İstanbulda Gezilecek Yerler Avrupa Yakası

'Türkiyem' forumunda Ezlem tarafından 27 Nisan 2011 tarihinde açılan konu


  1. Avrupa Yakasın tarihi Yerleri


    NUSRETİYE CAMİİ.
    İlk olarak; Sultan III. Selim tarafından; ahşap malzemeden yaptırılır ve “Arabacılar Camii olarak isimlendirilir. Ancak; ünlü “Firuzağa yangının da yanar ve daha sonra; aynı yere, Sultan II.Mahmut tarafından; 1825 yılında, Krikor Amira Balyana yaptırılır. Muhtemelen, bu günkü cami alanında; yangın sonrasında, yardımların dağıtıldığı yer vardı ve bundan dolayı camiye, yardım dağıtım yeri anlamında “Nusretiye ismi verilmiştir. Aslında; yeniçeri ocağının kaldırılmasından (Vakay-ı Hayriye) sonra yaptırılmış. Bu nedenle “hayırlı olay anısına dikilmiş bir anıt gibi.

    SIRA EVLER:
    1875 yılında yaptırılmış ve türünün ilk örneğidir. Sultan Abdülaziz tarafından, Dolmabahçe Sarayı Lojmanları olarak; Sarayın muhafızları ve ağaları için ikametgah yeri olarak yaptırılmıştır. Sultan Abdülaziz; Beşiktaş Köy içindeki ahşap köşklerde; 10-15 yılda bir çıkan büyük yangınlardan korunmak için; Dolmabahçe Sarayının çevresini yüksek duvarlarla çevirttirir. Sıraevleri de; yine yangınlara set çekmek için inşa ettirir. Sultan; Aziziye Camiinin yapımına katkıda bulunması için; lojmanlardan arta kalan kısmı da; kiraya verdirmiştir. Kira getiren yerler anlamına gelen “Akaretler adı buradan geliyor. Müstakil olarak kiralanan binaların kiracıları; genelde, İstanbulda yaşayan yabancılar olmuştu. Osmanlı saray ressamlarından İtalyan Fausto Zonaro da; resimlerini, Sıraevlerde oluşturduğu atölyesinde yapmıştır. Dolmabahçe Sarayını inşa eden Balyan ailesinden Sarkis Balyan; aynı zamanda Sıraevlerin de mimarlığını yapar. Saray ile aynı dönemde inşa edilmesine karşın, burası, daha sade bir üslup taşır. Dolmabahçe Sarayının aksine, cephelerinde Barok tarzı yerine, ampir çizgiler tercih edilmiştir.

    SİNAN PAŞA CAMİİ.
    Beşiktaş İskelesinin hemen karşısında. 1550-1553 yılları arasında, Osmanlı Donanmasının Kaptan-ı Deryası olan Sinan Paşa tarafından yaptırılmıştır. Sinan Paşa, 1553 yılında öldüğünde, cami inşa halindeydi. O yüzden, Sinan Paşa, Üsküdardaki Mihrimah Sultan Camisinde gömülmüştür. Cami; 1555 yılında tamamlanmıştır. Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. İlçenin merkezinde yer alan “Sinanpaşa Mahallesi ne adını vermiştir.

    BARBAROS TÜRBESİ.
    1534 yılında, bizzat kendisi tarafından yazdırılmış Barbaros Vakfiyesinde; Beşiktaştaki medrese yanına yaptırdığı türbeye defnedilmesini ve kabrinin üzerinde kandil yakılmasını vasiyet etmiştir. Beşiktaşta, Sinan Paşa Camiinin karşısındadır. Türbeyi: 1541 yılında Mimar Sinan yapmıştır. Kesme taştan, sekiz köşeli, tek kubbeli ve alt üst pencerelidir. Sandukanın üstüne, yukarıdan asılmış ve üzerinde Zülfikar resmi bulunan, yeşil zemin ipekli kumaştan yapılmış bir sancak bulunmaktadır. Türbede mevcut dört sandukada: Barbaros Hayrettin Paşa, hanımı Bala Sultan, Cafer Paşa ve Cezayirli Hasan Paşa yatmaktadır. Kapı önündeki revak; mermer iki sütunla taşınan sivri kemer üzerine çapraz tonozun oturmasıyla oluşturulmuştur. Türbenin yedi cephesinde, iki sıra halinde, toplam 14 pencere bulunur. Pencere üstü ve kubbesi kalem işleriyle bezelidir. Bahçesin deki 25 gömütte, yakınları gömülüdür. Türbe; yalnızca 1 Temmuz Kabotaj Bayramı ve 4 Nisan Deniz Şehitlerini Anma Günü gibi özel günlerde resmi ziyarete açılmaktadır.

