III. Selim Hayatı ve Şehzadelik Dönemi

'Biyografi' forumunda EyLüL tarafından 21 Mayıs 2012 tarihinde açılan konu


  1. III. Selim


    Doğum 1761 - İstanbul
    Vefat 1808 - İstanbul
    Hüküm süresi 1789 - 1808
    Önce gelen I. Abdülhamid
    Sonra gelen II. Mahmud


    Yirmi sekizinci Osmanlı padişahıdır.

    ŞEHZADELİK DÖNEMİ
    1761 yılında doğan Şehzade Selim III. Mustafa’nın oğludur. Küçük yaştan itibaren iyi bir eğitim almaya başladı ve devlet için çalışmalar yaptı. Anne ve babasının sevgisi ile büyüyen şehzade babası ile denetim gezilerine dahi katıldı. Babası III. Mustafa onu devlet işlerine alıştırmak için elçiler ile tanıştırdı ve ıslahatçı zihniyeti babasından miras aldı.

    1774 yılında babası hayatını kaybedince amcası I. Abdülhamid tahta çıktı. Amcası yiğenine iyi muamelelerde bulundu, zaten tahta varis olacak erkek çocuklarda azalma olduğundan Şehzade Selim el üstünde tutuluyordu. Ancak halk tarafından da iyice benimsenen ve amcası Abdülhamid yerine tahta çıkması istenen Şehzade Selim sarayın Şimşirlik Dairesine kapatılarak hapsedildi ve bu dönem oldukça sıkıntılı geçti. Bu dönemde Şehzade Selim ‘’İlhami’’ mahlasını kullanarak şiirler yazdı ve aldığı musiki derslerin neticesinde en güzel bestelerini yapmayı başardı.

    Ayrıca bu hapsedildiği dönemde Fransa Kralı ile mektuplaşmayı başaran şehzade bu mektupları ‘’Saltanat Varisi’’ ve ‘’Saltanat Veliahdı’’ sıfatı ile imzaladı. Bu unvan saltanat tarihinde bir ilk olarak Şehzade Selim’e ait bir durum oldu.

    Amcası I. Abdülhamid’in vefatı üzerine Selim 1789 yılında tahta çıktı; çıktığında 28 yaşındaydı.

    PADİŞAHLIK DÖNEMİ
    Kılıç kuşanma merasimi yapıldıktan sonra ilk iş olarak annesini Eski Saray’dan yanına getirtmek oldu. Selim’in içinde devleti kurtaracak ve yenileyecek inancının olması ve ilme düşkünlüğünün bilinmesi onu devletin kötü gidişatına karşı bir kurtarıcı kılıyordu. Zira tahta çıktığında devam etmekte olan Rus ve Avusturya savaşının kötü gidişatına engel olmaya çalıştı, ordunun yenilenmesi için çaba sarf etti ancak başarılı olamadı. Osmanlı tarihinde bir benzeri daha görülmemiş olan boykot ne yazık ki bozuk düzeni ve ordunun eğitimsiz olması tamamen ümitleri kesti. Düşmanla mücadele etmeye yanaşmayan ordu, hemen bir barış yapılmasını istiyordu; ancak sultan III. Selim savaşın devam etmesi görüşündeydi. Ancak ordunun bu isteği ve devlet ricalinin de imzaladığı bu ortak karar bir dilekçe ile bizzat kendisine iletildi. Zaten bu durumdan sonra sultanda barış yapmakta başka bir çare göremedi.

