Hz. Muhammedin hayatı peygamberimizin Hayatı

'Dini Bilgiler' forumunda halit_5 tarafından 27 Kasım 2010 tarihinde açılan konu


  1. Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.v)'in Hayatı

    1 – DOĞUMU-AİLESİ-ÇOCUKLUĞU –GENÇLİĞİ

    Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed(s),20 Nisan 571 yılında Mekke’de doğdu.Annesinin adı Amine,babasının adı ise Abdullah’tır.

    Peygamberimizin babası Abdullah,O daha doğmadan önce ölmüştü.Ana Muhammed ismini dedesi Abdulmuttalip vermişti. O’nun dört tane ismi vardır:

    1 – Muhammed

    2 – Ahmet

    3 – Mustafa

    4 – Mahmut

    Doğduktan bir süre sonra Mekkedeki geleneklerden dolayı bir süre için süt aneye verild.Süt annesi Halime O’na 4 yaşına gelinceye kadar baktı.Böylece daha iyi bir havada yetişti.

    4 yaşından sonra annesi Amine Onu yanına geri aldı.6 yaşına geldiğinde ise annesi Amine de öldü

    6 yaşından sonra kendisine dedesi Abdulmuttalip bakmaya başladı

    8 yaşına geldiğinde dedesi de vefat edince amcası Ebu Talip’in yanında kalmaya başladı.Amcası O’na hem çocukluğunda ve gençliğinde baktı hem de Peygamber olduktan sonra Mekkelilerin Ona karşı yaptığı saldırıların çoğunu engelledi.Aynı zamanda Mekkeliler kendisine zarar vermek isteseler bile,Ebu Talip’ten çekindikleri için ,bu planlarını terk etmek zorunda kaldılar.Peygamberimiz de O’nun bu iyiliğini hiçbir zaman unutmamıştır.Peygamberimize Mekkelilerin yaptığı kötülüklerin hemen hemen hepsi Ebu Talip öldükten sonra olmuştur.Ebu Talip ticaretle uğraşan birisidi.

    Peygamberimiz 12 yaşında iken Onunla beraber Suriye’ye doğru ticaret mallarını satmak için yola çıkmışlarken,yolda Busra denilen bir yerde mola verdiler.Bir papaz olan Bahira,orada,ondaki değişik durumların olduğunu fark etti.O’nun daha önce Hz. İsa’nın İncil’de de bildirdiği gönderilecek olan son peygamberin olduğunu anladı..Amcasından O’nu daha fazla ileriye götürmemesini, aksi halde Yahudilerin kendisini öldürebileceğini söyledi.Çünkü Yahudiler de son bir peygamberin geleceğini biliyorlardı. Fakat onlar bu son peygamberin kendi içlerinden birisinin olmasını istiyorlardı.

    Bunun üzerine Ebu Talip,ticaret mallarını orada satarak,Mekke’ye hemen geri döndü. 25 yaşına geldiğinde artık ticaretten de anlayan bir delikanlı olmuştu.Bu zamanlarda40 yaşına ulaşmış,ahlak ve terbiye konusunda son derece ileri durumda olan Hatice isminde zengin ve dul bir hanımefendi vardı.Bu hanım çok zengindi. Fakat kendisi kadın olduğu için ticaret mallarını satmak için uzak yerlere gidemiyordu.O da,başka erkeklerle ticaret ortaklığı kurup,elde edilen karı paylaşıyordu.Zaten ahlakı bozuk olan bu toplumda,sürekli aldatılıyor ortakları elde ettikleri gerçek karı,açıklamıyorlar.Bu işten iyice canı yanan Hz.Hatice bu sefer gerçekten kendisine güvenebileceği bir ortak aramaya başladı.Kendisine 25 yaşındaki O genci,Hz.Muhammed’i tavsiye ettiler.

    Hz.Muhammed’le yaptığı ortaklıktan iyi bir gelir elde etti.Aradığı ortağını bulmuştu.Hem de ne ortak.O ilk başta ticarette kazanayım derken Allah onlara öyle bir kader çizmişti ki ,bu ticaretin sonunda,birbirlerine ne kadar da yakıştıklarını anlayıp,hayatlarını da ortak ettiler.Evlenmeye karar verdiler.Sade bir törenle evlendiler.Bu ticaret ortaklığı öyle bir ortaklık olmuştu ki,sonunda birbirlerinin hayatlarına,dertlerine,tasalarına,sevinçlerine kadar herşeyleriyle ortak olmuşlardı.

