İslamiyet etkisinde gelişen Türk edebiyatı

'Ansiklopedik Bilgi' forumunda Sibel tarafından 16 Ekim 2010 tarihinde açılan konu


  1. İSLAMİYET ETKİSİNDEKİ TÜRK EDEBİYATI

    İslâm orduları, ilk olarak Emeviler Döneminde (705–715) Türklerin yoğun olarak yaşadıkları Orta Asya topraklarına gelmiştir. Bu sırada zaman zaman Türk boylarıyla da savaşmışlardır.
    7. yüzyılın sonlarında Horasan'da Müslümanlığı yeni kabul eden Türklerle, Şamanist, Budist ve Maniheist Türkler bir arada yaşamıştır. Türklerin Müslümanlarla asıl tanışması 751 yılında Müslüman Arap ordularıyla Çinliler arasında yapılan Talas Savaşıyla olmuştur. Bu savaşta Türkler, Arap ordularının saflarında yer alarak Çinlileri büyük bir yenilgiye uğratmışlardır. Türklerle Araplar arasındaki bu dayanışmadan sonra İslâm dini Türkler arasında yayılmaya başlamıştır.
    İlk Müslüman Türk devletini 935 yılında Karahanlılar kurmuştur. Karahanlılar, Müslüman olduktan sonra Budist ve Maniheist Uygurlara savaş açmış, onların Müslüman olması için uğraşmıştır.
    Türkler Müslüman olduktan sonra da atlı-göçebe kültürün özelliklerini korumuşlardır. İslâm dini, o güne kadar dağınık yaşayan, birbiriyle mücadele eden Türkleri birleştirmiştir. 11. yüzyılda Türk dünyası, neredeyse tümüyle İslâm dini ve kültürü dairesine girmiştir. Böylece Türk milleti için yeni bir kültür, dil ve edebiyat dönemi başlamıştır.

    İslamın Türk Kültürüne Etkisi

    Müslüman olmadan önce çoğunlukla göçebe yaşayan Türkler, İslâmiyet’le birlikte şehirlerde toplanmış, kültür ve medeniyet merkezleri kurmuşlardır. Bu kültür ve medeniyet merkezleri; camileri, medreseleri ve kütüphaneleriyle bir bütünlük oluşturmuştur. Türkler, İslâmiyet ile birlikte çadır medeniyetinden yerleşik medeniyete geçmiştir.

    İlk Müslüman Türk devleti olan Karahanlılarda hem resmi dil hem de halkın konuştuğu dil Türkçe, bilim dili Arapçadır. Sonraları Arapça ve Farsça bilim ve edebiyat dili olarak daha çok yaygınlaşmıştır. Bu diller Türkler arasında, özellikle Selçuklular döneminde yazışma ve edebiyat dili olarak yaygınlaşmıştır. Türkçe ise halk arasında konuşulan bir dil olarak kalmıştır. Bu durum Anadolu Selçuklularından sonra kurulan beyliklerin Türkçecilik hareketine kadar sürmüştür. Karamanoğlu Mehmet Bey 13 Mayıs 1277 tarihinde Türkçeyi devlet dili olarak ilân etmiştir.

    Osmanlı Devletinin kurulmasından sonra Türkçe bir imparatorluk dili olmuştur. Bu dönem Türkçesine “Osmanlı Türkçesi” denir. İslamiyet’in kabulünden sonra Türkler iki lehçeyle eserler vermiştir:

    a.Doğu Lehçesi (Hakaniye Lehçesi) b. Batı Lehçesi (Oğuzca)

    İşte bu değişimlerin dil ve edebiyata etki ettiği düşünülen 11. yüzyıldan 19. yüzyılın ilk yarısında Tanzimat fermanının ilanına kadar devam eden bu sürece “İslamiyet Etkisiyle Gelişen Türk Edebiyatı” diyoruz.

