Hz Muhammedin tam hayatı

'Dini Bilgiler' forumunda Ezlem tarafından 24 Mart 2011 tarihinde açılan konu


  1. Peygamber Efendimizin Tam Hayatı
    Hz.Muhammed Sallahu Aleyhi Vessellem'in Hayatı
    Peygamberimizin tam hayatı
    Hz. Muhammed hayatı

    [​IMG]

    20 Nisan 571'de Mekke'de doğdu ve 8 Haziran 632'de Medine'de (Yesrip) vefat etti. Hem Mekke, hem de Medine bugün Suudi Arabistan sınırları içinde bulunan Hicaz Bölgesi'ndedir. Künyesi Ebu'l-Kasım'dır. Bir kişinin aldığı künye ise o dönem Arab toplumunda, ilk doğan erkek çocuğunun ismine dayanmaktadır. Ki Hz.Muhammed'in ilk doğan erkek evladının ismi Kasım'dır. Hz.Muhammed'in 610-632 yıllarında Cebrail vasıtasıyla aldığı kabul edilen vahiyler Kur'an'ı oluşturur.

    Soyu



    İsmail peygamber soyundan, Adnaniler kavminden, Kureyş kabilesinin Haşimoğulları sülalesinden gelir.

    Nesep silsilesi şöyledir: Hz.Muhammed, Abdullah, Abdulmuttalib, Haşim, Abd-i Menaf, Kusay, Kilab, Mürre, Kâb, Lüeyy, Galib, Fihr, Mâlik, Nadr, Kinane, Huzeyme, Müdrike, İlyas, Mudar, Nizar, Maad, Adnan

    Ayrıca Hz.Muhammed, kendi soyunun İbrahim'den geldiğini şu şekilde belirtir:

    Allah, İbrahimoğullarından İsmail'i, İsmailoğullarından Kinaneoğullarını, Kinaneoğullarından Kureyş'i, Kureyş'ten de Beni Hâşim'i, Beni Hâşim'den de beni seçmiştir.

    Çocukluğu

    571 yılında Mekke'de doğdu. Babası Abdullah bin Abdulmuttalib, annesi Medine'nin Hazreç kabilesinden Nennaceler'den Veheb bin Abdumenaf'ın kızı Amine'dir. Hz.Muhammed daha doğmadan babası öldü. Yetiştirilmesini dedesi Abdülmuttalib üzerine aldı ve torununa o zamana kadar kimseye verilmemiş olan "Muhammed" adını verdi. Hz.Muhammed o sıralarda Mekke'de bulunan Beni Sad kabilesinden Halime adlı bir kadına emanet edildi.. Hz.Muhammedi ondan önce Ebu Lehebin cariyesi Süveybe emzirdi. Hz.Muhammed üç yaşına kadar annesi Aminenin de gözetimiyle süt annesi Halime-i Sadiyyenin yanında kaldı, daha sonra Mekke şehrine giderek kendi annesinin yanına döndü.

    Hz.Muhammed altı yaşında iken annesi Amine ve bakıcısı Ümm-ü Eymenle birlikte akrabalarını görmek için Medineye gittiler. Bir ay Medinede kaldıktan sonra Mekkeye dönüşte Ebvaya (Cuhfeden 37 km. uzak) ulaştıklarında annesi vefat edip orada defnedildi. Cariyeleri Ümmü Eymen onu Mekkeye getirip dedesi Abdulmuttalibe teslim etti.

    Dedesi, yetiştirmesi için onu, oğlu Ebu Talipe bıraktı. Ebu Talip ona çok iyi baktı. Yengesi de kendisine çok iyi davrandı; çocukları aç olsalar bile önce onu doyurdu. Hz.Muhammed “O, benim annem gibiydi der.


    Gençliği

    Hz.Muhammed dokuz yaşındayken amcası, ticaret yapmak için gittiği Suriyeye onu da götürdü. Busra kasabasında bir rahibin (Bahira) onun peygamber olacağını haber verdiği söylenir. Genç Hz.Muhammed on yedi yaşındayken de amcası Zübeyr ile Yemene gitti. Bu geziler, bilgi ve görgüsünü artırmasının yanı sıra ruhsal yapısının gelişmesinde de etkin rol oynadı. Bu arada da amcaları ile birlikte Kureyş ve Kays kabileleri arasındaki Ficar Savaşına katıldı. Ticaretle olan ilgisi Hatice ile tanışmasına neden oldu ve onun sermayesi ile ticarete başladı. Suriyeye yaptığı ilk seferde çok kazanç elde etti.

