İstanbulun Fethi Hakkında Bilgiler

'Ders notları' forumunda YAREN tarafından 14 Eylül 2010 tarihinde açılan konu


  1. istanbulun fethi, istanbulun fethi ne zaman oldu, istanbulun fethi nasıl yapıldı, istanbulun fethi hangi tarihte, istanbulun fethinin nedenleri, istanbulun fethi nedenleri ve sonuçları, istanbulun fethi ne zaman olmuştur, istanbulun fethinin sonuçları
    [​IMG]

    İstanbulun Fethi

    Peygamber Efendimizin müjdesi olarak gerçekleşmiş, İstanbulun Fethinin yıldönümünü her yıl aşk ve heyecanla yaşıyoruz. Bu büyük olayı sağlıklı bir şekilde değerlendirebilmek için, Hicreti, Peygamber Efendimiziin konu ile ilgili müjdesini ve İslam Tarihini çok iyi bilmek gereklidir.

    Güzel İstanbulumuz Fetihten önce 22 kere kuşatılmış, bu kuşatmanın 11′i Müslümanlar, 11′i ise, diğer kavimler tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu büyük müjdeden 1453′e nasıl gelinmiştir? Önce bunu değerlendirmeye çalışalım:
    Mekkeden Medineye Hicreti sırasında, tüm Medineli Müslümanlar Yüce Rasülümüze kucak açmışlar, bir yandan “Ay doğdu üzerimize Veda Tepesinden diye ilahiler okurken, bir yandan da, herbiri kendi evlerinde misafir etmek istemişlerdi. Peygamber Efendimiz de hiç kimseyi kırmamak için “devesinin çöktüğü yerde misafir olmak istediğini belirtmişti. Devesi “Ebu Eyyub el-Ensarî (Halid bin Zeyd) isimli fakir bir sahabenin evinin önünde çökmüş ve bu büyük sahabe, Efendimizi 7 ay evinde misafir etme şerefini elde etmişti.

    Başta Ebu Eyyub el-Ensarî olmak üzere, Müslüman toplumlar Peygamber Efendimizin şu müjdesi ile heyecanlanmışlar ve bu müjdenin muhatabı olmak için harekete geç-mişlerdi: “İstanbul mutlak fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden asker ne güzel askerdir. Sahabe ve Müslümanların içine, şehirler dilberi “İstanbul sevdası düşmesinin asıl sebebi işte bu müjdedir.

    İlk sefer, Hazreti Osman zamanında yapıldı. Hz. Osman, bir komutanı başkanlığında bir donanmayı Bizansa gönderdi. Bu sefer ile, hem Bizans donanmasına büyük kayıplar verdirdi, hem de bu sefer İstanbul deniz yollarının Müslümanlara açılmasını sağladı.

    İkinci sefer, 668′de Emevi Halifesi Muaviye zamanında gerçekleşti. Bu seferde, Peygamber Efendimizi misafir etme şerefini elde etmiş Ebu Eyyub el-Ensarî hazretleri de bulunuyordu. 96 yaşına rağmen Medineden İstanbul üzerine sefere çıkmakta kararlıydı. Evlatları, torunları, hatta evlatlarının torunları bile vardı. Her biri: “Babacığım, dedeciğim! Sen gitme! Senin yerine biz sefere çıkalım. demelerine rağmen, O şunları söylüyordu:
    - “Hayır! Ben Kuran-ı Kerimi okudum. Oradaki cihat ayetlerini ve Fetih Süresini müteala ettim. Peygamber Efendimizin İstanbul hakkındaki müjdesine şahit oldum. Bu sefere mutlaka çıkacağım.

    Bu sefere, Ebü Eyyüb el-Ensari yanında pek çok sahabe de katılmıştı. Bu ikinci kuşatmadan da sonuç alınamadı. Fakat bazı sahabeler ve Ebü Eyyüb el-Ensarî hazretleri İstanbul önlerinde şehit düşmüştü. O günün şartlarında şehitleri Medineye götürmek mümkün olmadığından, şehitleri gizli bir yere gömdüler. Ayrıca “Ebü Eyyubun tanınması için bir mermer üzerine “Kabri Eyyüb yazısını işlemişlerdi.

    Emevîler, Abbasîler, Yıldırım Beyazıt, Musa Çelebi ve II. Muradın yaptığı seferler sonuçsuz kalmış ve sıra 22. ve son kuşatmaya gelmişti. Murat oğlu II. Mehmede
    II. Mehmet daha çocuk yaştan itibaren devrinin en seçkin hocalarının elinde yetişmişti. Kalbine “İstanbul Sevdası daha küçük yaşta düşmüştü. Hatta çocukluk oyunları bile, İstanbul üzerine kurulmuştu.

    Devrinin, Molla Gürani, Molla Hüsrev, Vezir Sinan, Ahmet Paşa, Akşemsettin gibi pekçok alimi, II. Mehmete dünyevî ve uhrevî ilimleri talim ettiriyordu. Sekiz yabancı dil öğreniyor, gün geçtikçe ufku açılıyordu.

