Kur’ân-ı Kerîm’de Yedi Harf hakkında bilgi

'Dini Bilgiler' forumunda HazaN tarafından 31 Aralık 2010 tarihinde açılan konu


  1. Kur’ân-ı Kerîm’de Yedi Harf hakkında bilgi


    Birçok hadiste Kur’ân-ı Kerîm’in “yedi harf üzerine” indirildiği zikredilmiştir
    (Buhârî, “Fezâ’ilü’l-Kur’ân”, 5).
    Bu “yedi harf”ten maksadın ne olduğu üzerinde değişik açıklamalar vardır. Bunlar
    içinde bize göre gerçeğe uygun olanı şu ikisidir:
    * Yedi harften maksat yedi Arap kabilesinin lehçeleridir.
    Yedi harf aynı mânaya gelen kelimelerin birbirinin yerine kullanılmasıdır.
    Bilindiği üzere Kur’ân, Arapça’nın Kureyş lehçesine uygun olarak vahyedilmiştir.
    Allah Kur’ân’la yeni karşılaşan ve Kureyş lehçesinden farklı lehçeleri bulunan Arap
    kabilelerine kolaylık olsun diye bazı kelimeleri, aynı mânada olup onların kullandıkları
    kelimelerle de ifade buyurmuş yani bu kelimeleri de vahyetmiştir. Bu kelimelerin de sayısı
    yediyi geçmemiştir; yani bir mâna karşılığında en çok yedi farklı kelime kullanılmıştır.
    Bu konuda zikredilen hadislerle yapılan açıklamalardan ortaya çıkan sonuç şudur:
    Kur’ân’a muhatap olan Arap kabileleri, ortak bir dil (Arapça) konuşmakla beraber
    aralarında lehçe farkları vardı ve farklı kabileler, bazı kavramlar ve nesneler (maddî
    varlıklar) için farklı kelimeler kullanırlardı. Hz. Peygamber Kureyş kabilesindendi ve bu
    kabilenin dili en gelişmiş Arap lehçesiydi. Kur’ân-ı Kerîm bu lehçede gelmiş olmakla
    beraber –bütün Kur’ân’ın değil– bazı kelimelerin farklı lehçe ve şekillerde okunmasına
    başlangıçta Allah tarafından izin verilmiş, hangi kelimelerin kullanılacağı da Resûlullah’a
    bildirilmiştir (yedi harf üzere inmesinin mânası budur). Kur’ân ve İslâm zihin ve gönüllere
    yerleştikten sonra Kureyş lehçesi yaygınlaştığı için artık bu ruhsata gerek kalmadığı, öte
    yandan –az da olsa– farklı kelimenin, ümmetin birliğine gölge düşüreceği yönündeki
    12
    işaretler göz önüne alınarak, Hz. Osman zamanında ana nüshadan kopya edilen nüshalar
    Kureyş lehçesine göre yazılmıştır (Buhârî, “Fezâ’ilü’l- Kur’ân”, 3, 5).
    Yukarıda açıklanan yedi harf meselesinin yanı sıra Arapça gramer özelliklerine ve
    tecvid (güzel okuma) kurallarına, bu konulardaki farklı anlayış ve uygulamalara dayanan
    kıraat farklılıkları İslâm âlimlerince ilk asırdan itibaren dikkatli bir incelemeye tâbi
    tutulmuş, o dönemdeki yazının okuma açısından pek çok seçeneğe açık bulunması gerçeği
    göz önüne alınarak sahih okuyuşların sahih olmayanlardan ayırt edilmesine özel bir önem
    atfedilmiştir.
    Bu konu kıraat ilmi diye bilinen disiplin içinde etraflı bir şekilde ele alınmış olup
    Hz. Peygamber’e dayandığı kabul edilen “vücûhü’l-kırâe” (okuma şekilleri) için şöyle bir
    tasnif yapılmıştır: Kırâat-i seb‘a (genel kabule göre mütevâtir rivayete dayalı yedi okuma
    şekli), kırâat-i aşere (çoğunluğa göre mütevâtir, bazı âlimlere göre meşhur rivayete dayalı
    üç okuma şeklinin daha yedi okuma şekline eklenmesiyle elde edilen on okuma şekli),
    takrîb ise kırâat-i aşere imamlarının râvileri ile o râvilerin râvileri arasındaki küçük
    ihtilafları (bunları öğrenip okumayı) ifade etmektedir. Bu on kırâate eklenen dört kırâat
    daha vardır ki bunların şâz olduğu (muteber olan kırâat şartlarını taşımadığı) hususunda
    ittifak edilmiştir.
    Gerek yedi harfin gerekse yukarıda işaret edilen değişik kıraatlerin şu iki önemli
    özelliği gözden kaçırılmamalıdır:
    *Bunların tamamında okuyuş şeklinin Hz. Peygamber’e dayanması esas alınmıştır.
    *İslâm inancı, ibadeti, ahlâkı ve değişik alanlara dair düzenlemeleri hususunda bu
    farklı okuyuşların değiştirici bir etkisi ve sonucu yoktur (bilgi için bk. İbn Atıyye, I, 43-48; Ahmed
    * Muhammed ed-Dimyâtî, İthâfu-fudalâi’l-beşer fi’l- kırââti’l-erba’a aşer, Mısır, 1359, s. 5; Prof. Dr. İsmail
    Karaçam, Kurân-ı Kerim’in Nüzulü ve Kırââti, İstanbul, 1981, s. 249; Abdülhamit Birışık, “Kıraat”, DİA,
    XXV, 426-433).
     


Yükleniyor...