    Evlilikleri



    Hz.Muhammed dürüstlüğü ile Hatice üzerinde iyi bir izlenim bıraktı ve Hatice'nin evlenme teklifini kabul ederek onunla evlendi. Evlendiklerinde Hz.Muhammed 25, Hatice ise 40 yaşındaydı. Hatice ölünceye kadar başka eş almadı. Hatice'nin ölümünün ardından bir çok eş aldı. Bunlardan özellikle Ayşe ve Zeynep ile yaptığı evlilikler asırlar boyunca tartışma konusu olmuş ve olmaya devam etmektedir.[kaynak belirtilmeli]

    Vahiy Öncesi

    Hz.Muhammed çevresinden gelen paganist görüş ve uygulamalarla ilgilenmedi. Kendisi, aynı dönemde herhangi bir puta tapmamakla birlikte, başkalarının tapınmalarına da açıkça karşı çıkmadı. Onun bu dönemdeki tutumu İslam inancının kutsal kitabı Kur'anda “...oysa, vahiyden önce, kitap nedir, iman nedir sen bilmezdin (42/Şura Suresi, 52) ve “Allah seni yorulmuş halde buldu ve doğru yola yönlendirdi. (43, 7) ifadeleriyle gösterilir. Bununla birlikte gerek kendi ülkesinde, gerekse gezip gördüğü ülkelerdeki toplumlarda dinsel inanç ve ahlak bakımından gözüne çarpan çöküntü, sapkınlık ve bozulmalar üzerinde derin izler bıraktı ve onu bu konularda düşünmeye sürükledi.

    Hatice'nin kuzeni Varaka Bin Nevfel Hıristiyan'dı ve bilimle ilgiliydi. Tevrat ile İncil'i de kapsayan Kitabı Mukaddes'i iyiden iyiye incelemiş ve Arapça'ya tercüme etmişti. Dinler tarihini çok iyi biliyordu. Araştırmaları sonucunda puta tapıcılığı bırakıp Hıristiyanlığı kabul etmişti. Varaka'nın Hz.Muhammed'e Yahudi ve Hristiyan dini metinlerini okuduğu, Adem'den İsa'ya kadar bütün Peygamberlerin menkıbelerini anlattığı iddia edilir. Başta Kuran'ın kendisi olmak üzere tüm islami kaynaklar buna şiddetle karşı çıkarlar.

    İlk vahiy geldikten sonra Hatice, Hz.Muhammed'i Varaka Bin Nevfel'e götürmüştür. Olanlari dinleyen Varaka'nin, Hz.Muhammed'e kendisinin beklenen peygamber, gelen meleğin Cebrail olduğunu söyleyip “Kavmin seni Mekkeden çıkaracakları zaman keşke sağ olsam da sana yardım etsem! temennisinde bulundugu ifade edilir.

    Vahiy Dönemi-İlk yıllar

    Hz.Muhammed'in 610 yılından başlayarak, öldüğü yıl olan 632'ye kadar aldığına inanılan vahiyler Kur'an'ı oluşturur.

    İslam inancına göre Peygamber olmadan önce bu sorunlara çare bulmak amacıyla toplumdan uzaklaşıp Mekkenin yaklaşık 6 km kuzeyinde bulunan Hira dağındaki bir mağaraya çekilmeyi ve Ramazan ayını burada geçirmeyi adet edindi. Bu mağaraya gitmeye 1-2 yıl devam etti.

