Metafizik (Fizikötesi, Doğaötesi) Hakkında Bilgi

'Eğitim Merkezi' forumunda Merve tarafından 30 Temmuz 2012 tarihinde açılan konu


  1. Metafizik (Fizikötesi, Doğaötesi) Hakkında Bilgi

    Eskiyi korumaya çalışan dünya görüşü.

    Antikçağ: Metafiziğin temeli antikçağın ünlü 'değişirlik'le 'değişmezlik' tartışmasındadır. İlk düşünceler varlığın temelini aramışlar ve bunu hep canlı bir değişme süreci içinde bulmuşlardı. İlkin Kolophon'lu Ksenofanes (İ.Ö: 569-477) değişmezlik sorununu tanrıbilimsel alanda öne sürdü ve değişmez nitelikte tek bir tanrı tasarımladı. Görüldüğü gibi, 'değişmezlik' sorunu ya da 'devimsizlik' düşüncesi tanrı düşüncesiyle kökten bağımlıdır. Metafiziğin kaderi de yüzyıllar boyunca bu bağımlılıkla çizilecektir. Ksenofanes'i izleyen Parmenides, değişmezlik savını geliştirerek onu varlığın temeli yaptı ve değişirliği duyularımızın bir kuruntusu saydı. Parmenides'e gelinceye kadar bütün düşünürler doğasal deneyler (deneyimler N.) üstünde düşünmüşlerdi. İlkin Parmenides deneyi bir yana bırakarak gerçeğe salt düşünceyle varmak istedi. Görüldüğü gibi, 'devimsizlik' düşüncesi 'deneydışılık'la kökten bağımlıdır. Metafiziğin kaderi de yüzyıllar boyunca hep bu bağımlılıkla çizilecektir. Böylelikle daha antikçağın ilk düşüncelerinde metafiziğin iki önemli niteliği belirmiş oluyordu: Devimsizlik ve deneydışılık. Metafiziğin bu iki önemli niteliği günümüze gelinceye kadar değişmemiştir. Parmenides'in 'değişmez(günümüze kadar değişmemiş N.)' bir savıyla metafizik doğmuş oluyordu. Parmenides'i izleyen öteki Elea'lılar (Melissos, Zenon, Gorgias) bu savı daha da pekiştirdiler.

    Daha sonra Platon düşünceyi tanrılaştırdı. Aristoteles'de, kendi katkılarıyla birlikte, bütün bu, 'düşünceyle kavranan ilkeler'e, 'duyularla kavranan bilgi (fizik) 'in üstünde saydığı 'usla kavranan bilgi'yi kapsadıklarından ötürü 'ilk felsefe' adını verdi. İ.Ö. 1. yüzyılda Rodos'lu Andronikos Aristoteles 'in kitaplarını sıralarken doğabilgisi kitaplarından sonra gelen kitaplar, (konular N.) anlamında bu yapıtlara 'meta phusika (metafizik) adını verdi. Aristoteles bu on dört kitabında Thales'ten Platon'a kadar bütün varlık öğretilerini inceler ve varlığın özdeksel nedenlere bağlanmasını eleştirir. 'Metafizik' adını sonradan alacak olan 'ilk felsefe'yi ''Varlık olarak varlık ya da varlığın ilkeleriyle nedenlerinin ve onun temel niteliklerinin bilimi'' olarak tanımlar. Metafiziğin ilk tanımı budur. Aristoteles sorar: Bir at attır, onun at olmasını, eş deyişle varlığın neyse öyle olmasını sağlayan nedir? Görüldüğü gibi metafizik, daha ilk adımlarında bir düşünceyle tanımlama, eş deyişle bir 'mantık' işi olmaktadır. Metafizik, bu niteliğini, mantıkçı olgucuların elinde, günümüzde de sürdürmektedir. Metafizik hiçbir çelişmeye yer vermeksizin, 'nedir'in bilimidir. Bunu sağlamak için de, daha ilk adımda, çelişmezlik belitlerini (aksiyomlarını) saptamak zorundadır.s.259

