İlker Başbuğ Kimdir?

'Biyografi' forumunda ßyFeaR tarafından 26 Haziran 2010 tarihinde açılan konu


  1. İlker Başbuğ Kimdir?

    Anne ve babası Makedonyanın Manastır ilinden Afyona göç etti
    - Babası yedi yaşında vefat etti
    - Dedesi, anneannesi, dayısı ve teyzeleriyle büyüdü
    - Maddi gelirleri dedesinin emekli, annesinin dul aylığıydı
    - Asker olmayı, Kulelili öğrencilerin fiyakası nedeniyle istedi
    - Fenerbahçe taraftarı. İlk FB maçına dayısı götürdü
    - 27 Mayıs ve 22 Şubat olayları, üzerinde derin izler bıraktı
    - Annesine çok düşkündü. Şark hizmetinde bile annesi yanındaydı
    - Alt rütbeliler, Hocam derdi
    - Felsefe ve sosyoloji düşkünü. Geniş bir klasik müzik arşivi var
    Makbule Hanım, Süleyman Beye akşam kahvesini sunduğunda, radyonun lambası artık ısınmış, ajans saati de gelmişti. İkinci Dünya Savaşının son yıllarının yaşandığı o günlerde, spiker heyecansız bir ses tonuyla gelişmeleri sıralıyordu. Türkiyenin de savaşa katılması için baskılar iyiden iyiye artmıştı. İngiltere Başbakanı Winston Churchill, “Almanlara karşı topraklarınızda bize üs açın diyordu. Milli Şef verdiği beyanatta halkı sükûnete çağırıyordu. Vatandaş kuyruklardan şikâyetçiydi, yağ bulamıyordu. Verem hastalığının önüne geçilemiyordu.
    Haberlerin sonuna yaklaşıldığında, Makbule Hanım kahvesinden bir yudum daha aldı. Daralmıştı. Süleyman Beye döndü. Sessizce eşini izledi. Oysa yeni hayatının henüz başındaydı.
    Afyonkarahisarda, oturuyorlardı. Makbule Hanım, Afyonda doğmuştu, ama kökenleri Makedonyanın Manastır iline uzanıyordu. Güzel, alımlı bir hanımdı. Ama yüzünde, suçiçeğinden kalma noktacıklar vardı. Eşi Süleyman Bey, il özel idaresinde çalışıyordu. Manastır doğumluydu. Zaten aileleri suyun öteki tarafından tanışıktı. Önce İzmire, sonra Afyona taşınmışlardı.
    İlker bu dönemde, 29 Nisan 1943te dünyaya geldi. Doğum evde gerçekleşti. İsmini ebesi verdi. İlker, ailenin tek, baba Süleyman Beyin ise ikinci çocuğuydu. Çünkü Makbule Hanım, Süleyman Beyin ikinci eşiydi. İlk evliliğinden Melahat adlı bir kızı vardı.
    İlker, ilkokula Afyonkarahisarda Cumhuriyet İlkokulunda başladı. Akranlarından daha uzun boylu, zayıfça ama yakışıklı bir çocuktu. Babası Süleyman Bey, İlker henüz yedi yaşlarındayken, verem nedeniyle vefat etti. Makbule Hanım, eşinin son günlerinde sürekli yanında, hastanedeydi. Ama İlkeri babasının yanına hiç götürmedi. Çünkü verem bulaşıcıydı.
    Babasını kaybeden İlker, Afyonda yalnız değildi. Anne Makbule Hanımın babası Hasan, annesi İsmet ve iki kız kardeşi bu şehirdeydi. Makbule Hanımın aslında beş kardeşi vardı. Ancak üçü çeşitli nedenlerle Afyon dışındaydı. İlker, annesiyle birlikte dedesinin evine yerleştiği için okulunu da değiştirmek zorunda kaldı. 27 Ağustos İlkokuluna kaydedildi ve buradan mezun oldu. Ortaokul için Afyon Lisesine gitmeye başladı. Bu lise, Türkiye siyasi tarihinde önemli bir yere sahip. İki cumhurbaşkanı; Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer, bir Genelkurmay Başkanı; İsmail Hakkı Karadayı mezunları arasında.
    Baba Süleyman Beyin ölümünün üzerinden yaklaşık beş yıl geçmişti. Yıl 1955. Bu tarihte anneanne vefat etti. Bunun üzerine Hasan Dede, Makbule Hanım, İlker ve küçük teyzesi İstanbula taşınma kararı aldı. Büyük teyze Belkıs Hanım ve dayı Orhan Beyin yanına gideceklerdi.
