İstanbulun fethi hutbe

'Dualar ve Faziletleri' forumunda YAREN tarafından 29 Mart 2010 tarihinde açılan konu


  1. İstanbulun fethi hutbe
    Hutbe - İstanbul'un Fethi


    İSTANBULUN FETHİ HUTBE

    [​IMG]
    İstanbul'un Fethi

    بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحيمِ اِذَا جَاءَ نَصْرُ اللّهِ وَالْفَتْحُ وَرَاَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فى دينِ اللّهِ اَفْوَاجًا فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ اِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا


    وَقاَلَ رَسُولُ الله صَلَّى الله عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ وَلَنِعْمَ الأَمِيرُ اَمِيرُهَاوَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ


    Muhterem Müslümanlar

    İstanbulun fethinin 557′inci sene-i devriyesi olması sebebiyle bu şehrin alınmasında müessir olan maddî ve manevî sebepleri dile getirmek istiyoruz.

    Milâttan altı buçuk asır önce, Sarayburnunda küçük bir köy olarak kurulan İstanbul, zamanla genişleyip büyük bir şehir hâlini almıştır Kostantiniyye şehri hâline gelişi, Milâdî tarihle 300 yılına tesadüf eder. Bundan altmış beş yıl sonra da Şarkî Roma İmparatorluğunun merkezi hâline gelince önemi daha da artmıştır.

    İstanbul; lâtif havası, denizi, pırıl pırıl manzarası, suları, yeşillikleri ve Asya ile Avrupa arasında köprü teşkil edecek konumu itibariyle pek çok milletlerin hayalini doldurmakta idi. Hükümdarlar ve krallar, orayı elde etmek için açık ve gizli tertipler hazırlıyor, ordular toplayıp İstanbulu muhasara altına alıyorlardı.

    İstanbul, Müslüman Türk milleti tarafından beş defa kuşatılmıştır. Bunlardan ikisi Yıldırım Bâyezid, biri onun şehzadesi Musa Çelebi tarafından olmuş fakat kendilerine fetih müyesser olmamıştı.

    Dördüncü defa Sultan ikinci Murad tarafından yapılan kuşatma da neticesiz kalmıştı. Fakat onun mahdumu İkinci Mehmed, bu zor işi başaracak ve «Fâtih» unvanını alacaktı.

    Fatih, 29 Mart 1432 tarihinde İsfendiyar Beyin kızı ve Sultan İkinci Muradın zevcesi Hatice Sultandan doğmuştu.

    O günün saray teamüllerine göre Fatihin yetişmesine büyük bir dikkat gösterilmekte idi. Manisa Valisi bulunduğu sırada, büyük âlim Molla Gürâniyi hoca tayin eden İkinci Murad, oğlunun yetişmesinde büyük bir titizlik göstermiş idi.

    Hazret-i Fatih, din ve dünya ilimlerinin her ikisini de öğrenmek» te idi. O, küfrün bulutlarım darmadağın edecek iman ve İslâm şuuruna; Bizansın surlarını taş taş sökecek teknik bilgilere, tarihte çığır açıp, çığır kapayacak siyasî dehâya ve anadilinden başka beş yabancı lisana vâkıf bulunmakta idi.

    Döktürdüğü topların menzil hesaplarını bizzat yapacak kadar hendeseye vâkıf bulunan Fatih, o gün «Müderris» adı verileri bir pro*fesör seviyesinde İslâmî bilgilere sahipti.

    İkinci Mehmedi İstanbulu fethetme hevesine sevk eden âmil, cihangirlik sevdası değildi. Resûlullah Efendimizin asırlarca evvel müjdelediği fetih ve «Orayı fetheden kumandan ne hoş kumandandır» hadîsindeki medhe lâyık olmak arzusu idi.

    Buna ilâve olarak, İstanbulun fethi Osmanlı saltanatının Asya ile Avrupa kıtalarındaki ülkeleri birleştirecek, muvasala ve müdafaa imkânlarını kolaylaştıracak ve her iki kıtada genişlemeye yardım edecekti.

    [​IMG]


    Aziz müminler

    Azmi önünde alınmayacak kala, yıkılmayacak sur tanımayan İkinci Mehmed, fethi kolaylaştırmak için boğazı kontrolü altına al*mak zaruretine inanmış bulunuyordu. Dört ay gibi kısa bir zamanda Rumelihisarını yaptırdı.

    Din ile tekniği, hacimle şekil gibi ruhunda mezceden Fatih, biz*zat hazırladığı sur plânını, Peygamber Efendimizin ismi bulunan «Muhammedi» şeklinde çizmiş; mim harfinin geleceği yerlere kuleler koydurmuş ve Hazret-i Muhammedin yoluna baş koyduğunu açıkla*mış ve:

    Avni Hakkı himmet-i cünd-i Ricâlüllah ile,

    Ehl-i küfrü serseter kahreylemektir niyyetim,

    beyti ile, Allaha olan tevekkülünü ve Ricâlüllaha olan güvenini dile getirmiş oluyordu.

    iki yüz altmış beş bin kişilik ordusunun içinde serâmedân-ı evli*yadan ve ilmin zirvesindeki ulemâdan yetmiş yedi kişi vardı. Bu muh*terem zatlar; yaptıkları vaaz ve öğütlerle cihadın faziletini, kulaklar*dan gönüllere, hayat iksiri gibi akıtmışlar ve islâm askerlerini birer «Serdengeçti» İslâm gazisi hâline getirmişlerdi. Hayatını istihkar eden İslâm askerleri, bu uğurda şehid olmayı, yaşamaya tercih etmekte idiler.