    Ortaçağ: Metafiziğin temel öğeleri antikçağda belirmiş ve saptanmış bulunuyordu. Bunlar: Değişmezlik, devimsizlik, tanrılık, deneydışılık, salt düşünceyle kavranırlık, mantıksallık'tı. Yoğun bir tanrısallığın egemen olduğu ortaçağ düşüncesi, tanrıbilimini kolaylıkla bu temeller üstüne oturtabilirdi. Nitekim de öyle oldu ve 'metafizik' deyimi 'tanrıbilim'le anlamdaş kılındı. Ortaçağda 'felsefe' deyimi de bu anlamdaşlığa katılmıştır; çünkü bu çağda felsefenin konusu bütünüyle metafizik, eş deyişle Aristoteles'in 'ilk felsefe' adını verdiği kitaplarda-ki bu kitaplara daha sonradan 'metafizik' adı verilmiştir-işlediği konulardı. Ne var ki 'metafizik'le gerek 'felsefe' gerek 'tanrıbilim' arasında önemli yöntem farkları vardı. Metafizik dünya görüşü dünya çapında etkili olan büyük gücüne ortaçağ skolastik Hıristiyan düşüncesinde erişmiştir. Ortaçağ egemenliği tümüyle Hıristiyan kilisesinin elindedir. Hıristiyan kilisesine göre dinsel dogmaların dışında hiçbir bilim yoktur, tek gerçek dinsel dogmalardır. Bu alanda felsefe yapmak, dinsel dogmaları açıklamaya ve doğruluklarını tanıtlamaya (ve empoze etmeye N.) çalışmaktan ibarettir. Birçok aydın düşünceleri kapsadığı halde ortaçağa 'karanlık çağ' adı verilmesinin nedeni budur. Tümüyle metafizik temele dayanan ortaçağ, Hıristiyan skolastiğinin kurucusu Scottus Eriugena (833-880), geliştiricileri Anselmus (1079-1142), Aquino'lu Saint-Thomas (1224-1274), Dusn Scous (1274-1308)'tür. Eriugena'ya göre Tanrı salt yokluk, sonsuzdan gelip sonsuza giden sırdır. Anselmus'a göre bizler inanmak için düşünmüyoruz, tersine düşünmek için inanıyoruz; inan her türlü tartışmadan önce gelir, inanılacak olan tek güç de bütün varlıkların varlıklarını kendisinden aldıkları biricik varlık olan Tanrı'dır. Abaelardus, Augustinus'un 'Anlamak için inanıyorum' ilkesini eleştirmekle beraber, vahyedilmiş gerçekle ussal gerçeği bir ve aynı sayar; konseptüalizmi ortaya atarak nominalizmle realizm arasındaki çekişmeyi uzlaştırmaya çalışır, tümellerin ussal ürünler olduğunu savunur. Aristotelesçi Thomas'ya göre doğa bir aşamalar sırasıdır (hiyerarşi), her aşama bir yukardakinin maddesi ve bir aşağıdakinin biçimidir (form), bu yüzden de doğasal düzenin tanrısal düzene oranı eylemin güce oranı gibidir. Scotus'a göre doğaüstü sesler, sözler, yazılar olmasaydı, insanlar hiçbir bilgi edinemezlerdi; iyi, doğru ve güzel Tanrı isteği olduklarından iyi, doğru ve güzeldirler; kutsal kitaba inanılmalıdır, çünkü akla uygundur.