    İslamiyet etkisiyle gelişen Türk edebiyatını, gelişme seyrini dikkate alarak üç ana devreye ayırabiliriz:

    a.Geçiş Dönemi b.Halk edebiyatı c.Divan edebiyatı

    Geçiş Dönemi Ve İlk İslami Eserler

    Bu döneme 11. ve 12. yüzyıl edebiyatı da diyebiliriz. Bu dönem, İslamiyet’in Türkler üzerindeki etkisini gösterdiği dönemdir. Bu dönemde Türkler; İslam kültürünün etkisiyle bulundukları yerleri kültür ve uygarlık merkezi haline getirmişler; tarih, uygarlık, edebiyat ve sanat alanlarında ciddi başarılar elde etmiştir. Medreselerde eğitim görmüş Arap ve İran kültürü ve edebiyatlarının etkisinde kalan aydınlar, 11.yüzyılda Divan edebiyatının temellerini atmışlardır. Nazım ve nesirde ilk sayılabilecek önemli eserler vermişlerdir.

    10. veya 11. yüzyılın sonlarında yazıldığı varsayılan Kuran Tercümesi, Türk nesrinin ilk ürünleri olarak kabul edilir. Bu tercüme şu an Leningart Kütüphanesi’ndedir ve yazarı belli değildir.

    Dönemin genel özellikleri:

     İslamiyet öncesi kültür ile İslami kültür iç içedir. İslamlaşma cereyanının tam anlamıyla kemale erdiği söylenemez.
     Eserlerde toplum hayatını şekillendirme ve yönlendirme amacı güdülmüş, dini öğretme amacı esas alınmıştır.
     Hece ölçüsü devam ederken, aruz ölçüsü de yavaş yavaş kullanılmaya başlanmıştır. Nazım birimi olarak beyitler ve dörtlükler kullanılmıştır.
     Arapça ve Farsça kelimeler dilimizi bu dönemde etki altına almaya başlamıştır.Arap ve Fars edebiyatında kullanılan nazım şekilleriyle eserler verilmeye başlanmıştır.
    İlk İslami Eserler

    a. Kutadgu Bilig

     Yusuf Has Hacip tarafından 1070 yılında Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han’a sunulmuştur.
     Yazar, eserin başında kitabı insanlara mutlu olmanın yollarını öğretmek için yazdığını belirtmiştir.
     Kutadgu Bilig dört öğeyi simgeleyen dört kişinin karşılıklı konuşmalarından oluşan alegorik bir mesnevidir. Bunlardan Gündoğdu adaleti ve kanunu temsil eden bir hükümdar, Ay toldu mutluluğu ve devleti temsil eden vezir, Ögdülmüş aklı temsil eden vezirin oğlu, Ogdurmuş kanaatle yaşamayı ve züht hayatını temsil eden bir derviştir.
     Eserde ideal bir devlet yönetiminin nasıl olması gerektiği sembollerle anlatılır.
     Eserde başkaları tarafından eklendiği düşünülen biri manzum biri mensur iki önsöz vardır.
     Eser mesnevi biçiminde yazılmış ve 6645 beyitten oluşmuştur. Eserin sonu kaside biçimindedir. Ayrıca 173 dörtlük daha vardır.
     Aruz ölçüsünün “Şehname” kalıbı adını verdiğimiz “Feulun/Feulun/ Feulun/ Feul” kalıbıyla yazılmıştır.
     Eser İranlılar tarafından Şehnamei Türkî olarak nitelendirilmiştir.
     Eser, Hakaniye Lehçesiyle kaleme alınmıştır.
     Eser; Göktürkçe Karahanlı Türkçesi Türkiye Türkçesinin gelişim çizgisini açıklamak ve Karahanlı Türkçesinin bütün güzelliklerini göstermesi bakımından çok önemli bir yere sahiptir.
     Türk edebiyatının bilinen ilk mesnevisi ve Divan edebiyatının ilk eseri olarak da kabul edilebilir.
     Eserin üç yazma nüshasından Uygur harfleri ile yazılmış olanı Viyana’da, Arap harfleriyle yazılmış olanlardan biri Fergana’da biri de Kahire’ dedir.

