara’dır. Ayrıca 13.yy. başlarında hazırlanan Varaka ve Gülşah adlı bir minyatür yazmada görülen minai tekniğinin kullanılması ve figür tipleri Selçuklu üslubunun başlıca örneklerindenken, Bizans sanatının etkilerini taşıyan III.Keyhusrev’e ithaf edilmiş Nasreddin Sivasi’nin tezkiresi de önemli eserlerdendir.Neredeyse her toplumda karşımıza çıkan minyatür resimlerden İlhanlı Minyatürleri, Timur Minyatürleri, Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türkmen Minyatürleri, Safavi Minyatürleri, Tebriz ve İsfahan minyatürleri, Özbek Minyatürleri, Müslüman-Hint Minyatürleri önemli eserler vererek bu sanatın bugünki şeklini almasına yardımcı olmuşlardır.Osmanlı minyatürleri ise oldukça önemlidir. Bu dönemde minyatür sanatı neredeyse altın çağını yaşamıştır. Osmanlı minyatürlerinin en erken örnekleri, Edirne’de 15.yy.’da karşımıza çıkmaktadır. Bunlar Külliyyat-ı Katibi ve Ahmedi’nin İskendernamesi’dir. İstanbul’un fethinden sonra ise sanatsal kimliği ile de bilinen Fatih Sultan Mehmed kendi portresini İtalyan ressam Gentile Bellini’ye yaptırmış ve bu yuvarlak kemer içindeki yağlı boya portre resim Osmanlının nakkaşlarını etkilemiştir. Artık üslupsal farklılıklar baş göstermiş, özellikle Sinan Bey ile Şiblizade Ahmed üsluplarını değiştirmişlerdir.II.Bayezid döneminde ise edebi konuların ağırlıkta olduğu minyatürler sadece Türkmen üslubuyla değil Batı sanatının da etkilerini taşımaktadır. Buna örnek olarak Kelile ve Dimne yazması gösterilebilir.Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise artık minyatür sanatında kendine özgü bir üslubun doğduğu görülmektedir. Ali Şir Nevai’nin Divanı, Arifi’nin Guy u Çevganı ve Selimname gibi tarihi konulu eserler örnek gösterilebilir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise Matrakçı Nasuh’un figürsüz manzaralar ve topografik şehir minyatürleri oldukça önemlidir. Buna bir örnek olarak padişahın Irak Seferi’ni anlattığı Mecmua-i Menazil örnek gösterilebilir.Sultan I.Ahmed döneminde tek yapraklı olan bu minyatürlerin artık bir el yazması albüm şeklinde toplandığı görülmektedir. Kalender Paşa’nın I.Ahmed Albümü buna örnektir. 18. ve 19.yy.’a gelindiğinde ise minyatür resim sanatının geldiği boyut şaşırtıcıdır. Bu dönemde hazırlanan kıyafet albümleri ve sefaretname türündeki eserler de üç boyutlu bir anlatım görülmektedir. Artık minyatür resimlerinde de derinlik algısı oluşturulmaya başlanmış olup, yağlı boya ve sulu boya gibi malzemelerin kullanılmaya başlandığı kağıt üzerine tempera gibi tekniklerin kullanıldığı bir dönemdir. Tuval resimleri doğmuş, bu da geleneksel Osmanlı minyatürlerinin sonunun gelmesine neden olmuştur.

    MİNYATÜR SANATINDA MALZEME KULLANIMI
    Yüzyıllar boyunca her toplumda uygulama şekli olarak değişiklikler gösteren minyatür sanatında, boyalalar daha çok topraktan üretilmiştir. Renkleri üst üste kullanmak için boyalar su ile inceltilirken, daha çok parlaklık kazanmak için ise boyaların içlerine yumurta sarısı katılmıştır. 18.yy.’a gelindiğinde ise yumursa sarısının yerini tutkalın aldığı görülmektedir. Osmanlı Devletinde boyaların yanı sıra minyatürlerde özellikle padişaha yapılan özel albümlerde altın ve gümüş kullanımı da sıklıkla karşımıza çıkmaktadır.İnce ince işlendiğinden ötürü minyatür resimlerinde kullanılan fırçalar da özel olarak imal edilmekteydi. Tüy kalem adını verdikleri fırçaları, üç aylık beyaz kedilerin ense tüylerinden yaptıkları bilinmektedir. Bu tüyleri yine çok ince olan bir ibrişimle bağlayarak bu kısım güçlü bir tutkal ile tutturulur ve son olarak güvercinin kanadından çıkardıkları ve hazır ettikleri kalemlerin içine yerleştirilirdi. Bunun yanı sıra bazı toplumlarda samur fırça kullanımı da görülmüştür.Minyatür resimler sıklıkla tercih edilen kağıt kullanımından başka kitap kapakları, papirüs, parşömen, fildişi, ahşap gibi malzemelerde de karşımıza çıkmaktadır. Kullanılan kağıtlar ise yine özel bir imalatın sonucu olan yumurtalı yahut aharlı kağıtlardır. Yapılan resmin çizgisel ve görsel açıdan en iyi gösterecek şekilde hazırlanan bu kağıtların üzeri arapzamkı ile karıştırılmış üstübeç sürülmekteydi. Renklere saydamlık kazandırmak için ise bu yüzeye bir katta altın tozu sürüldüğü bilinmektedir.