    1451′de babasının ölümü üzerine Padişah oluyor, ilk iş olarak İstanbulun Fethini programına alıyordu. Çünkü baştan beri Fetih ruhu ile yoğrulmuştu. Bu anlayışla devrinin teknolojisinden faydalanıyor, askerini bu disiplin içinde eğitiyordu.

    Bizansın geçit vermez surlarını yıkabilecek, 1,5 kilometre uzağa fırlatılabilen 2 ton ağırlığında toplar döktürdü. Ayrıca “Havan topunu icad etti.

    Bu sırada Bizansın durumu hiç de iç açıcı değildi. Halk ahlakî ve ekonomik çöküntüden bıkmış, Konstatinin zulmünden yılmıştı. O kadar ki halk “Hristiyan külahı görmektense, Müslüman sarığı görmek daha iyidir. diyecek duruma gelmişti. Çünkü o dönemde Osmanlı “Adil bir dünya düzeni kurmayı başarmış, dünyanın hayranlığını kazanmışta.

    İstanbulu fethetmekte kararlı olan II. Mehmet tarihin ilk ağır toplarını döktürdü. Karadan ve denizden kuşatılması gereken bu şehir için her türlü tedbiri aldı. “Ya ben İstanbulu alırım, ya da İstanbul beni. diyordu. Ölümü göze alacak kadar kararlı alan bir insanın elinden hiçbir şey kurtulamazdı. Öyle de oldu.

    Fatih, düşmanların hayallerinin bile ulaşamayacağı şeyleri “gerçek haline getirmişti. Donanmayı bir gecede Dolmabahçeden Haliçe indirmeyi başardı. Gemileri gemiden yürüttü.

    Hocası Akşemsettin Hazretlerinin izni ve duası ile kuşatmayı başlattı. 53 gün durmadan surlar doğuldu. Geçit vermez surlar delik-deşik oluyordu. Bütün tedbirlere rağmen İstanbul düşmüyordu. Son gece Fatih hocasının yanına geliyor:
    - “Hocam, ne olur, artık himmet buyurun da İstanbulu fethedelim. diye ağlıyordu.

    Akşemsettin Hazretleri kısa bir uykuya dalıyor, rüyasında “Ebu Eyyüb el-Ensarînin kabri gösteriliyordu. Bu fethin müjdecisiydi. Gece yarısı “Talebesini yeniden çağırıyor, 29 Mayıs sabahı için son hücum emrini veriyordu. Gerçekten bu son hücuma surlar dayanmıyor, İstanbul Osmanlıya teslim oluyordu. Surlara Tevhid Bayrağını dikme şerefi ise ulubatlı Hasanın Genç ulubatlı, bir ok yağmuruna maruz kalmasına rağmen, azim ve kararlılığından hiç bir şey kaybetmiyor, bayrağı burçlara diktikten sonra şehitlik rütbesine yükseliyordu.

    Ulubatlı bir sembol şahsiyetti. Fatihin ordusunda, Ulubatlı Hasan misali Peygamber müjdesine ulaşmanın aşk ve iştiyakiyle yanıp tutuşan, Anadolunun binlerce bağrı yanık delikanlısı bulunuyordu. Her biri genç neslin ideal örneği olması gereken yiğitler

    Fatih, önde hocası Akşemsettin Hazretleri olduğu halde, çoşkulu bir törenle İstanbula giriyordu. Bizans halkı ve kadınlar yollara dökülmüş, genç Fatihi selamlıyor, üzerine çiçekler atarak tebrik ediyorlardı. Başka bir ülkenin tarihinde böyle göz yaşartıcı bir sahneye şahit olabilmek mümkün mü? Çünkü Bizanslılar, Osmanlının zulmetmeyeceğini çok iyi biliyorlardı. Öyle de oldu. Fatih, Bizanslıları dinlerinde serbest bıraktı ve mabedlerine dokunmadı.

    Fatih İstanbula girerken, yeryer halkı öndeki “Akşemsettini padişah zannediyor, Akşemsettin “hükümdar arkada işaretini yapınca, Fatihteki edep, terbiye ve inceliğe bakın ki, şöyle karşılık veriyordu:
    “- Evet, hükümdar benim, lakin o da benim Hocamdır!

    Fetihten sonra, başkent, Edirneden İstanbula taşınıyordu. Daha önce Trakya bölgesi fethedildiği için, İstanbul ortada kalmış, fetihle birlikte Trakya ile Anadolu arasındaki köprü de kurulmuş oluyordu.
    İstanbulun Fethi, yıkılmaz sanılan Bizans surlarının yıkılabileceğini, “sağlam İmanın tekeden bile süt çıkarabileceği gerçeğini ortaya çıkarmıştı.

