Kur’ân-ı Kerîm’in Kitap Halinde Toplanması

'Dini Bilgiler' forumunda By RiZeLi tarafından 14 Mayıs 2010 tarihinde açılan konu


  1. Kurân-ı Kerîmin Kitap Halinde Toplanması
    Kurân-ı Kerîmin Kitap Haline Getirilmesi
    Kurân-ı Kerîmin Toplanması




    Hz. Peygamberin vefatından sonra Hz. Ebû Bekirin halîfeliği devrinde, dinden dönenlere karşı yapılan Yemâme savaşında (m. 633) 70 kadar hâfız şehid olmuştu. Bu hal Hz. Ömeri telaşa düşürdü. Çünkü insanlar savaş yapmak mecburiyetinde kalabilirler; buralarda da pek çok hâfız/kurrâ şehid olabilirdi. Bunun için Hz. Ömer, Hz. Ebû Bekire müracaat etti. O da teklifi yerinde bularak, Hz. Peygamberin çok sevdiği vahiy kâtibi Zeyd b. Sâbiti (ra.) çağırarak bu görevi ona verdi. O da bir yandan eldeki çeşitli malzemelere yazılmış mevcut nüshaları bir araya getirdi. Diğer taraftan Hz. Peygamberin huzurunda Kuran âyetleri yazmış bulunanları, sahabeden iki âdil şâhidin şâhitliği ile kabul etti.
    Böylece, eldeki bütün yazılı âyetleri Zeyd b. Sâbit (ra.) kendisinin ve hâfızların ezberleriyle karşılaştırdı. Artık Mushafın eksiksiz olduğu hususunda tam emniyet hâsıl oldu. Sonunda her sûre ve âyetleri vahiyle belirlenmiş sıraya göre ve Kureyş lehçesiyle bir kitap hâlinde yazıldı ve adına “Mushaf denildi. Bunun yanında Kurân-ı Kerîm, Hudâ, Furkân, Zikr, Nûr, Hakîm gibi adlarla da anılmıştır.
    Hz. Ebû Bekir vefat edince bu Mushaf, Halîfe Hz. Ömere teslim edildi.
    Nihayet Hz. Osman halîfe seçilince nüsha ona intikal etti. O da İslâmın yayılması ile Kuranın metninde bazı değişik okuma/kıraat farklarına ve ihtilaflarına meydan vermemek için, yine Hz. Zeyd b. Sâbitin başkanlığında bir heyet kurup sûreleri son arzaya uygun olarak (geliş sırasına göre değil de aralarındaki ilgiye göre tertip edip) birkaç (4-5 veya 7-8) nüsha yazdırarak bazı büyük vilayetlere gönderdi. Hz. Ömerden intikal eden asıl nüsha, tekrar kızı Hz. Hafsaya iade edildi. İşte kıyâmete kadar Allahu Teâlânın muhafazası altında olan yüce kitabımız Kuran böylece toplanıp tertip edilmiş oldu.
    Halbuki diğer ilâhî kitaplardan Tevrat, Hz. Musadan en az 750 sene sonra bir kitap halinde toplanabilmiştir. Hz. Davudun da genellikle milattan önce XIII. asırda yaşadığı kabul edilmektedir. Tevrat ve Zebûra, birlikte “Ahd-i Atîk denilmiştir. Milattan önce 1200 yılında yazılmaya başlanmış ve yazımı bin yıl kadar sürmüştür. “Ahd-i Cedîd denilen İncil de hemen yazılmamış, milattan sonra 110 tarihinde yazıya geçirilmeye başlanmıştır. 325 yılında İznik Konsiline 400e yakın İncil nüshası getirilmiş fakat Hz. İsanın tanrılığını yazan ve papazların kendi isimlerini alan (dört) İncil kabul edilmiştir.
    Görülüyor ki artık asılları ilâhî olan bu kitaplar, yeni şekliyle, mensupları tarafından Allahın sözünü hatırlayabildikleri ve bulabildikleri kadar eksikli fazlalı ve aslı değiştirilmiş şekliyle meydana getirilmişlerdir.
    İşte Kurân-ı Kerîm, onların hem aslını tasdik etmiş, yenilemiş hem de onlar gibi yalnız inançlar manzûmesi olarak kalmamış, inananların yaşayışlarına ait sosyal ve hukûkî esaslar da getirmiştir.

    ALıntıdır.​
     


Yükleniyor...