    UYARI: Kutad gu Bilig’in İslamiyet etkisiyle gelişen edebiyatımızın ilk eseri olduğu, edebiyatımızdaki ilk mesnevi ve ilk siyasetname olduğu unutulmamalıdır.

    b.Divan u Lügati’t Türk

     Türk dilleri sözlüğü anlamına gelir. Kaşgarlı Mahmut tarafından 1072–1074 yılları arasında yazılmıştır.
     Sözlük olmasının yanı sıra Türk folkloru ve edebiyatı açısından da önemli bir eserdir.
     Eserde Türkçe gramer kuralları, ağız ve şive özellikleri, Halk edebiyatı örnekleri ile ilgili bilgiler verilir.
     TürkçeArapça sözlük şeklinde yazılmıştır. Eserde derlenmiş 7500 sözcük vardır. Yazar, eserine yaşayan sözcükleri almış, unutulanları almamıştır.
     Ayrıca yazar, Türklerin yaşadığı bölgeleri dolaşarak onların yaşayışlarını, çeşitli halk ürünlerini inceleyerek eserine bunlardan atasözü ve şiir örnekleri koymuştur.
     Eserde ilk Türk şairi olarak Çuçu adlı bir şairden bahsedilir. Ancak hangi şiirin ona ait olduğu belirtilmemiştir.
     İslamlıktan Önceki döneme ait olan sagu, sav ve koşuklar bu eser sayesinde günümüze ulaşmıştır.
     Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmıştır.
     Başka bir özelliği de Türklerin yaşadığı bölgeleri gösteren bir haritanın eklenmiş olmasıdır. Haritada her boyun, koyun sürülerini ayırmak için kullandığı damgaları da belirtmiştir.
     Eserde Türk şiveleri oluş bakımından Hakaniye ve Oğuz şivesi olmak üzere iki kol olarak verilmiştir. Hakaniye şivesi; Karahanlıların büyük şehirlerinde kullanılan Uygur, Yağma, Argu, Çiğil ve Karluk dilidir. Oğuz Türkçesi ise Oğuz, Kıpçak, Peçenek ve Bulgar Türklerinin dilidir.
     Eser manzum mensur karışık olup, eserde 7500 kelime, karşılıklarıyla kullanıldıkları örnek cümleler ve şiirler vardır. Sözcükler alfabetik sıraya göre dizilmiştir.
     Divan ü Lügatit Türk’ün en önemli özelliği edebiyatımızın ilk ansiklopedik sözlüğü olmasıdır. Bunun yanı sıra Türk lehçeleriyle ve Türklerin yaşam biçimleriyle ilgili bilgiler vermesi; ayrıca sagu, sav ve koşuk örneklerini vermesi eserin dil ve edebiyat açısından önemli yönleridir.

    C.Atabetü’l Hakayık

     Kelime anlamı hakikatlerin eşiğidir. Eser 12. yüzyılın ilk yarısında Edip Ahmet Yükneki tarafından yazılmış, Sipehsalar Mehmet Bey’e sunulmuştur.
     Kitabın giriş bölümü kaside niteliğindedir. Diğer bölümler dörtlük şeklinde ve 484 mısradan oluşmuş ve Hakaniye Lehçesi ile oluşturulmuştur.
     Arapça ve Farsça sözcük sayısı oldukça fazla olan eser dini, ahlaki ve didaktik bir eserdir.
     Alçakgönüllü olma, bilginin önemi, dilin korunması, zamanın bozulması, ahlaklı olma gibi konular işlenmiştir.
     Kitapta hem hece hem aruz ölçüsü kullanılmıştır. Eserin aruz vezniyle yazılan kısmı Şehname kalıbıyla yazılmıştır.