    Kuzguncukta yeni hayat
    İstanbuldaki adresleri Kuzguncuktu. Büyük teyze Belkıs Hanım, çocukları ve heykeltıraş eşi Rahmi Artemiz bu semtte yaşıyorlardı. Evin büyüğü Hasan Dedeydi, memur emeklisiydi. Orhan Dayı, İlkerin ağabeyi gibiydi. Orhan Dayı, Kuzguncukun popüler delikanlılarındandı. Asker kökenliydi; Bursa Askeri Işıklar Lisesine girmiş, ama yarıda bırakıp hukuk okuyarak avukat çıkmıştı. Ayrıca İlkerin Fenerbahçeliliği dayısından kaynaklanıyordu. İlk FB maçına o götürmüştü.
    İlker ve ailesinin Kuzguncukta kalacağı ilk ev Berberoğlu Sokaktaydı. Yıl 1955. İlker, bu evde otururken 6-7 Eylül olaylarına tanık olacaktı Hatırlanacağı üzere 1955 yılında, “Atatürkün Selanikte doğduğu eve bomba atıldı yalan haberiyle 6 Eylülde başlayan olaylar sonucu 16 Rum, bir Ermeni vatandaşı hayatını kaybetti. Bu olaylar sonucunda Türkiyede yaşayan binlerce Rum, Türkiyeden göç etti. Bu kaos günlerinde İlker, Üsküdardaki Fıstıkağacı Okuluna kaydoldu. Yani bugünkü Anadolu Lisesi statüsündeki Üsküdar Lisesine Bu okul, öğretime Kız Ortaokulu olarak başladı. Daha sonra liseye çevrilerek karma eğitim verdi.
    İstanbuldaki ilk evlerinde sadece bir yıl kaldılar. Ardından yine aynı semtte Tahtalı Bostan Sokaktaki ahşap eve geçtiler. 1956tan 1966ya dek burada oturdular. Maddi durumları çok kötü değilse de, o kadar da iyi değildi. Hasan Dedenin emekli, anne Makbule Hanımın da dul maaşı ile kıt kanaat geçiniyorlardı
    Hollywoodlu yıllar
    Hatırlayanlara göre, 1950li yılların Kuzguncuk nüfusu 950 kişiydi. Bunun 760ı Ermeni ve Rumdu. O yıllarda İstanbulda denize girilebiliyordu. Kuzguncuklu gençlerin gözdesi ise Çukuryalı ve Cemilmolla sahilleriydi. Bir de Hollywood vardı. Burası gençlerin buluşma noktasıydı. İlk kaçamak bakışlar burada atılıyordu. Kuzguncukta görüştüğümüz o yılların delikanlıları, “Biz gitmezdik diyor. Onlardan biri de Cemal Kunt. Başbuğun karşı komşusu. Dönemi şöyle anlatıyor:
    “O yıllarda piyasa yapılan iki cadde vardı. Biri Beyoğlundaki İstiklal, diğeri de Kuzguncuktaki İcadiye Caddesi. Bizim gibi o da Hollywooda gitmezdi. Bizim evin olduğu binadan, İlkerlerin olduğu binaya elektrik kablosu çeker, voleybol oynardık.
    Kızlarla aynı vapurda
    İlker, parlak bir öğrenciydi. 1957 yılına gelindiğinde yol ayrımına geldi. Kuzguncuk, Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerinin gezmeye geldiği bir semtti. Üniformalarıyla dikkat çekiciydiler. İlkerin en yakın arkadaşı. komşusu Tamerdi. Aynı ortaokuldaydılar. İki kafadar, asker olmak istiyordu. Kulelinin sınavına girip, kazandılar. Böylece büyük dayı tabip Muammer dışında, ailede bir asker daha olacaktı. Anne Makbule Hanım, “Oğlum kurtuldu diyerek dualar etti
    İlker Başbuğ, Kuzguncuka, annesinin yanına sadece hafta sonları gelebiliyordu. Hafta içi Kulelideydi. Cumartesi günleri, okul çıkışı İlker için oldukça heyecanlı geçiyordu. Okuldan çıkar çıkmaz arkadaşlarıyla birlikte Çengelköye doğru koşmaya başlıyorlardı. Kuzguncuk ve Kuleliden arkadaşı olan emekli kara pilot Albay Suavi Gökdel şöyle anlatıyor: “Kuzguncuka gidecek vapura Kandilli Kız Lisesi öğrencileri de biniyordu. Gökdel, “Hayır, İlker de ben de yapmazdık dese de, kızlarla uzaktan uzağa küçük bakışlar atılıyordu, bu vapurda. İlker ve Suavi, dönüş yolunda ise otobüsü tercih ederlerdi.