    40 yaşındayken 610'da, 26 Ramazan'ı 27sine bağlayan gece (Kadir gecesi), Hz.Muhammed'e geldiğine inanılan ilk vahiy şu şekilde anlatılır:

    Kendisi Hira Dağı'nda ibadet ve tefekkürle meşgulken Cebrail adlı melek geldi ve ona "Oku!" dedi. Hz.Muhammed korku ve heyecan içinde "okumasını bilmem, ne okuyayım?" dedi. Bunun üzerine Cebrail, Hz.Muhammedi sıkarak, yine "Oku!" dedi. Hz.Muhammed tekrar okuması olmadığını söyleyince, Cebrail onu sararak aynı şekilde sıktı ve geri bırakarak "Oku!" dedi. Hz.Muhammed "Okuma bilmem, söyle ne okuyayım" diye karşılık verince Cebrail, Alak Suresi'nin ilk ayetlerini okudu: "Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir..."[12]

    Korku ve heyecan içinde kalan Hz.Muhammed, ayetleri tekrar etti ve hafızasına yerleştirdi. Ardından Cebrail kayboldu Hz.Muhammed evine dönmek üzere yerinden kalktı. Yola çıkan Hz.Muhammed'e etraftan binlerce ses: "Ey Hz.Muhammed selam olsun! Ya Resulullah, sana selam olsun!" diyordu. Her defasında geriye dönüyor, taş ve ağaçlardan başka bir şey göremiyordu. Ona peygamberlik verilmişti... Evine geldiğinde yatağına yattı ve yalnızca "Beni örtün" diyebildi... Uyandığında başından geçenleri Hatice'ye anlattı. Ardından başından geçenleri Hatice'nin amcasının oğlu olan Varaka bin Nevfel'e açıkladı. Yaşlı bir Hristiyan bilgini olan Varaka bin Nevfel anlatılanları duyunca "Kuddûs... Bu gördüğün Melek yüce Allah'ın Musa peygambere gönderdiği Ruhul Kudüstür. Sen de bu ümmetin peygamberisin. Keşke kavminin seni yurdundan çıkaracağı zaman sağ olup sana yardım edebilsem."


    Sünni inanışına göre Hz.Muhammedin İslam'a çağrısına ilk uyan, eşi Hatice oldu. Onu amcası Talipin oğlu Ali, azatlı kölelerden Zeyd bin Harise ve Ebu Bekir izledi. Şia'ya göre ise ilk Müslüman amcasının oğlu Ali bin Ebu Talib'dir. Bir süre yine vahiy kesildikten sonra on bir ayetten oluşan Duha Suresi (93) indi. Bu surede, Allahın Peygamberi yalnız bırakmadığı, yetimken barındırdığı, bu nedenle yoksullara yardım edilmesi ve iyi davranılması gerektiği üzerinde duruldu. Bu dönemde islam dinini kabul edenlerin büyük bir çoğunluğu üst düzeyden, mal ve canlarını vermekten çekinmeyen kişiler oldukları halde, dinlerini gizlemek zorunda kaldılar. Belli bir süre sonra Hz.Muhammed`i önce akrabalarını, ardından Safâ tepesi ne çıkarak tüm Mekke halkını açıktan açığa müslüman olmaya çağırdı. İlk müslümanlar çok ağır hakaret ve işkencelere katlanmak zorunda kaldılar.

    İsra ve Mi'rac

    Kur'andan ve hadislerden aktarılanlara göre, Hz.Muhammed Medineye gitmeden bir süre önce, İsra ve bazı kaynaklara göre de Mirac olayı meydana geldi:

    Bu gecede, Hz.Muhammed, Cebrailin eşliğinde, önce Mescid-i Aksaya gitti. Orada, İbrahim, Musa, İsa ve diğer peygamberlerden bazılarıyla karşılaşarak, onlarla görüştü. Sidretul-Müntehada, kendisine gösterilmek istenen Allahın ayetlerini gördükten sonra, aynı gecede Mekkeye döndü. Ayrıca bu gecede Allah ile insanların anlayamayacağı bir dil ile konuşmuştur. Bu semavi gece yolculuğunda, Hz.Muhammede Cennet ve Cehennem ve bu ikisine girenlerin hali gösterildi. Bu yolculuk esnasında, diğer bazı hükümler yanında beş vakit namaz da farz kılındı. Sünni inancında Hz.Muhammed bu yolculuğu hem ruh hem beden ile Şii inancında ise sadece ruh ile yapmıştır.[13]

    İslam dininin temel kaynağı Kur'an'da sadece İsra olayına yani peygamberin Mescid-i Aksa'ya gidişine yer veirlir. Diğer detaylar ise, genellikle Mirac olarak adlandırılır ve Kur'an'da yer almaz. Bununla birlikte ikincil kaynaklarca gerçekleştikleri savunulmaktadır.