    Yeniçağ: 16. yüzyıldan sonra 'metafizik' deyimi, 'varlikbilim' anlamında kullanıldı. Ne var ki bu varlık. 'duyularla kavranılanın dışındaki varlık' ve 'görünüşlerin ardındaki kendilik' olarak ele alınıyordu. Hegel'e gelinceye kadar bu çağın metafiziği de, ortaçağın metafiziği gibi, bilimsel temelden yoksun kurgul görüşler ve varlığın duyularla algılanamayan kendiliği üstüne varsayılan yapıntılar olarak sürüp gitmiştir. 'Metafizik' deyimi, ruhçuluk temelinde birleşen şu anlamları da kapsar: duyularla kavranılanların dışındaki varlıkların bilgisi (Bossuet), kendiliğinde şey'in bilgisi (Kant), doğanın ardında gizlenen ve ona imkan veren varlık bilgisi (Schopenhauer), mutlak bilgisi (Liard), hadsi bilgi (Bergson), ussal bilgi (Franck), madde olmayanın bilgisi (Voltaire), son erek bilgisi (Bacon), bütünü bilme isteği (Eucken), doğasal ve biçimsel olmayanın bilgisi (Descartes), inakçı bilgi (Wolf), varlık yasalarını bulmak için düşünen benliğin bilgisi (Lebniz).
    Metafizik dünya görüşü, Rönesans çağında doğabilimlerin güçlenmesiyle büyük gücünü yitirmiştir. Metafizik sistemin son büyük düşünürü, evrensel oluşmanın düşünceden doğduğunu ve gelişmesi sonunda kendi bilincine erişeceğini savunan Hegel'dir. 'Metafizik' deyimine ilk kez 'eytişim karşıtı' (anti-diyalektik) anlamını veren de Hegel olmakla beraber idealist bir eytişim geliştirdiğinden ötürü Hegel, temelde, metafizik düşünme ve araştırma yöntemine bağlı kalmıştır.

    Eytişimsel özdekçilik: eytişimsel felsefede 'metafizik' deyimi, 'eytişim yönteminin tam karşıtı bulunan düşünme ve araştırma yöntemi' anlamına gelir. Bu anlamı ona, eytişimsel ve tarihsel özdekçiliğin kurucuları vermişlerdir. Eytişimsel öğretiye gelinceye kadar 'metafizik' deyimi, kimi yerde felsefenin doğaüstü konularla uğraşan bir bölümü' ve kimi yerde de 'kurgu yoluyla elde edilmiş bilgi' anlamında kullanılıyordu. Metafizik, nesnelerde sonsuz ve değişmez saydığı özü kurgu yoluyla bulmaya çalışır; dar, sınırlı ve katı bir dünya görüşüdür; olayların kimi yönlerini abartır ve saltıklaştırır, öbür yönlerini görmezlikten gelir; nesneleri durgun olarak ele alır, onlardaki değişme ve gelişmeyle ilgilenmez; bir nesneyi tüm nesnelerden ayıran etkenlerle uğraşır, o nesnenin çok sayıdaki ilişkilerini ve öteki nesnelerle derin bağlantılarını görmez; bilimsel sorulara kesin karşılıklar arar, gerçeğin değişken ve gelişken olduğunu ve tüm bilimsel görüşlerin ancak belli sınırlar içinde değer taşıdıklarını anlamaz.

    Metafizik düşünme ve araştırma yöntemi 17. yüzyılın sonlarına doğru biçimlenmeye başlamıştır. o çağlarda doğabilimleri, olguları topluyor ve sınıflandırıyordu, bir nesneyi tanımak için onu başkaca bütün nesnelerden koparıp ayırmak gerekiyordu, olayları ayrı ayrı ve tüm ilişkilerinin dışında ele almak alışkanlığı böylece doğdu. Bu yöntem, günlük yaşamda ve bilimin ilk ve alt evrelerinde az çok işe yaramış ve yararlı olmuşsa da gerek doğasal ve gerek toplumsal karmaşık süreçlerin açıklanmasında tümüyle başarısız kalmıştır. Metafiziğin, olayları ayrı ayrı ve tüm ilişkilerinin dışında ele alma yöntemi, olayların nedenlerinin anlaşılmasını, evrimlerini, kendilerinden farklı başka nesnelerden nasıl çıktıklarını ve nereye yöneldiklerini, kendilerinden tümüyle farklı ne gibi yeni olaylar ve nesneler türeyeceğini bilmeyi kesinlikle engeller. Metafizik yöntem, en yeni kullanımlarında bile, nesneleri asla değişmemiş ve değişmeyecek bir nitelikte görür. Bundan ötürü de, zorunlu olarak varolanı, eş deyişle 'eski'yi savunur ve varlaşmakta olan 'yeni'nin karşısına dikilir. Buysa bilginin bütün alanlarında, en açık biçimiyle, tutucu bir davranışı dile getirmektedir. Metafizik, bu yüzden, çağdaş anlamında, ilericiliğin karşısında gericiliği niteler.
     


Yükleniyor...