    Yaşanan bu boykot Sultan Selim’e toptan bir yenilenmenin ve yapılanmanın ne kadar gerekli olduğunu düşündürdü ve hemen çalışmalara başladı. 1792 yılında Nizam-ı Cedid yenilenmesi başladı ve Avrupa kurumları örnek alındı. Savaşa katılan ordu kumandanlarının hepsini değiştirdi, kumanda zincirini bozdu, ocak dışında tayinler yaptı, timarların yararsız olanlarını tasfiye etti fakat yeniliklere karşı duran muhalifler de ortaya çıkmaya başladı. Ancak Sultan Selim Avrupa tarzında eğitilmiş bir ordu yani Nizam-ı Cedid Ordusu kurulması ve yeniden bir donanma yapılması işini başarı ile devam ettiriyordu. Ekonomik açıdan da önemlerler aldı, ticaretin gelişmesine önem verdi, Kara Harp Okulu gibi askeri eğitim veren okulda matbaa açıldı, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde askeri eğitimler verilmeye başlandı.

    Askeri alandaki bu değişimler ve yeniliklerin dışında bu dönemde matbaada da bir gelişim gözlenmektedir. Sultan Selim matbaaları denetleyerek basılacak kitapları inceledi, izlenimlerini yazdı, yumuşak huylu olması onu giderek halkın gözünde küçülttü ve kendisinden korkulmayan bir padişah yaptı. Bunları gören fakat her şeyi nezaket çerçevesi içinde çözmeye çalışan Sultan Selim, devleti yenilemeyi ve geliştirmeyi öyle arzuluyordu ki ancak görmediği şuydu; “100 yıldan fazla bir zamandır gerilemekte olan bir devletin yenilenmesi için uzun seneler gerekliydi.’’

    Sultan Selim döneminde hem iç hem dış siyasette önemli gelişmeler yaşandı. İçte idarenin yenilenmesi ve güçlenmesi için verdiği uğraştan başarı kazanamadı, Sırp isyanları ilk kez bu dönemde ortaya çıktı, Vehhabiler Mekke ve Medine gibi kutsal şehirleri ele geçirdi, katliam yapmaları ve hac ziyaretine engel olmaları saltanatını sarsacak boyutlara ulaştı.

    1805 yılında sultan genel askerlik uygulamasını başlattı ancak hoşnutsuzluğa yol açtığından ötürü bu durumdan vazgeçmek zorunda kaldı. Ancak bir sonraki yıl bu durumu yeniden açması ve ısrarı onun saltanatında bir dönüm noktası oldu. Bu görevi Kadı Abdurrahman Paşa üstlendi ve Nizam-ı Cedid kuvvetleri yola çıktı; Silivri, Tekirdağ ve Çorlu’da silahlı çatışmalar yaşandı. Bu girişim Edirne Vak’ası ile sonuçlandı ve uygulama iptal edildi. Bundan sonra sultan bütün haşmetini kaybetti ve bir daha otoritesini sağlayamadı.

    Dış siyasette ise 1807 yılında İngiliz filosunun Çanakkale’den rahatlıkla geçmesi III. Selim’in iktidarına büyük bir darbe vurdu. İngiliz filosunun blokaj nedeni ile şehirde kıtlık ve pahalılığa sebep olması zaten kızgın olan halkın patlamasına yol açtı. Sultana karşı düzenlenen ayaklanmanın hazırlıkları tamamlandığında 4 gün içinde çok kan dökülmeden padişah tahttan indirildi. İsyancılar, sadrazam ve şeyhülislam ikilisinin düzenlediği 11 kişilik listedeki Nizam-ı Cedid erkanının idamı ile yetindi.

    Sultan III. Selim yapmış olduğu tüm fedakarlıklarına rağmen tahtını koruyamadı. Yenilikçi idi, yumuşak huylu ve nazik olması da fazla direnmeden kendi hakkını da savunma girişiminde bulunmadan tahtından çekildi ve yiğenini kendi eli ile tahta çıkardı. 18 yıl saltanatı süren Sultan Selim yeniden Şimşirlik Dairesine geri döndü. 1808 yılında saraya hücum ederek III. Selim’i ortadan kaldırmak isteyenler bir şilte üzerinde III. Selim’in cesedi ile karşılaştı. III. Selim’in kanlı bir mücadele sonunda şehit edildiği onu tasvir edenler sayesinde bilinmektedir. Naaşı Laleli’de yaptırdığı caminin türbesine defnedilmiştir.