    İslâm şuuru ile yetişmiş ve cihad hevesiyle bilenmiş bu ordu, 7 Şubat 1453′te Edirneden hareket etmiş, 5 Nisanda İstanbul surları önüne varmış bulunuyordu.

    Şair, âlim, abid ve istikbalin Fatihi; seccadesini Eyüp tarafına serdirip ordusuna imam olarak öğle namazını bizzat kendisi kıldırdı. Şükür secdesine kapanıp Allahü Teâlâya, muzaffer kılması için dua*larda bulundu ve ordusuna muhasaranın başladığını ilân ettirdi.

    [​IMG]

    Celallendiği zaman, atını denize sürüp düşmanı kahretmek iste*yen Fatih yetmiş parçalık bir donanmayı, karadan yürüterek Haliçe indirmiş, dünya tarihinde ilk ve son defa görülmüş bir işi başarmıştı. Verdiği kararda en ufak bir fikir zaafı göstermeyen Fatih, fası*lasız olarak surları yirmi gün top ateşine tutturdu. Atını ateş hattına kadar sürerek askerlerinin kuvve-i maneviyelerini takviye ediyordu. Kan dökmek gayesi gütmeyen Fatih, İsfendiyaroğlunu, Şarkî Roma imparatoruna elçi olarak gönderip şu haberi ulaştırdı: «Kan dökül*mesini istemiyoruz şehri teslim ediniz». İmparator bu teklifi redde*dince muharebeye devam emrini verdi.

    Muhasara devam ediyor ve şehrin alınması gecikiyordu. Devrin sadrazamı, padişaha, muhasaranın kaldırılmasını teklif edince tarih*lere şan veren su cevabı âldı: «Hayır!.. Muhasara asla kaldırılamaz. Ordularımın önünde düşmeyecek bir kala, mağlup olmayacak bir or*du yoktur. Ya ben Bizansı alırım, ya Bizans beni!».

    O günün harp tekniğine göre kanlı bir muharebe başlamıştı. Tü*neller açılıyor, temeller barutla tahrip ediliyor, toplarla kale bedenle*ri dövülmeye devam ediliyordu.

    İslâm askeri, dâsitani bir feragatle dövüşmekte «Ya gazi veya şehîd» olmaya azmetmiş bulunmaktaydı.

    [​IMG]

    Din kardeşlerim

    Takvimler 29 Mayıs 1453 tarihini gösteriyordu. Fatihin sabrı son raddeye gelmişti Artık İstanbul, İslâm beldeleri aralarına katılmalıydı. O günün gecesinde hiçbir kimse uyumamış, herkes dua ederek ordunun zaferine niyazda bulunmuşlardı.

    Sabah namazı kılınmış, güneş ortalığı aydınlatırken Fatih hücum emrini vermişti. Müminlerin ağızlarından çıkan tekbirler, Allah Allah sesleri, kala duvarlarında akisler yaparak etrafa yayılıyordu.

    Allahın Resulü, ins-ü cin Peygamberi Hazret-i Muhammedin, «Allah, Rum (ların elinde bulunan) Kostantiniyyenin fethini tekbir ve tesbih ile nıüminlere müyesser kılmadıkça kıyamet kopmaz» (1) hadîs-i şerifindeki müjdesi yaklaşmış bulunuyordu.

    Fatih, vezirlerin muhalefetine rağmen, atını ön saflara kadar sürüyor, «Vurun cengâverlerim, koman kurtlarım! Allah büyüktür» diyerek kılıç sallıyordu.

    [​IMG]

    Enbiya ve evliyaya istinadım var benim.

    Lutf-ı Haktandır hemen ümidi fethi nusretim.

    diyen Fatih, son gayreti sarfetmekte idi. Ulubatlı Hasan, tırnakları ile kalaya tırmanmaya muvaffak olmuş, Türk bayrağını surların üzerine dikmişti. Bunu gören İslâm askeri coşmuş ve hiçbir engel tanımaz hâle gelmişti. Surlarda büyük boşluklar açılmış ve buralardan içeri giren askerlerimiz kale kapısını açmışlardı. Kostantiniyye fetholunmuş, artık İstanbul diye anılacak bu şehir, Müslüman Türkün malı olmuştu. Peygamber Efendimiz «İstanbul elbette ve muhakkak fetholunacaktır. (Orayı fetheden ordunun) kumandanı ne hoş emirdir, onun askerleri ne hoş askerdir» övgüsüne Hazret-i Fatih ve askerleri şayan olmuşlardı

    [​IMG]
    Kaynak : Mehmed EMRE – Büyük Hutbe Kitabı – cilt: 1, sayfa: 214
    (1) Deylemi​
     


Yükleniyor...