Kur'an'ı Mushaflaştırma faaliyeti hakkında bilgi

'Dini Bilgiler' forumunda HazaN tarafından 31 Aralık 2010 tarihinde açılan konu


  1. Kur'an'ı Mushaflaştırma faaliyeti hakkında bilgi


    12 (633) yılında sahte peygamber Müseylime’ye karşı yapılan Yemâme Savaşı’nda
    şehid düşen çok sayıda müslüman arasında, sayısı yüzlerle ifade edilen Kur’ân hâfızı ve
    okuyucusu bulunuyordu. Hz. Ömer bu durumu görünce, Hz. Peygamber hayatta iken
    Kur’ân’ı yazmış, öğrenmiş, ezberlemiş olan kimselerin azalması halinde mushaflaştırma
    (nihaî sıralamaya göre tertip edip yeniden yazarak bir ciltlik kitap haline getirme) işinin
    zorlaşacağını düşündü, bu işin bir an önce yapılması için halifeye başvurdu. Bundan
    sonrasını mushaflaştırma görevini üstlenen Zeyd b. Sâbit şöyle anlatır:
    “Yemâme’de verilen kayıptan sonra Ebû Bekir beni çağırttı. Ömer b. Hattâb da
    yanında idi. Sözü Ebû Bekir açtı:
    – Ömer bana geldi ve ‘Yemâme Savaşı’nda birçok Kur’ân hâfızını kay- bettik. Buna
    benzer durumlarda daha birçok hâfızı kaybetmemizden ve bu sebeple de (hâfızalardaki)
    Kur’ân’ın birçoğunun kaybolup gitmesinden korkuyorum ve Kur’ân’ın derlenmesini (cem‘)
    emretmenizi uygun görüyorum’ dedi. Ben kendisine, ‘Resûlullah’ın yapmadığı bir şeyi nasıl
    yaparsın!’ dedim, ‘Vallahi bu hayırlı bir iştir’ cevabını verdi ve bu talebini ısrarla tekrarladı.
    Sonunda Allah’ın lutfuyla bu teklif gönlüme yattı ve bu konuda onun gibi düşünmeye
    başladım. (Zeyd’e hitaben) ‘Sen akıllı ve genç bir insansın. Seni hiçbir şeyle suçlayamayız
    (sana güvenimiz tamdır). Ayrıca sen Resûlullah için de vahyi yazıyordun. Artık Kur’ân’ı
    (ona ait yazılı malzemeleri ve ezberleri) araştırıp bir araya getir…”
    (Zeyd anlatmaya devam ediyor Vallahi dağlardan birini yerinden kaldırıp taşımamı
    isteselerdi bana Kur’ân’ı derleme teklifinden daha ağır gelmezdi. Benim cevabımla
    konuşma şöyle sürdü:
    – ‘Resûlullah’ın yapmadığı bir şeyi nasıl yaparsınız?’
    – ‘Vallahi bu hayırlı bir iştir.’
    Ebû Bekir bana teklifini tekrarladı durdu; sonunda ikisinin gönlüne ve kafasına yatan
    iş, Allah’ın lutfuyla benim de gönlüme yattı. Hurma dallarının uygun yerlerinden, düz
    taşlardan... Ve insanların hâfızalarından toplamak üzere Kur’ân’ı araştırmaya koyuldum...
    Bu suretle derlenmiş olan sayfalar vefatına kadar Ebû Bekir’in yanında idi, sonra hayatı
    boyunca Ömer’in yanında kaldı, sonra da onun kızı Hafsa’nın yanında koruma altına alındı”
    (Buhârî, “Fezâilü’l-Kur’ân”, 3; İbn Ebû Dâvûd, Kitâbü’l- Mesâhif, s. 7-9).
    Hz. Ebû Bekir’in tâlimatı uyarınca Zeyd b. Sâbit, insanların yazılı veya ezberden
    getirdikleri Kur’ân parçalarını şu şartlarla kabul etmiştir:
    * İlgili şahıs onu Resûlullah’ın huzurunda yazmış olacak.
    *Buna dair iki şahit getirecek.
    *Genel olarak halkın ezberlediği ve bildiğine uygun bulunacak (bu konuda bilgi için
    bk. İbn Ebû Dâvûd, Kitâbü’l-Mesâhif, s. 6, 31; Kastallânî, İrşâdü’s-sârî, VII, 447; İbn Hacer, Fethu’l-bârî,
    VIII, 631).
    Zeyd b. Sâbit hem Kur’ân hâfızı hem de Hz. Peygamber’in vahiy kâtiple rinden biri
    idi. Hz. Peygamber zamanında yazdırılan Kur’ân sayfaları da (Kur’ân’ın yazılı olduğu
    malzeme) elinin altında bulunuyordu. Bu malzeme ve bilgiye dayanarak Kur’ân’ı derleyip
    mushaf tertibinde yazması mümkün olduğu halde halkın hâfızasındaki ve ellerindeki
    malzemeye başvurması, karşılaştırma yapması ve ittifak hâsıl olduktan sonra kaydetmesi
    hem korumaya yönelik bir ihtiyattır hem de ileriye dönük ihtilâfları ve iddiaları önleme
    amacı gütmektedir.
    Abdullah b. Mes‘ûd’un teklifiyle mushaf adı verilen bu nüsha, şüphe- ye yer
    bırakmayacak ölçüde titizlikle toplanmış, tertiplenmiş, yazılmış ve –ileride açıklanacak
    olan– yedi harfi ihtiva etmiş bulunuyordu. Bu nüshada (mushaf) âyetler geliş sırasına göre
    değil, Resûlullah’ın bildirdiği nihaî sıralamaya göre ve ait oldukları sûrelere yazılmıştır.