    Peygamberimizin Hz Hatice ile olan evliliklerindei Altı çocukları dünyaya geldi:

    1 –Abdullah,

    2 – Zeynep,

    3 – Rukiye

    4 – Ümmü Gülsüm

    5 –Kasım

    6 – Fatıma

    Bunlardan Hz.Fatıma hariç bütün çocukları Peygamberimizden önce vefat etmişlerdir.
    Hz.Hatice,aynı zamanda İslam’a giren ilk insan olmuş,asalet,dürüstlük,üstün ahlak ve fedakarlığı ile Haticetül-Kübra (Büyük Hatice)lakabını da almıştır.
    35 yaşına geldiğinde ise Kabe hakemliği yapmış,buradaki hakemliğiyle bütün Mekkelilerin saygısını kazanmıştır.

    Olay şudur:

    Araplar tarafından da kutsal sayılan Kabe,şiddetli sel ile yıkılmştı.Bunun üzerine Mekkeliler bir araya gelerek O’nu yeniden inşa etttiler.Fakat bugün bizim için de kutsal olan Hacerül-Esved(Türkçe’mizde Karataş anlamına gelir.Cennetten geldiğine inanılır.)denen taşı eski yerine koymaya sıra gelince,herkes bu işi kendisi yapmak,bu şerefi kendisi elde etmek istedi.İş öyle cidileşti ki, aralarında sonu savaşa kadar gidebilecek tartışmalar başladı.Bunun üzerine tarafsız bir hakem bulmaya karar verdiler.:Sabahleyin Kabe sınırlarına ilk kim gelirse O hakem olacak ve O’nun vereceği karara herkes uyacaktı.Sabah olunca öyle güzel bir olay olur ki;içeriye ilk gelen Hz.Muhammed’dir.O’nun gelişi herkese derin bir nefes aldırdı.Çünkü haksızlık yapmayacak,harkesin güvendiği bir insandı O.Peygamberimiz elbisesini çıkardı.Hacerül –Esved’i üzerine koydurdu.Ve her kabileden birer kişinin taşı kaldırmasını istedi.Taş yeterli yüksekliğe çıkınca da kendi elleriyle yerine yerleştirdi.Herkes bu olaydan memnun olmuştu.Nasıl memnun olmasınlar ki,hem taşı yerine koyma işine herkes katılmış hem de en önemlisi çıkabilecek bir savaş engellenmişti.Bu olaydan sonra Peygamberimize Muhammedül-Emin (Güvenilir Muhammed)lakabı takılmıştır.

    Hz.İsa’dan beri yaklaşık 600 yıldan beri peygamber gelmemişti.İnsanlık bir Peygambere,bir rehbere muhtaçtı. İlahi kitaplar değiştirilmiş,ahlak ve manevi değer diye bir şey kalmamıştı.Bütün çirkin işler son derece yaygınlaşmıştı.Hatta insanlar köle olarak satılmaya,kız çocuklar canlı canlı toprağa gömülmeye başlanmıştı.

    Peygamberimiz bütün bu çirkin işlerden uzak duruyordu.Özellikle 35 yaşlarından sonra sık sık Mekke’nin dışına çıkıyor,Hira Mağarasında yalnızlığa çekiliyordu.

    40 yaşlarında yine böyle bir durumda (610 yılında)Cebrail (as) O’na görünüp kendisinden ‘’Okumasını istedi.O da okuma bilmeği cevabını verdi.Bu durum birkaç kez tekrarlanınca,’’Ne okuyayım’’diye sordu.Cebrail (as) da (Yaratan Rabbinin adıyla oku………diye başlayan )ALAK suresinin ilk beş ayetini kendisne bildirdi.Bu olayla Peygamberimizin Peygamberlik görevi başlamış oldu.

    Bu vahyin sonunda O’na ilk inanan insanlar şunlardır:

    1 –İlk müşlüman Kadın :Hz.Hatice ( Hanımı)

    2 – ilk müslüman Erkek :Hz.Ebubekir (Çok samimi arkadaşı)

    3 – İlk müslüman Köle :Hz.Zeyd (Köle olarak alıp,sonra Onu serbest bıraktığı kimse.

    4 – İlk müslüman Çocuk :Hz.Ali (Amcası Ebu Talip’in oğlu.)