    BARBAROS HEYKELİ.
    Barbaros Hayrettin Paşanın hatırasına dikilen bir anıttır. Beşiktaşta: Cezayir Caddesinde ve Barbaros Türbesinin hemen arkasındadır. 1944 yılında, heykeltıraş Zühtü Müridoğlu ve Ali Hadi Bara tarafından yapılmıştır. Anıtın altında; Yahya Kemalin mısraları görülür.



    YILDIZ SARAYI:
    Yıldız Sarayı: Beşiktaş, Ortaköy ve Balmumcu arasındaki konumuyla; 500 bin metre kare alanı kaplayan Yıldız Parkı içinde bulunuyor. Eskiden; av sahası olan parkın içinde: Kanuniden bu yana; Padişahlar: kasırlar ve köşkler yaptırmış. Saray, ilk kez Sultan III. Selim (1789-1807) in annesi Mihrişah Sultan için yaptırılmış. Sultan Selim; sarayın iç bahçesine, bir de çeşme yaptırır. Daha sonra tahta çıkan, Sultan II. Mahmut (1808-1839); Yıldız Bahçesinde düzenlenen: ok atışlarını ve güreş oyunlarını seyretmek için buraya gelirdi. Bu padişah; 1834-1835 yıllarında, burada bir köşk yaptırarak etrafını da bir bahçeyle düzenletmiştir.



    ÇADIR KÖŞKÜ: Yıldız Parkı içinde. 1871 yılında inşa edilmiş, Sultan Abdülazizin sarayı olan Yıldız Sarayı bahçesindedir. Günümüzde: kafe-restoran olarak işletilmektedir.

    ŞALE KÖŞKÜ: Yıldız Sarayı kompleksi içinde. Sultan II.Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Adını; İsviçre dağ evi tarzında yapıldığı için Fransızca “chalet (dağ evi) anlamından gelen kelimeden almıştır. Köşk: 19ncu yüzyıl, Osmanlı mimarisinin en ilgi çekici yapılarından biridir. Yüksek duvarlarla çevrili bir bahçe içinde ve farklı tarihlerde yapılan, birbirine bitişik, üç ana yapıdan oluşur. Döneminde: Devlet Konukevi olarak kullanılan yapı; bodrumuyla birlikte, 3 katlıdır. Ahşap ve kagir olarak yapılmıştır. Koridorlar üzerinde düzenlenmiş 60 oda ve 4 salonu ile, köşk boyutlarını aşar. Yapının görkemli bloklarını: Barok, Rokoko ve İslam etkilerini yansıtan, kalem işleri, geometrik bezemeler ve manzaralı panolar süslemektedir. Törenlerin yapıldığı sarı ve sedefli salonların dekorasyonunda; görkemli süslemeler, Osmanlı ve Avrupadan gelen mobilyalar var.
    Günümüz de; bir müze saray olarak ziyaretçilere açık. Bahçesinde: çeşitli resepsiyonlar düzenleniyor.

    MALTA KÖŞKÜ:
    Yıldız Sarayı köşklerinden biri olarak, 19ncu yüzyılda yaptırılmış. Yıldız Parkı içinde bulunuyor. Dönemin, en ilginç sivil mimari örneklerinden biri. 2 katlı köşkün mimari: Sarkis Balyan. Günümüzde: kafe-restoran olarak işletiliyor.

    Tekrar; Beşiktaş Meydanına dönüyoruz. Ortaköye doğru, yolumuza devam ediyoruz. Sahilde: eski Feriye Sarayının; günümüze ulaşan ve bugün farklı işlevlere sahip olan bölümleri var. Bunlar:

    a. Devlet Konukevi.
    b. Beşiktaş Kız Lisesi.
    c. Denizcilik Lisesi,
    d. Galatasaray Üniversitesi,
    e. Kabataş Lisesi,
    f. Çırağan Oteli.
    g. Feriye Lokantası.