    Sınıf Subayı Binbaşı İsmail öğretmen epey sertti. İsmail Binbaşının ardından sınıf subayı olan Sabri Demirbağ ise İlkerin üzerinde derin izler bırakmıştı. Arkadaşlarının deyimiyle Demirbağ, çok seçkin bir subaydı. Nitekim daha sonra generalliğe yükseldi. Beden eğitimi öğretmeni Ruhi Saralp, felsefe öğretmeni Ali Rıza Koralp, İlker ve arkadaşlarının en sevdikleri öğretmenler arasındaydı. İlker, belki de bu öğretmenin etkisiyle ileride felsefe düşkünü olacaktı.
    Eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Yardımcısı emekli Tümgeneral Erol Kırışoğlu, İlker Başbuğa nasıl seslendiğini şöyle açıkladı: “Kulelideyken 13-14 yaşında çocuktuk. Ama İlker öyle bir yapıya sahipti ki, hep cooldu. Ben daha o zamanlar kendisine mareşal derdim.
    Okulda 22 Şubatı yaşadılar
    1960 yılı İlker için bir kırılma noktasıydı. Kuleli Askeri Lisesinden mezun olmuş, Ankaradaki Kara Harp Okuluna başlamıştı. Ancak ne var ki aynı yıl, Türkiye için de bir eşikti. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez askeri müdahale gerçekleşmişti. 1950de iktidara gelen Demokrat Partinin ülkeyi baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü gerekçesi ile Türk Silahlı Kuvvetleri içinden bir grup subay, 27 Mayıs 1960 sabahı ülke yönetimine el koydu. İhtilalin etkisinin tüm yurtta hissedildiği günlerdi Başbuğun Kuleli ve Harp okullarından devre arkadaşı emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, psikolojilerini şöyle anlatıyor: “Harp Okuluna geldiğimizde 27 Mayıs olmuştu. Kulelideyken gelişmeleri sadece radyodan dinliyorduk. Zaten henüz çocuktuk. Okul yönetimi tarafından ihtilalle ilgili hiçbir şey yansıtılmamıştı. Harp okulunda ise iki akım arasında kalmıştık. Küçükoğlunun “Arada kaldık dediği kutuplar şunlardı: Harp Okulu Komutanı Albay Talat Aydemir ve arkadaşları, ordu içindeki 27 Mayısçıların tasfiyesine kızıyordu. Direniş için kimi genç subayları mevcut komutaya karşı örgütlüyorlardı. Sonuçta Talat Aydemir ve arkadaşları tasfiye edildi. Bu gelişme, tarihe 22 Şubat olarak geçti.
    İlker Başbuğ ve devre arkadaşları böyle bir keşmekeş arasındaydı Gerisini Rıza Küçüoğlundan dinleyelim: “Harp Okulunda her gün derslere hazır kıta; silahlı ve teçhizatla girerdik. 1960 ihtilali dönemi bitmemişti. Politika okula yansımıştı. Derse bir gün Alparslan Türkeş tarafı, diğer gün karşı taraf gelip konferans verirdi. 22 Şubata gelecek olursak, o isyana tüm öğrenciler katılmamıştı. Bir kadro hareketiydi. 22 Şubatın ardından sömestr tatiline gönderildik. Ama dönüş için okul yönetiminin emrini bekleyecektik. Geldiğimizde farklı bir Harp Okulu bulduk; eğitim şekli ve yönetimi değişmişti. Talat Aydemir ve ekibi ayrılmıştı. Mezun olduktan sonra kıtalarımıza gittik. Ama maalesef bir yıl sonra (Talat Aydemirin ikinci darbe girişimi) 21 Mayıs olayına katıldıkları için bazı devre arkadaşlarımız teğmen rütbesindeyken ordudan atıldı. O günlerde Teğmen İlker Başbuğ, Maltepe 2. Zırhlı Tugayda görevliydi.