    d.Divanı Hikmet

     Tasavvuf edebiyatının Anadolu dışındaki öncülerinden biri olan Ahmet Yesevi tarafından 12. yüzyılda kaleme alınmıştır.
     İlahi aşkın, cennetin, ibadetin konu edildiği didaktik bir eserdir.
     Eser, 7’li ve 12’li hece ölçüsüyle “Hikmet” adı verilen dörtlüklerle yazılmıştır.
     Bu dörtlüklerle Yesevi tarikatının temel ilkeleri de ortaya konmuştur.
     Şiirler, şekil bakımından geleneksel halk şiirinin özelliklerini taşır.
     Sade bir dille yazılan tasavvufi bir eserdir. Tasavvufi terimlerin olduğu kısımlarda dil biraz ağırlaşmıştır.
     Eser, Orta Asya Türk edebiyatının ilk eserlerinden biridir.

    e. Dede Korkut Hikâyeleri

     Asıl adı Kitabı Dede Korkut Ala Lisanı Taifei Oğuzan’dır.
     Destandan halk hikâyesine geçişin bir ürünü olduğu için son derece önemli bir yere sahiptir.
     On iki hikâye ve bir önsözden oluşmuştur. Hikâyelerin her birine boy adı verilmiştir.
     Dede Korkut Hikâyeleri, 12. ve 14.yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan bölgesinde Oğuz boyları arasında söylenmiş sözlü ürünlerdir. 15. yüzyılın başlarında yazıya geçirilmiştir.
     Hikâyelerde Oğuz boyları arasındaki çatışmalar ve Oğuzların komşu Hıristiyan topluluklarla yaptıkları mücadeleler anlatılmaktadır.
     Dede Korkut Hikâyeleri, elimizde bulunan şekilleriyle daha çok hikâyemasal özelliği göstermekle birlikte destan nitelikleri de taşımaktadır.
     Hikâyeler, adını, hikâyeleri ilk kez söylediğine inanılan kutsal ozan Dede Korkut'tan almaktadır.
     Hikâyelerdeki Türkçe; fiilleri, çeşitli cümle incelikleri, mecazları, cinasları ve ahengiyle çağının en üstün seviyesine ulaşmış bir dildir.
     Anlatımdaki güzellik, bazen tek kelimeye kadar inen, kısa, atasözü karakteri taşıyan cümlelerle sağlanmıştır.
     Oğuz boylarının günlük yaşayışları, kahramanlıkları, inançları, misafirperverlikleri, değer yargıları bu hikâyelerde anlatılır.
     İslâmiyet’in kabulünden sonra hikâyelere "Ak alınla beş kelime dua kılmak", "adı görklü Mühammed'e salâvat getirmek" örneklerinde olduğu gibi İslâmî söyleyiş özellikleri katılmıştır.
     Dede Korkut Hikâyeleri Türk hikâye dilinin güzelliğini, Türk toplum hayatını, âdetlerini, yaşayışlarını anlatan zengin bir kaynaktır.
    Geçiş Dönemi Yazarları

    Yusuf Has Hacip

    Yusuf Has Hacib, 1017 yılında Balasagun şehrinde dünyaya geldiği ve 1077 yılında Kaşgar'da vefat ettiği bilinmektedir. Günümüzde türbesi, Çin kontrolü altındaki Doğu Türkistan’da bulunan Kaşgar’ dadır. Karahanlılar zamanında yaşamış, temel eğitimini Balasagun'da almıştır. Kendisine önceden Balasagunlu Yusuf deniliyordu, sonra Has Hacib unvanı verildi. Yusuf Has Hacib, Türk dili ve edebiyatının ilk eseri olan Kutadgu Bilig (Mutlu kılan bilgi) kitabının yazarıdır.18 ay süren bir çalışma sonunda yazdığı eseri, Karahanlı hükümdarı Ulu Kara Buğra Han'a sunmuş ve ondan haciplik unvanını almıştır.