    ORTAKÖY CAMİİ:
    Caminin bulunduğu yerde; daha önce, Vezir İbrahim Paşanın damadı Mahmut Ağanın yaptırdığı bir mescit vardı. 1721 yılında yapılmış olan mescit; Mahmut Ağanın, Patrona Halil Ayaklanmasında ölümünden sonra yıkılmış olmalı. Cami; 1810 yılında, Bostancıbaşı Defterinde de “Mehmet Kethüda Cami-i Şerifi olarak kayıtlı.
    Asıl adı: Büyük Mecidiye Camii olmasına rağmen, halk arasında Ortaköy Camii olarak bilinmektedir. Neo Barok tarzında bir camidir. Sultan Abdülmecit tarafından; mimar Nigogos Balyana; 1853 yılında yaptırılmıştır. Giriş kapısının üzerindeki kitabede: Abdülmecit tuğrası ile birlikte, caminin bitiriliş tarihini belirten bir tarih var. Oldukça zarif bir yapıdır. Boğaziçinde, eşsiz bir konuma yerleştirilmiştir. Geniş ve yüksek pencereler: Boğazın değişken ışıklarını caminin içine taşıyacak şekilde düzenlenmiştir. 1894 yılındaki depremde; cami büyük hasar görür ve minarelerin petek ve külah bölümleri, yeniden yapılır.

    ESMA SULTAN YALISI:
    Ortaköyde leziz bir mekan, restore edilmiş,yarısı yanmış ve üstü açık bir yalı. Boğaz manzarası, klasik müzik ve deli gibi ışıklandırma. Aşık olmak için bire bir romantik ortam.
    Yalı, adını: Sultan I.Abdülhamitin kızı, Esma Sultandan alır. Meşhur mimar Sarkis Balyan tarafından yapılmış. 1873 yılında doğan Esma Sultan; 16 yaşına geldiğinde, Çerkes Mehmet Paşa ile evlendirilir. Mehmet Paşa; zamanın önemli devlet adamlarından biriydi. Yalı; Esma Sultana düğün hediyesi olarak verilir.
    Canlı ve renkli karakteri sayesinde; seçkin ve beğenilen bir hanımefendi olmuştur. Esma Sultanın İstanbulda yaşadığı bu görkemli yalı, Osmanlı imparatorluğunun bitiminde terk edilmiş, bir yangın ve bir deprem atlatmış, sonrasında ise, 1918 yılında Rum Okulu ve 1922 yılından sonra ise sırasıyla tütün ve kömür deposu olarak kullanılmıştır.


    Bebekin en ünlü yapıları şunlar:
    a. İstanbulun 1751 tarihli en eski ahşap yapılarından biri olan, Kavafyan Konağı.
    b. 19ncu yüzyıl yapısı, Fransız Yetimhanesi.
    c. I.Ulusal Mimarlık akımı mimarlarından Kemalettin Beyin yapısı, Bebek Camii.
    d. Bugünkü Boğaziçi Üniversitesinin, Robert Kolejle ait eski binaları



    AŞİYAN MÜZESİ:
    Ünlü Türk Şairi, Tevfik Fikretin yaşadığı ev olan yapı; 1945 yılında; Edebiyat-ı Cedide Müzesi olarak açılmıştır. Şairin, daha önceleri; Eyüp Mezarlığında bulunan naşı, 1961 yılında, doğal görünümü ile çok beğendiği evinin bahçesine nakledildi. Bu tarihten sonra; müze “Aşiyan Müzesi adını aldı. Tevfik Fikret, evinin projelerini kendisi çizmiş. Farsça “Yuva anlamına gelen Aşiyan kelimesini de, buraya isim olarak koymuş. Bahçe içerisinde, ahşap ve 3 katlı olan Aşiyan Müzesinin birinci katı: Edebiyat-ı Cedidecilerin fotoğrafları, kitap ve özel eşyaları sergileniyor. İkinci katta: şairin şahsi eşyalarının sergilendiği yatak odası ve çalışma odaları yer alıyor.

    Rumelihisarı semtine damgasını vuran; tabii ki Sultan II. Mehmetin; fetih öncesinde Bizanslılara Karadenizden gelecek yardımları önlemek için, daha önceden yaptırdığı Anadoluhisarının karşısında, 1452 yılında, dört ay gibi kısa bir zamanda yaptırdığı, Rumelihisarı ya da Boğazkesen Hisarıdır.

