Kur’ân’ın Mûcize Oluşu hakkında bilgi

'Dini Bilgiler' forumunda Ezlem tarafından 30 Aralık 2010 tarihinde açılan konu


  1. Kur’ân’ın Mûcize Oluşu hakkında bilgi


    Kur’ân-ı Kerîm’in Mekke ve Medine dönemlerinde inen sûrelerinde inkârcılara
    meydan okunmuş; bu kitabın Allah’tan geldiğinde şüpheleri varsa, onu Hz. Peygamber’in
    uydurduğu iddialarında samimi iseler benzerini yapıp getirmeleri gerektiği bildirilmiştir. Bu
    cümleden olarak Kur’ân’a benzer bir kitap (Kasas 28/49), onun sûrelerine benzer on sûre (Hûd
    11/13), sûrelerine benzer bir sûre (Yûnus 10/38) ve onun gibi bir söz (Tûr 52/34) oluşturup
    getirerek iddialarını ispat etmeleri istenmiştir. İnkârcı Araplar bütün arzularına ve
    teşebbüslerine rağmen bunu yapamamışlar, bir âyete benzer söz dahi söyleyememişler;
    böylece bu hususta âciz oldukları, yapamayacakları ortaya çıkmış, “Asla
    yapamayacaksınız” (Bakara 2/24) sözü fiilen gerçekleşmiştir.
    Kur’ân-ı Kerîm’in bir sûresinin, hatta bir âyetinin bile benzerinin yapılamaması
    özelliğine onun i‘câzı denir. Sözlükte i‘câz “âciz, çaresiz bırakmak”tır. Mu‘ciz “çaresiz
    bırakan”, mûcize ise “sıradan insanların yapamadığı, ancak peygamberlere Allah’ın
    lutfettiği, olağan üstü fiiller, etkiler ve haller”dir. Kur’ân mu‘cizdir; çünkü meydan okuduğu
    halde kimse benzerini yapamamıştır. Kur’ân mûcizedir, çünkü bu eşsiz kitap son peygamber
    Hz. Muhammed’in peygamberliğinin hak ve gerçek olduğunu ispat eden en kalıcı delil
    olmuştur.
    Kur’ân-ı Kerîm’in mu‘ciz ve mûcize oluşu hangi özelliklerinden gelmektedir? Hangi
    bakımlardan o bir mûcizedir?
    Bu sorunun cevabını vermek üzere tefsir ve ulûmü’l-Kur’ân kitapların- da
    paragraflar ve bölümler tahsis edilmiş, ayrıca i‘câzü’l-Kur’ân konusun- da birçok kitap
    yazılmıştır. Câhiz (ö. 255/869), Rummânî (ö. 384/ 994), Cürcânî (ö. 471/1026) gibi daha
    eski tarihlerde bu konuyu kitaplaştıran âlimler, Kur’ân’ın bütününe hâkim bulunan i‘câz
    yönünü ele alacak yerde bazı örnek âyetler üzerinde durmuşlar, kelâm ilmini ilgilendiren
    konulara girmişler, beşerin âcizliğinin irade ve kudret ile ilişkisini incelemişlerdir.
    Çağdaş yazarlardan Mustafa Sâdık er-Râfiî Kur’ân’ın kelimelerinde, terkip ve
    âyetlerinde hâkim bulunan mûsiki ve ses uyumu üzerinde durmuş; i‘câzın, bu niteliklerde
    odaklaştığını ifade etmiştir (Târîhu âdâbi’l- Arab, I, 225 vd.). Seyyid Kutub ise tasvir
    sanatını ön plana çıkarmış; gerek maddî gerekse mânevî varlık ve kavramları, Kur’ân’ın
    yaptığı gibi tasvirin imkânsızlığına dikkat çekmiştir (et-Tasvîrü’l-fennî fi’l-Kur’ân, s. 33, 187 vd.).
    Subhî es-Sâlih de Kur’ân-ı Kerîm’in meydan okumasına konu teş- kil eden özelliğinin –ilk
    muhatapları dikkate alındığında– muhtevasından ziyade ifadesinde ve üslûbunda aranılması
    gerektiğini ve bu sebeple Râfiî ve Seyyid Kutub’un tesbitlerinin isabetli olduğunu ifade
    etmiştir (Mebâhis fî ulûmi’l-Kur’ân, s. 320, 334 vd.).
    Burada bir fikir vermek üzere iç ve dış güzelliğin, mükemmelliğin zirvesinde olan
    kutsal kitabımızın i‘câzını ortaya koyan üç özelliğinden söz etmek mümkündür:
     


Yükleniyor...