    Hz.Muhammed Mekkeye dönünce, bu yolculuğunu anlattı. Bunun üzerine Kureyş'liler, O'nu yalanladılar. O'ndan, Mescid-i Aksa'yı kendilerine tarif etmesini istediler. Mescid-i Aksa'dan tam ve doğru olarak haber verince sustular. Hatta Kureyşlilere, Mi'raca çıkarken yolda gördüğü Kureyşin bir kervanının yarın günün belirli bir vaktinde geleceğini haber verdi. Aynen söylediği vakitte kervan gelerek Mi'racının doğru olduğunu tasdik ettirdi.

    Kureyşli müşrikler, Ebu Bekir'e giderek dediler ki: “Senin arkadaşın dün gece Kudüse, oradan da semaya çıkıp tekrar Mekkeye döndüğünü söylüyor, ne dersin? Ebu Bekir de: “O söylüyorsa doğrudur! dedi.

    Akabe biatları

    Hz.Muhammed Hac mevsiminde Mekkeye gelen Medineliler ile anlaştı. Medineliler, dinsel bir vaizden çok, kabile savaşlarında kendilerine önderlik edecek birini arıyorlardı. Hz.Muhammedde bu iki niteliğin de bulunduğu, Hicretten (622) sonra anlaşılacaktı. Hz.Muhammed, bir Hac mevsiminde Akabede Yesribliler (Medineliler) ile görüştü. Medinelilerden, önce altı, sonra on iki kişi müslüman oldu. Medineliler İslamı kabul edip memleketlerine döndüler ve İslamı anlatmaya başladılar. Ertesi yıl aynı yerde yetmiş üç erkek, iki kadın Medineli müslüman, Hz.Muhammed Medineye gelip bu kente yerleşirse kendisini koruyacaklarına söz verdiler. Bu anlaşma Mekkede öğrenilince müslümanlara baskı ve zulüm daha da arttı ve müslümanlar büyüklü küçüklü topluluklar halinde Medineye göç etmeye başladılar. Medinenin, Mekke ticaret yolu üzerinde bulunması ve burada müslümanların giderek çoğalması, Mekkelilerin çıkarlarına aykırı düştü; bu nedenle müslümanların Medineye göç etmelerine engel olmaya çalıştılar.

    Hicret


    Müslümanlığa karşı olan Mekkeliler, her türlü baskıyla, Hz.Muhammedi davasından vazgeçiremeyince ve Mekke dışında, yani Medinede müslümanların giderek kuvvetlendiğini görünce; durumun kendileri için tehlike yaratacağı düşüncesiyle, o zaman Kabeye yakın bir yerde bulunan Darun-Nedve dedikleri meclislerinde toplanarak meseleyi görüşmeye başladılar.


    Görüşler, İslam denen hareketin hızla büyüdüğü ve Hz.Muhammedin bu çalışmalarını durdurmak gerektiği merkezinde birleşiyordu; putperestlik tehlikeye girmişti ve İslam, Mekkenin düzenini bozabilecek güçteydi. Mekkenin ileri gelenleri bu kararı alınca, nasıl hareket edecekleri ve hangi yöntemleri uygulayacakları konusunda görüşmeye başladılar. İlk önce şu görüş ortaya atıldı: “Hz.Muhammedi prangaya vurup hapsedelim! Bu kabul edilmeyince: “Onu memleketimizden sürgün edelim; ne hali varsa görsün! denildi. Bu görüş de kabul edimeyince, İslam'ı sevmeyen ve onu çok tehlikeli bulan Ebu Cehil: “Benim görüşüme göre, onu öldürmekten başka çaremiz yoktur. Bunun için de, her kabileden birer genç seçelim. Her birine de birer keskin kılıç verelim. Bunların hepsi birden, kararlaştırdığımız yer ve zamanda Hz.Muhammedi pusuya düşürerek öldürsünler; biz de ondan kurtulalım! Böyle olursa, onun kan davası bütün kabilelere düşeceğinden ve ailesi olan Benu Abdi Menaf, herkese savaş açamayacağından, diyete razı olurlar, biz de diyetlerini veririz! dedi. Bu görüş kabul edildi.