    Peygamberimiz insanları 3 yıl boyuca İslam’a gizlice davet etti.Bundan sonra açıktan açığa davet etmeye başladı.Bu durum doğru yola ulaşmak istemeyen Müslümanlara karşı olmadık işkenceler yapmaya başladılar. Bu işkenceler dayanılmaz hal almaya başladı.Bunun üzerine Peygamberimiz bir grup müslümanı Habeşistan’a gönderdi.Bu; Müslümanların İLK HİCRET’İ oldu.Bu ilk hicret 615 yılında olmuştur.

    Peygamberimiz 13 yıl boyunca Mekkelileri İslam’a çağırdı.Bu uğurda her türlü sıkıntıya katlandı.

    Peygamberliğinin 11.yılında Medine’den gelen bir grup insan Müslüman olmuşlardı.Ertesi sene daha büyük bir grup gelerek Müslüman oldular. Peygamberimizi canları,malları ve evlatları gibi koruyacaklarına söz verdiler.Kendisini Medine’ye davet ettiler.

    Bu arada Mekkelilerin Müslümanlara karşı olan tutumları hiç değişmemiş,hatta daha da artmıştı.Bunun üzerine peygamberimiz Allah’tan gelen izinle Medine’ye hicret etmeye karar verdi.Medine’ye gitmesi halinde bunun kendileri için daha da büyük bir tehlike olacağını anlayan Mekkeliler,Darun-Nedve(Mekke İdare Meclisinde) toplanarak Peygamberimizi öldürmeye karar verdiler.Fakat bunu gerçekleştiremediler.Hz.Ebubekir ile uzun ve tehlikeli bir yolculuktan sonra Medine’ye vardılar.Bu hicret İslam tarihi bakımından çok önemlidir.Çünkü:

    1 – İslam Medine’de yükselip büyümüş ve bütün dünyaya bu şehirden yayılmıştır.

    2 – Hz.Ömer’in halifeliğinden itibaren de bu olay müslümanlar tarih başlangıcı olmuştur.

    MUHACİR VE ENSAR

    MUHACİR : Dinleri ve inançları uğruna,Mekke’den Medine ye göç eden Müslümanlara denir.

    ENSAR : Mekkeli Müslümanlara yardım eden Medineli Müslümanlara da Ensar denir
    Peygamberimiz Ensar ve Muhaciri kardeş ilan etmiş,onlar da bu kardeşliği gerçekten uygulamışlardır.

    MEDİNE DÖNEMİ VE SAVAŞLAR

    Mekkeliler,Müslümanların Medine’de de yaşamalarını istemiyorlardı.Çünkü,eğer orada rahat ederlerse Müslümanlığın her tarafa yayılacağını biliyorlardı.Bunun için de Müslümanları resmen savaşa zorluyorlardı.Oysa peygamberimize henüz savaşma emri ve izni verilmemişti.Bu yüzden kimseyle savaşa girmiyordu.Yüce Allah’ın savaş emrini verdikten sonra Hz.Peygamber Mekkelilerle 3 önemli savaş yapmıştır:
     



  2. Cevap: Hz. Muhammedin hayatı peygamberimizin Hayatı

    Resulullah (s.a.v), Fil yılı, Rabiulevvel ayının on yedisinde (M.570de) Cuma günü şafak vakti Mekke şehrinde dünyaya geldi.[1] Resulullah (s.a.v)in değerli babası, Abdullah bin Abdulmuttalip bin Haşim bin Abdumenaf idi; değerli annesi ise Veheb bin Abdumenafın kızı Amine idi. Görüldüğü gibi her iki şahsiyetin akrabalık bağı Abdumenafda birleşiyor.

    Hz. Peygamberin mübarek ismini, İlahi emir gereği Muhammed[2] künyesini ise Ebul Kasım[3] koydular.