    RUMELİ HİSARI:
    Boğazın tam kontrolü ve Bizansa kuzeyden yardım gelmesini önlemek için, Fatih Sultan Mehmet tarafından, 1452 yılında yaptırılmış. Yapıma: bizzat Sultan II.Mehmet idaresinde, bin kadar usta ve bunun iki katı kadar da ırgat katılmıştır. Hisar; dört ayda bitirilir. Hisarın yapılmasında; devrin ileri gelenleri himmette bulunmuş, harcamalara katılmışlardır. Ayrıca; belirli bazı kule ve beden duvarı kesimlerinin hızlı yapılmasından da sorumlu tutuldukları anlaşılmaktadır. Fakat, yalnız güneybatıdaki C kulesinin, Zağanos Paşa idaresinde yapılmış olduğu, üzerindeki kitabeden kesin olarak görülmektedir. Bir görüşe göre; kuzeybatıdaki A kulesini Saruca Paşa, kıyıdaki B kulesini Candarlı Halil Paşa yaptırmıştır. Hisarın yapımına başlanıldığında; Bizanslılar telaşlanarak önce kaleyi ele geçirmeyi düşünürler. Fakat, Sultan onlara kaleyi, şehri ve tüccarları Akdeniz-Karadeniz arasında dolaşan korsanlardan korumak için yaptırdığını söyletir. Bizanslılar, böylece hisarın yapımına göz yummak zorunda kalırlar. Boğazdaki akıntı yüzünden gemicilerin Avrupa yakasında, kıyıya yaklaşmak zorunda kalmaları, hisarın gücünü daha da arttırıyordu. Hisar; kendisine böylece yaklaşan hedefleri, toplarının en uzak menzil mesafesinden karşılanarak, güneyde en uzun mesafeye kadar takip edebiliyordu.

    BALTA LİMANI:
    Antik çağda; kral Barbisin intihar eden kızının adına atfen; Sinüs Phidaliae veya Portas Milierium dendiği, bir başka isminin ise “Ginaikon Limenyani “Kadınlar Limanı, “kadınlar iskelesi dir. Bugünkü adı ise: Fatih Sultan Mehmetin (1444-1481) Kaptan-ı Deryası Baltaoğlu Süleyman Beyden gelmektedir. Osmanlı donanmasının başında Kaptan-ı Derya olarak bulunan Baltaoğlu Süleyman Beyin İstanbulun fethine çok büyük katkı sağlayan gemileri; Marmara Denizinden buraya getirerek, koruma altında tuttuğu için, bu semte Baltalimanı denilmektedir. Baltalimanı vadisi: İstanbulun mesirelerinden biridir. Derenin bol suyu, geniş çayırlık alan, çamlık, dutluk, ceviz ağaçları ile ünlüdür. İstanbullular çok sık olarak buraya gelirler. Bu nedenle; devrin ileri gelenlerinin bir kısmının; yalıları, sarayları, köşk ve konakları burada bulunuyordu. Bugün ise; sosyal tesisler bulunmakta. Sarıyer merkeze 10 km., Taksime 10 km. ve Eminönüne ise 12 km. uzaklıkta.

    EMİRGAN KORUSU:
    Bu yeşil alana: 16ncı yüzyıl ortalarında “Feridun Bey Bahçesi denilmiştir. Sultan IV. Muratın; 1635 yılında Emirgüneoğlu Tahmas Hana (sonradan Yusuf Paşa) hediye etmiştir. Bunun üzerine, buraya “Emiroğlu Bahçesi denilmeye başlanmıştır. Daha sonra ise “Mirgün ve “Emirgan olarak değiştirilmiştir. 19ncu yüzyılın ikinci yarısında ise; Mısır Hidivi İsmail Paşa tarafından yeniden düzenlettirilir. Koruda: Sarı, Pembe ve Beyaz Köşkler var. Muazzam faunasıyla, muhteşem bir yer. Her yıl Mayıs ayında; “Lale Bayramı düzenlenmektedir.

    SAKIP SABANCI MÜZESİ:
    Atlı köşk: deniz kıyısında ve en son olarak 1925 yılında Prens Mehmet Ali Hasanda kalmıştır. Bu arsa için, mimar Eduardo de Nari; bir köşk projesi çizer. Prens; eşinden ayrıldığı için Mısıra döner, burada oturmaz. Uzun yıllar; Yusuf Ağa ve ailesi burada kalır. 1951 yılında ise, Hacı Ömer Sabancı tarafından satın alınır. Bahçesinde: 1864 yılında Louis Dauman tarafından yapılan, önce Abraham Paşa Çiftliğinde ve daha sonra Mahmut Muhtar Paşanın Modadaki konağında duran; dökme bir at heykeli var. Köşk; ismini bu heykelden alır.