    O gece suikastçiler, Hz.Muhammedin evini sararak, onu öldürmek için uyumasını beklediler. İslam inancına göre, Allah, onların oyununu Peygambere bildirdi ve Ali, Hz.Muhammed'in yerine geçti. Suikastçiler yorgani açıp yatakta Ali´yi görünce cok sasirdilar ve durumu üslerine anlatmak üzere gittiler. Hz.Muhammed, evden çıkarak Ebu Bekirin evine gitmiş ve hicret için geldiğini söylemiştir, Ebu Bekir sevinçten ağlamaya başladı. Ebu Bekirin evinde bir süre oturduktan sonra beraberce, Mekkenin güneybatısında bulunan Medine´ye hareket ettiler.

    Mekkeliler, Hz.Muhammed hicret edecek olursa, bir kısımı İslamı kabul etmiş olan Medineye gideceğini biliyorlardı. Hz.Muhammed, bunu düşünerek, Medine yoluna değil, Mekkenin güneybatısına düşen Sevr dağına hareket etti.

    Hz.Muhammed, Ebu Bekir ile Sevr mağarasında üç gün geçirdi. Mağaraya önce Ebu Bekir girmiş ve içinde akrep, yılan gibi zehirli hayvanların olup olmadığını yoklamıştı. Bu kontrolden sonra Peygamber içeri girdi.

    Hz.Muhammedin hicret ettiğini öğrenen Mekke Hükümeti, her tarafa asker seferber etmiş, onları bulup getirene yüz deve ödül vadetmişti. Hükümet askerleri ve Ebu Cehil her tarafta Peygamber ve sadık arkadaşı Ebu Bekiri arıyordu. Nihayet askerler Ebu Bekirin evine gelince Ebu Bekirin kızı Esma, onlara Ebu Bekir ve Hz.Muhammedin nerede oldukları konusunda bir şey söylemedi. Bunun üzerine Ebu Cehil, Esmaya şiddetli bir tokat attı.

    Bu sırada Mekkeliler, her tarafta Hz.Muhammedi arıyordu. Hatta becerikli bir iz sürücüsü, Mekke askerlerini Sevr mağarasına kadar getirmişti. Ancak bu sırada bir mucize olmuş bir örümcek mağaranın ağzına ağ örmüş ve bir güvercinde yuvasını mağara girişine kurmuştu.Askerler mağaranın yanına gelince, Ebu Bekir endişenmeye başladı. Hz.Muhammed, onu teselli ediyordu: “Tasalanma, Allah bizimle beraberdir. Bu sırada askerler, mağara girişindeki örümcek ağını ve güvercin yuvasını görünce içeride kimse olamayacağını düşünerek geri döndüler.

    Hz.Muhammed ve Ebu Bekir 20 Eylül 622de, Medine yakınlarındaki Kubaya ulaştılar. Hz.Muhammed, tekbir ve ilahilerle karşılandı; Kubaya varır varmaz Kuba Mescidini inşa ettirdi. Burada Külsüm bin Hedme konuk oldu. Hz.Muhammed, on gün dinlendikten sonra, yanında bulunan ashabı ile beraber Medineye hareket etti. Bu sırada Ali de Kubaya vardı.

    Hz.Muhammed Medine' de tüm Medinelilerce bekleniyordu. Hz.Muhammed Medinede, Beni Salim mahallesinde Cuma Namazı'nı kıldı ve ilk hutbesini verdi. Medinede Ebu Eyyub el-Ensarinin konuğu oldu. Medine´ye girdiğinde halk Peygamberlerinin kendi evlerinde kalması konusunda tartışınca Hz.Muhammed bir öneri sundu "devesinin ilk çökecegi yere evinin yapilmasi" ve halk bunu kabul etti.Devesinin ilk çöktüğü yere bir Mescid ve kendi ailesinin kalması için mescide bitişik odalar yaptılar. Mescidin bir yanına da barınaksız kişilerin kalabilmeleri için “Suffeadı verilen bir yer yapıldı. Aynı zamanda islam dünyasının ilk yatılı okulu sayılan bu yurtta kalanlara “Ashabu's-Suffe denildi.