    Fetih, bir işgal olayı değildir. Tüm insanlığı sevgi ve özgürlük ülkesine taşıma arzusudur. Mutluluğa kanat açmaktır. Kilitli gönüllerin açılması, fetih ile gerçekleşir. Zaten fetih de “açma, “başlatma anlamlarına geliyor. Fedai olmadan fetih olmaz. Can feda etmeden İslam yayılmaz. Uğrunda ölünebilen davalar ebedî olarak yaşar.
    Kaos, huzursuzluk ve madde saltanatının hüküm sürdüğü bir dünyada fetih ruhuna o kadar muhtacız ki Fetih anlayışı, insanımıza hız ve hamle gücü kazandıracak, azim ve fedakarlık duygularını canlı tutacaktır.
    Millet olarak, genç nesle zafer ve başarılarımızı yeteri kadar anlatabildiğimiz söylenemez. Eğer, Çanakkale, İstanbul, Preveze, Mohaç, Varna gibi zaferlerin birini Batılılar gerçekleştirmiş olsaydı, sırf onun için yüzlerce film yapar, bu başarısını yeni nesle anlata anlata bitiremezdi. Nitekim tarihlerindeki basit direniş örnekleri için bunu uyguluyorlar. Bize düşen ise “Fatih ruhunu genç nesle taşımak ve yaşanmaya değer hayatın ne olduğunu göstermek.
    Zaferlerimizi tanıtalım ki, “gençlerimiz inançları uğrunda fedakarlık yapabilme zevkini tatsınlar. Kahramanlarımızı tanıtalım ki, her gencimiz “Fatih, Ulubatlı Hasan, Yıldırım, Yavuz, Seyyid Çavuş olmaya özensin. Fetih bereketiyle, bütün insanlığın yüzü gülsün.

    Sebepleri:
    1.Osmanlının Anadolu ve Rumelideki topraklarının arasında bütünlüğün sağlanmak istenmesi.
    2.İstanbulun coğrafi konumu ve ticaret merkezi olması
    İSTANBUL:
    Tüm uluslar ve devletler bu kenti almak için uğraşmıştır. Ancak birçok ulus kuşatsa da alınamadı. Osmanlı Devletinin kuruluş dönemi padişahlarından olan Yıldırım Beyazıt ve Mehmet Çelebi bunlara örnektir.

    3.Avrupada ilerleyebilmek için Rumeliye asker sevkıyatının zorlaşması.
    4.Avrupalıları sürekli Osmanlıya karşı kışkırtan ve iç işlerine karışan Bizans devletini yok etmek.
    5.Hz. Muhammedin İstanbulu fethedecek kişiyi övmesi.(hadis-i şerif-i)
    6.Boğazları ele geçirmek.

    FETİHİ KOLAYLAŞTIRAN ETKENLER
    1.Bizansın eski gücünün olmaması.
    2.Bizansta taht mücadelelinin yaşanması
    3.Bizansta mezhep çatışmalarının yaşanması.
    4.Osmanlı ordusunun ve donanmasının güçlenmesi.

    FETİH İÇİN YAPILAN HAZIRLIKLAR:
    1.Yeniçeri Ocağına düzen verildi.
    2.K.denizden gelecek yardımı önlemek için RUMELİ HİSARI yaptırıldı.
    3.Donanma güçlendi.(400 parçalık donanma hazırlandı.)
    4.Şahı adı verilen büyük toplar yaptırıldı.
    5.Bazı kaleler alındı.

    -Hazırlıklar 6 NİSAN 1453TE tamamlandı.-


    TÜRK TARİHİ AÇISINDAN SONUÇLARI:
    1.Anadolu ve Rumelideki toprakların bütünlüğü sağlandı.
    2.Balkan fetihlerinde engel ortadan kalktı.
    3.Başkent Edirneden İstanbula taşındı.
    4.Bu olaydan sonra II. Mehmete fetheden anlamına gelen “fatih unvanı verildi.
    5.Osmanlı devleti yükselme dönemine girdi.
    6.Boğaz ticareti, deniz ticareti gelişti.
    7.coğrafi keşifler hızlandı.
    8.Osmanlının İslam dünyasındaki itibarı arttı.
    9.Osmanlı imparatorluk karakteri kazandı.
    10.Ticaret yollarından önemli bir merkeze sahip oldu.

    DÜNYA TARİHİ AÇISINDAN SONUÇLARI:
    1.Bizans (Doğu Roma) yıkıldı.
    2.Orta çağ kapandı. Yeniçağ başladı.
    3.İstanbuldan İtalya ya kaçan Bizanslı bilginler orada Rönesanssı başlattılar.
    4.Deniz ticaretinin Osmanlıya geçmesiyle Avrupalılar yeni ticaret yolları aramaya başladılar. Bu olay da coğrafi keşiflerin başlamasına zemin hazırladı.
    5.Fatih, patrikhanelerin açık kalmasını emretti.(Ortodoksların koruyuculuğunu üslenmiştir.)Fatih, böylece başka dinlere saygı gösterdiğini de ortaya koyar. Aynı zamanda bununla birlikte haçlı birliğini de bozmak istiyordu.
    Alıntı
     


Yükleniyor...