    TARABYA KASRI:
    Hünkar köşkü olarak yapılmamıştır. Resmi kayıtlarda; bir Rum beyinin yalısı olarak görülmektedir. Sultan II. Mahmut; 1828-1829 yılları arasındaki Rus Harbinde; Tarabya Kasrını ikametgah olarak, buraya çok yakın olan Kalender Kasrını da karargah olarak kullanmıştır. Sultan Abdülaziz döneminde yenisi yapılması için yıkılmış ancak yenisi yapılmamıştır. İlerleyen dönemlerde; tahta çıkan Sultan Abdülhamit; Almanya ile olan ilişkilerin geliştiği dönemde, kasrın yıkıntı şeklindeki arazisini; Alman Sefaretine hediye etmiştir. Bugün; kasrın yerinde, Alman Sefaretinin yazlıkları bulunmaktadır.

    HUBER KÖŞKÜ:
    Tarabya koyuna yaklaşırken, iç tarafta, yol kenarında, çok güzel bir yalıdır. Köşk, 19ncu yüzyılın sonlarında inşa edilmiştir. Osmanlı devletine silah satan bir firmanın temsilcisi olan Hubere aittir. Herr Huber; o dönemde oldukça varlıklı bir kişiydi. Boğazı canlandırmak ve ağaçlandırmak için çok çalışmıştır. Doğayı seven, zamanının büyük bölümünü bahçede, ağaçlar ve çiçekler içinde geçiren biriydi. Öldüğünde; arkasında çok güzel bir yalı bırakır. O dönemde hem hukukçu ve hem de iktisatçı olan Necmettin Molla, Herr Huberin Almanyada ki akrabalarından yalıyı satın alır. Bir süre sonra, Hidiv İsmail Paşanın torunlarından Prens Kadiriye satar.
    Köşk defalarca el değiştirmiştir. En son; köşkü bir turizm şirketi satın almış ve Anıtlar Yüksek Kurulunun izin vermemesi üzerine, hiçbir restorasyon yapılamamış ve öylece durmaktadır. Yalıya uzaktan bakıldığında, pek çok mimari üsluptan etkilendiği görülmektedir. Çin, Arap, Acem, Osmanlı, İtalyan, Fransız, İngiliz etkileri görülür. Sanki yalıyı değişik ülkelerin mimarları, nöbetleşe çalışarak meydana getirmişlerdir. Köşk, günümüzde Cumhurbaşkanlığı köşkü olarak kullanılmaktadır.

    SAİD HALİM PAŞA YALISI:
    19ncu yüzyılın sonlarında, Petraki Adamantini adlı bir mimara yaptırılmıştır. Yalının bahçesine, yol tarafındaki kapıdan giriliyor. Rıhtımda; haremlik ve selamlığa giden kapılar var. Buradan; selamlık bahçesine açılan kapının önünde, iki aslan heykeli bulunuyor. Bunlardan biri İtalya ve diğeri ise Almanya tarafından, Said Halim Paşanın kılıç kuşanması şerefine gönderilmiş. Yalı; önündeki bu aslan heykelleri nedeniyle “Aslanlı Yalı olarak da isimlendiriliyor. Sait Halim Paşanın sağlığında: kapıda “Aç olan Buyursun Yesin yazılı bir levha varmış ve pek çok garip, burada karnını doyuruyormuş. Yalı; 1968 yılında Turizm Bankasına satılmış. Restore edilmiş. Yalının bahçesi; yaz aylarında restoran olarak kullanılıyor. Yalının bir bölümü ise;müze olarak düzenlenmiş. 1995 yılında, büyük bir yangın olur, daha sonraki dönemde ise Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yine onarılır, Başbakanlığa bağlı bir eser olarak kullanıma kazandırılır. Günümüzde restoran olarak kullanılmaktadır.


    BELGRAT ORMANLARI:
    Büyükdere iskelesine, 6 km. uzaklıktadır. Karadeniz kıyılarına 45 km. kadar yaklaşır, yüzölçümü 5300 hektardır. En yüksek yeri olan; Kartaltepe 230 m. dir. Burada; meşe, gürgen, kayın ve kestane ağaçları bulunur. İstanbulun su ihtiyacını karşılamak için yapılmış 6 bent, orman içindedir.