    Bu arada İlker, Harp Okulunun popüler öğrencileri arasında değildi. Ama derslerinde başarılıydı. Arkadaşları, “Pek ders çalışmıyordu ama zekiydi diyor. İlk kez bu dönemde alınan iki de kız öğrenci vardı; Nusret Güzel ve Sezen Kavrar. Suavi Gökdel, “Bizden farkları yoktu. Öyle bir eğitimden geçiyorduk ki, onlar da erkek gibi olmuşlardı diyor. 27 Mayıs ve 22 Şubat olayları, Harp Okulundan sonra Piyade Okuluna devam eden İlker Başbuğda derin izler bıraktı. Devre arkadaşı emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğluna göre, “1961 ve 1962 Kara Harp Okulu mezunları ihtilal kelimesine bile hoş bakmadı. Hatta fobi olarak gelişti
    Babasızlığın ne demek olduğunu çok iyi bilen İlker Başbuğ için anne, vazgeçilmez bir figürdü. Eşini erken kaybetmenin getirdiği bir refleks olsa gerek, anne Makbule Hanım da oğluna çok düşkündü. Öyle ki, Teğmen İlker Başbuğu şark hizmetinde bile yalnız bırakmadı. Zaten Hasan Dede de aynı yıl vefat etmişti. Başbuğ, 1966da Iğdır ile Doğubayazıt arasındaki Suveren mevkiine atanmıştı. Burada Başbuğ ile aynı yerde görev yapan emekli Korgeneral Hasan Kundakçı, anne Makbule Hanımı şöyle anlatıyor: “Mükemmel biriydi. Herkes onunla konuşmak, hatta misafiri olmak isterdi. Fikrine başvurulurdu.
    Erkek çocuğu, anne figürüyle eşini seçermiş. Bu söz İlker Başbuğ için de geçerli. Çünkü Sevil Hanım da anne Makbule gibi sözü dinlenir bir kadın. Bu arada Sevil Başbuğun nüfus cüzdanındaki adı Sevim.
    Gelelim İlker Başbuğun evliliğine Kuzguncukun en işlek caddesi İcadiyedeki postanenin müdürü Sevim Hanımın dayısıydı. Zaten Kuzguncuk küçük bir yer. Herkes gibi iki aile de birbirini tanıyor. Sevil Hanımın karacı subay babası Rizeli, annesi ise Artvin Arhavili Aralık 1968de, İlker Başbuğun şark hizmetinin ardından dünya evine girdiler. Evlendiklerinde İlker Başbuğun tayini, Ankaradaki Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayına çıktı. Feride, çiftin ilk göz ağrısı. Kardeşi Murat ile aralarında 11 yaş var.
    Yeni evli çiftin ilk evi, Muhafız Alayında görev yapan subayların kaldığı Çankaya Lojmanlarıydı. Sevil Hanım, Çankaya Köşküyle bitişik olan lojmanlardaki Yelken Apartmanına gelin geldi. Tesadüf şu ki, 40 yıl sonra bugün de Çankaya Köşkünün bitişiğindeki konutlarda oturuyorlar.
    Kara pilotu olabilirdi
    İlker Başbuğun, yurtdışı deneyimi oldukça fazla. İngiltere Kraliyet Harp Akademisi ve NATO Savunma Kolejini bitirdi. Belçika/Brükselde NATO Uluslararası Askeri Karargâhında Cari İstihbarat Plan Subaylığı yaptı. General olduktan sonra Belçika/Monsta Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargâhında (SHAPE) Lojistik ve Enformasyon Daire Başkanlığı görevini yürüttü. Son olarak yine Monsta Milli Askeri Temsil Heyeti (NMR) Başkanlığı görevinde bulundu.
    Emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Başbuğun yurtdışı görevleri için şu yorumda bulundu: “Kara Harp Akademisinde yüzbaşı rütbesiyle öğretim üyesiydi. Binbaşı olunca İngilterede Kraliyet Kurmay Kolejine seçildi. O eğitim çok önemli. İngilizce akademik eserleri rahatlıkla takip edebiliyor. Ayrıca değişik ordulardan komuta ve kurmaylık konusunda deneyim kazandı.
    Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen ise şöyle değerlendiriyor: “Ona diplomat general yeteneği kazandırmıştır. Eski Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreter Yardımcısı emekli Tümgeneral Erol Kırışlıoğlu da Eslenle aynı görüşte. Hatta “Başbuğ asker olmasaydı iyi bir bilim adamı olabilirdi. Bir daha dünyaya gelsem asker olmam sözünü ondan hiç duymadım diyor.
    Kırışlıoğlu, İlker Başbuğa yönelik ilginç bir anekdodu şöyle aktardı: “İlker kara pilotluğunu kazandı. Kursta gayet iyi olmasına rağmen kendi isteğiyle ayrıldı. Piyade olarak devam etti. Kurmay olmayı tercih etti. Akademiye birlikte girdik. Birincilikle bitirdi. Bu arada anne Makbule Hanım, böbrek yetersizliği nedeniyle, 1988de vefat etti. İlker Başbuğ için bu kayıp, belki de hayatının en büyük acısıydı.
     


Yükleniyor...
Benzer Konu başlıkları - İlker Başbuğ Kimdir
  1. ZeuS
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    3,696
  2. Belinay
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    734
  3. Elfida
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    672
  4. Merve
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    2,154