    Medine Hayatı


    Medine (Yesrip'e müslümanlarca Medinetü'n Nebi, Peygamberin Şehri dendi) halkı, dinleri uğruna Mekkeden göçenlerden (Muhacir) ve bunlara yardımcı olduklarından dolayı Ensar adını alan yerli halk (aslen Yemenli Evs ve Hazreç kabileleri ki yerleştikleri bu yere Yemen Serabı anlamında Yesrip dediler. Hazreç, Hadramut'ludur.) ile Benu Kureyza, Benu Kaynuka, Benu Nadir adlı Yahudilerden oluşuyordu. Bunlar arasında birlik sağlamak oldukça güçtü. Medine sınırları yakınlarında Hayber vb. yerlerde yaşayan Yahudiler, varlıklı kişiler olduklarından, çevre üzerinde etkiliydiler. Evs ve Hazreç kabileleri arasındaki geleneksel düşmanlığın yeniden alevlenme olasılığı da vardı. Ayrıca Ensar ile Muhacirunu kaynaştırmak, çözülmesi gereken bir sorundu. Hz.Muhammed, bütün bu kesimleri birleştirip bağdaştırmak amacındaydı. Ancak her şeyden önce çok yoksul olan göçmenlerin durumlarının düzeltilmesi gerekiyordu. Hz.Muhammed Muhacirleri Ensar ile kardeş ilan ederek, ensarın onlara yardım etmesini sağladı. Yahudiler ile açılan aralarını düzeltmek için bu kavmi, hıristiyan ve putperestleri de müslümanlarla birlikte içine alan Medine kent devletini kurdu. Arapça Madinat/Madinah/Medine'nin Türkçe karşılığı devlet anlamındadır, Yesrip bir site devleti idi. Bu kesimlerin hak ve yükümlülüklerini saptayan 47 maddelik bir tür Medine Anayasası'nı benimsendi.

    Kendi dinleri ile birçok benzerlikler göstermesine karşın, Yahudiler müslümanlığa karşı çıktılar. Hz.Muhammed onlara, İslam dininin kendinden önceki peygamberlerin söylediklerine uygun ve onların da bildirdiği, dolayısıyla onların dininin devamı olan bir din olduğunu ifade etti. Yahudiler yine de İslam dinine ve müslümanlara karşı olumsuz tutumlardan vazgeçmediler. Medinede Hz.Muhammede karşı olanlar yalnızca bunlar değildi; Mekkeli putperestlerin ajanları müslümanlığı seçtiklerini söyleyip karışıklık çıkartmaya çalışıyorlardı.

    632 yılının Mart ayında (9 Zilhicce) arefe günü 100.000 den fazla kişiye Rahmet Dağı'nda verdiği son hitabesine veda hutbesi denir.

    Vefatı

    632 yılının sonlarında, Veda Haccı'ndan sonra peygamber hastalandı.

    Son anlarında Ayşe ve çocukları yanındaydı. Son tavsiyesi "Ellerinizdeki kölelerinize iyi davranınız, namaza dikkat ve devam ediniz!" şeklinde oldu.

    Başı Ayşe'nin göğsüne dayalı şekilde kelime-i şehadet getirdi. Ağzından dökülen son cümle "Allahümme er-refikül ala..." şeklindeydi. Bu şekilde 8 Haziran 632 yılı pazartesi günü vefat etti.

    Vefat haberini duyan ashab hemen evine geldi. Ömer onun öldüğünü kabullenemiyordu. Ebubekir "Şayet Hz.Muhammed'e tapıyor idiyseniz, bilin ki Hz.Muhammed öldü. Yok, şayet Allah'a tapıyorsanız, bilin ki Allah bâkidir." diyerek insanları yatıştırdı. Daha sonra şu ayeti okudu:

    Hz.Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır.(Al-i İmran 144)

    Peygamber Mescid-i Nebi'nin yanında mezarına defnedildi.

    Hz. Hz.Muhammed, bir hadisinde şöyle der: "Benim şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram haricinde diğer mescitlerde kılınan namazlardan bin kat hayırlıdır.
     



  2. Cevap: Hz Muhammedin tam hayatı

    Keşke resul u şah in zamanin da yanin da ki lerden olsaydım
     



  3. Cevap: Hz Muhammedin tam hayatı

    çok güzel olmuş :) çok teşekkür ederim işime yaradı :D
     


Yükleniyor...