    Edip Ahmet Yükneki

    Hayatı hakkında bilgi azdır. Bu konuda bilinenler, kitabında kendisinin dediklerinden, ayrıca kitabın sonuna, sonradan başkaları tarafından eklendiği anlaşılan üç şiirden anlaşılmaktadır. Edip Ahmet, Yüknek’te doğmuştur. Babasının adı Mahmut Yükneki’dir. Edip, anadan doğma kördür. Ali Şir Nevai’nin Edip hakkında söylediklerine göre Edip çok akıllı, dini bütün bir adamdır.

    Kaşgarı Mahmut ( 1008 – 1105 )

    Kaşgarlı Mahmut; Dîvânü Lugati’tTürk isimli, dünyaca bilinen eserin yazarıdır. Tam adı: Mahmut bin Hüseyin bin Muhammed’dir.

    Kaşgarlı Mahmut, 1008 yılında Kaşgar’da dünyaya gelmiştir. Hamidiye ve Saç Medreseseleri’nde eğitim görmüş, dönemin bütün klâsik ilimlerini tahsil etmiş, Arapça ve Farsça öğrenmiştir. 1057’ de Kaşgar’dan ayrılarak Bağdat’a yerleşmiştir.

    15 yıl boyunca inceleme amacıyla Türklerin yaşadığı bütün illeri, şehirleri, obaları, dağları ve çölleri dolaşarak, Türklerin örf ve âdetlerini yerinde araştırmıştır. Gezileri sırasında, ana dili Türkçenin Hâkaniye, Oğuz, Kıpçak, Argu, Çiğil şivelerini de öğrenmiştir.

    Ünlü eserini 1072 yılında Bağdat’ta yazmaya başladı.1074 tarihinde tamamladı. Kaşgarlı Mahmut, yalnızca bir dil uzmanı (filolog) değildir. Aynı zamanda bir halk kültürü araştırmacısı ve harita uzmanıdır. Sayısı 24 olan Türk Boyları’nı en sağlıklı biçimde tasnif eden, damgalarını belirleyen ve günümüzde de bu konuda yararlandığımız bilgileri ilk defa derleyen de O’dur.

    Yazarın, Kitabu Cevahirü’n – Nahv fi Lugati’tTürkî (Türk Dili’nin Nahiv Cevherleri) adlı bir eser daha kaleme aldığı bilinmekle birlikte eserin neredenasıl kaybolduğu bilinmemektedir. Kaşgarlı Mahmut, 1105 yılında, 97 yaşında vefat etmiştir.

    Ahmet Yesevi (?1166)
    Ahmet Yesevî, Türkistan'da Sayram şehrinde doğmuştur. Babasının ölümünden sonra, Yesi şehrine gelmiştir. Bu-rada, Aslan Baba adlı bir mutasavvıftan ders almıştır. Yesi'de büyük bir tekke kurarak Yesevîlik tarikatının temelini atmıştır.

    Ahmet Yesevî'nin şiirleri dinîdidaktik şiirlerdir. Şiirlerinde Yesevîlik tarikatının temel ilkele¬riyle ilgili bilgiler, dervişlik üzerine övgüler, kıyamet gününün yaklaştığını hatırlatarak dünya ha¬yatından şikâyet, Allah’a ulaşma yolları gibi konular işlenmiştir.

    Hikmet adı verilen dörtlüklerinde sade bir söyleyişi vardır. Hikmetler, hece ölçüsüyle yazılmıştır. Tasavvufi terimleri sıkça kullanmıştır. Şiirler, şekil bakımından, geleneksel halk şiirinin özelliklerini gösterir. Şiirlerini Divanı Hikmet’te toplamıştır.

    İslamiyet Etkisindeki Türk Destanları

    1.Satuk Buğra Han Destanı
    İslamiyet etkisiyle gelişen ilk destandır. Hükümdarın İslamiyet’i kabulü ve bu doğrultuda ortaya koyduğu mücadelenin efsaneleştirilerek anlatıldığı bir destandır.