    SADBERK HANIM MÜZESİ:
    Sadberk hanım: Vehbi Koçun eşidir. El işlerine ve el sanatlarına olan tutkusu ile seçkin bir koleksiyon meydana getirmiştir. Bu güzel eserlerin, kendi adını taşıyacak bir müzede sergilenmesi, hayatının son günlerine kadar (1973 yılında vefat etmiştir) , en büyük arzularından biri olmuştur. Evet; Müze içinde; hem etnografik, hem de arkeolojik (Hüseyin Kocabaş koleksiyonu) çok önemli eserler sergileniyor. Müze: iki ayrı yapı içinde kurulmuş. Bunlardan birincisi: 19ncu yüzyıl sonlarında inşa edilen, 3 kattan oluşan bir yapıdır. Kagir zemin üzerine ahşap tarzda inşa edilmiş olup,Azaryan Yalısı“ olarak bilinir. Yalı: 1950 yılında, Koç ailesi tarafından satın alınır ve 1978 yılına kadar yazlık olarak kullanılır. Müzeye dönüştürülmesine karar verilince: 1978-1980 yılları arasında yapılan restorasyon projesiyle, müzeye dönüştürülür. Sadberk Koç Koleksiyonu sergilenmek üzere;14 Ekim 1980 tarihinde ziyarete açılır. Burada: sikkeler, İslam sanatı, Osmanlı dönemi, Kadın kıyafetleri sergileniyor. Giriş katında: hediyelik eşya dükkanı ve çay salonu var. Bugün kullanılmayan ana girişin tavanı: eski Roma mimarisinden esinlenilerek, kartonpiyer kasetlerle süslü. Katlara: ahşap merdivenlerle çıkılıyor. Duvarlar; mermer taklidi kalem işi ile boyalı. Giriş katının üzerindeki birinci ve ikinci katların orta ana salonları ve bunlara açılan odalar; sergileme mekanı olarak kullanılıyor. Çatı katında ise; eser depoları, çalışma odaları ve kitaplık var.
    Binanın dış yüzünde: pencere aralarında, ahşap süslemelerin güzelliği, binayı diğer yalılardan ayırıyor. Ayrıca: bina yüzeyindeki kabaralar, halk arasında, “Vidalı Yalı olarak anılmasına neden olmuş.



    SARIYER:
    Bölgeye bu adın: Maden Mahallesini oluşturan kesimdeki; bakır madeni nedeniyle topraklarının sarı renginden dolayı verildiği söylenmektedir. Ayrıca: bölgede doğal yayılım gösteren katır tırnağı bitkisinin çiçeklendiği zaman, tüm bölgenin belirgin bir şekilde sarı olmasının da, ismi etkilediği düşünülmektedir.



    TELLİ BABA TÜRBESİ:
    Telli baba türbesi: Rumelikavağı girişindedir. Buradaki mezar; yıllar önce: Hacı Nimet Abla (Özden, piyango bileti bayii) tarafından onarılarak, türbe haline getirilmiştir.

    RUMELİ KAVAĞI:
    Sarıyerden minibüsle, 10 dakika uzaklıkta. Beşiktaştan otobüs ile de gitmek mümkün. Deniz kenarında şirin bir yer. Askeriyeden arta kalan yerlerde; Altınkum ve Elmaskum denilen iki plajı var. Temiz yerler. Ayrıca: sahil boyunca: ucuz balık ve midye kızartma yiyebileceğiniz lokantalar var.


    RUMELİ FENERİ:
    Evet, burada malum bir fener var. Kırım Savaşı sırasında Fransız ve İngiliz gemilerinin boğazın ve Karadenizin girişini görebilmeleri için yapılmasına karar verilmiş ve 15 Mayıs 1856 tarihinde hizmete girmiş ve denizcilere o günden bu yana, ışık tutarken, bölgenin simgesi olmuş. 1933 yılında, Fransızlara verilen 100 yıllık işletme hakkı iptal edilmiş ve tamamen Türklere geçmiş.


    netten alıntı
     


Yükleniyor...
Benzer Konu başlıkları - İstanbulda Gezilecek Yerler
  1. zamaneanne
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    752
  2. YAREN
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    12,366
  3. Ezlem
    Yanıt:
    2
    Gösterim:
    85,025
  4. Wish
    Yanıt:
    1
    Gösterim:
    30,631