    2.Manas Destanı
    Kırgızlara ait milli bir destandır. Kırgızların Karluklarla yaptığı savaşlar anlatılır. Dünyanın en uzun destanlarından biridir. Destan, Seyakbay Karalay tarafından derlenmiştir. “Manas, Kırgız kahramanlarındandır

    Destanın 11. ile 12. yüzyıllarda meydana geldiği düşünülmektedir. Destanın kahramanı Manas, Oğuz Kağan Destanının İslâmî versiyonundaki gibi ve Satuk Buğra Han gibi İslamiyet’i yaymak için mücadele eden bir kahramandır. Böyle olmakla beraber Manas destanında İslâmiyet öncesi Türklerin kültür, inanç ve kabullerinin izleri görülebilir. Bazı varyantları 400.000 mısrayı bulan Manas destanı, TürkBozkır medeniyetinin Kazak Kırgız dairesi içinde yaygın olarak anlatılan önemli bir kültür mirasıdır.

    3.Cengizname

    Orta Asya'da yaşayan Türk boyları arasında 13. yüzyılda doğup gelişmiştir. Cengiznâme, Moğol hükümdarı Cengiz'in hayatı, kişiliği ve fetihleri ile ilgili olarak Cengiz'in oğulları tarafından idare edilen Türkler tarafından meydana getirilmiştir. Orta Asya'da yaşayan Türkler özellikle de Başkurt, Kazak ve Kırgız Türkleri, Cengiz destanını çok severek günümüze kadar yaşatmışlardır. Cengizname’de, Cengiz bir Türk kahramanı olarak kabul edilmekte ve hikâye Türk tarihi gibi anlatılmaktadır. Cengiz, Uygur Türeyiş destanının kahramanları gibi günışığı ile KurtTanrı'nın çocuğu olarak doğar.

    Cengiznâme, Moğol Hanlarının destanî tarihi olarak kabul edildiğinden tarih araştırmacılarının da dikkatini çekmiştir. 17. yüzyıl yazarlarından Ebü'l Gazi Bahadır Han, Şecerei Türk adlı eserinde "CengizName’nin Orta Asya’ daki versiyonlarından bahsetmektedir.


    4.Edige

    Bu destanda 13. yüzyılda Hazar denizi kıyısında kurulan Altınordu Hanlığının 15. yüzyılda Timurlular tarafından yıkılışı anlatılmaktadır. Destanın adı, Altınordu Hanı ve bu destanın kahramanı Edige Mirza Bahadır'a atfen verilmiştir.

    5.Battalname

    Bu destanın kahramanı Türkler arasında Battalgazi adıyla benimsenmiş bir Arap savaşçısıdır. Asıl destan, 8. yüzyılda, Emevî’lerin Hıristiyanlarla yaptıkları savaşlarda büyük kahramanlıklar göstermiş Abdullah isimli bir kişiyle ilgili olarak doğmuştur. Battal, Arapça kahraman demektir, Battalgazi, Arap kahramanına verilen unvandır. Türklerin Müslüman olmalarından sonra Battal Gazi destan tipi Türkleştirilmiş önceki destan örnekleriyle zenginleştirilmiştir. 12. ve 13. Yüzyıllarda Battalnâme adı ile mensur olarak yazıya geçirilmiştir.

    6.Danişmendname

    Anadolu’nun fethini ve bu mücadelenin kahramanlarını anlatan, 12. yüzyılda sözlü olarak şekillenen, 13. yüzyılda yazıya geçirilen İslâmî Türk destanlarındandır.
    Danişmendnâme'de hikâye edilen olayların tarihi gerçeklere uygunluğundan, kahramanlarının yaşamış Türk beyleri olmalarından, Anadolu coğrafyasının gerçek isimleriyle anılmasından dolayı uzun süre tarih kitabı olarak nitelendirilmiştir.

    7.Köroğlu Destanı

    Köroğlu metni destan olarak anılmakla birlikte 20. yüzyılda Anadolu'dan derlenen örneklerine bakıldığında daha çok halk hikâyesini andırır. Anadolu'da hikâyeci âşıklar tarafından 24 kol halinde anlatırlar.
     


Yükleniyor...