    İmam Bakır (a.s)ın buyurduğuna göre, Hazretin doğumunun yedinci günü Ebu Talib, Peygamber (s.a.v) için bir kurban kesti ve akrabalarını misafirliğe davet ederek şöyle dedi: "Bu Ahmedin akikasıdır. Misafirler; “Onun ismini neden Ahmed koydun? diye sorduklarında, Ebu Talib; “Yer ve gök ehlinin övgüsünden dolayı onun ismini Ahmed koydum. dedi.[4] İşte bundan dolayı Emir-ul Müminin Ali (a.s), Hz. Resulullah (s.a.v)in de, iki ismi bulunan peygamberlerden olduğunu söylemiştir.[5]

    Peygamber (s.a.v) henüz daha dünyaya gelmeden babasını kaybetti;[6] dünyaya geldikten sonra da onu, süt emmesi için Halime-i Sadiyyeye emanet ettiler. İbn-i Sadın yazdığına göre, Halime Hazreti kucağına alır almaz göğsü sütle doldu; öyle ki, Peygamber ve Halimenin açlıktan uyumayan çocuğu da o sütten doydular.[7]

    Peygamber (s.a.v) üç yaşına kadar annesi Aminenin de gözetimiyle süt annesi Halimenin yanında kaldı, daha sonra Mekke şehrine giderek kendi annesinin yanında yer aldı.

    Peygamber (s.a.v) altı yaşında iken annesi Amine ve bakıcısı Ümm-ü Eymenle birlikte akrabalarını görmek için Medineye gittiler. Bir ay Medinede kaldıktan sonra Mekkeye dönüşte Ebvaya (Cuhfeden 37 km. uzak) ulaştıklarında Hazretin değerli annesi vefat edip orada defnedildi. Ümmü Eymen Hz. Peygamberi Mekkeye götürdü, orada da Abdulmuttalip onun sorumluluğunu üstlendi.[8] Ama iki yıl sonra Abdulmuttalip de dünyadan göçtü.[9] Onun vasiyeti gereğince Ebu Talib yeğeni Hz. Muhammed (s.a.v)in sorumluğunu üstlendi.[10]

    İbn-i Abbasın naklettiğine göre Ebu Talib Hz. Peygamber ile öylesine ilgileniyordu ki, gece ve gündüz ondan bir an olsun ayrılmıyordu, onu kendi yanında yatırıyor ve onun hakkında kimseye güvenmiyordu.[11]

    Resulullah (s.a.v) on iki yaşında[12] Ebu Talible birlikte Şama yolculuğa çıktı. Bu yolculukta Buheyra isminde bir rahiple karşılaştılar. Buheyra, Mesihi (Hıristiyan) alimlerinin en bilginlerindendi. Hz. Peygamberi görür görmez, Onun ahir-uz zaman Peygamberi olduğunu hemen anladı. Buheyra Ebu Talibe dönüp şöyle dedi: “Önceki semavi kitaplarda bu gencin peygamberliğiyle ilgili haber vardır."[13]

    Resulullah (s.a.v) erginlik çağına kadar Ebu Talibin evinde kaldı. Hazret ahlak, yiğitlik, halkla geçinmek ve emanete riayet etmek bakımından öyle bir ahlaka sahipti ki, halk ona “Emin lakabını takmıştı.[14]

    Resulullah (s.a.v) yirmi yaşında iken “Hilf-ul Fudul antlaşmasına katıldı. Bu antlaşma Beni Haşim, Beni Zühre ve Beni Temim arasında yapılan en iyi antlaşma idi. Bu antlaşma gereği mazlumlarım hakları zorbalardan alınacak ve gereken yardımlar onlardan esirgenmeyecekti.[15]

    * * *

    Hz. Hatice asaletli ve serveti olan bir kadındı ve erkekler vasıtasıyla ticaretle uğraşıyordu. Resulullah'ın doğru konuşan ve emanettar biri olduğunu öğrenince O Hazrete, kölesi Meysere ile birlikte ticaret yapmak için Şama gitmesini ve kendisine diğer tacirlerden daha fazla pay vereceğini önerdi. Resulullah (s.a.v) Haticenin bu önerisini kabul ederek onun malı ile Şama doğru yola çıktı. O memlekette mallarını satıp işlerini bitirdikten sonra Mekkeye doğru hareket etti. Mekkede ise oradan getirdikleri malları satıp, öncekilere oranla iki kat veya daha fazla kâr elde etti. Üstelik Meysere de yol boyunca Resulullahtan gördüğü hareket ve davranışları Haticeye anlattı.

    Hatice, birisi vasıtasıyla Resulullaha şöyle bir mesaj gönderdi: “Ey amca oğlu, aramızdaki akrabalık bağından ve kavmin arasında yüce, şerefli, soylu, emanettar, iyi huylu ve doğru konuşan biri olmandan dolayı seninle evlenmek istiyorum.

    Haticenin bu evlenme teklifi öyle bir zamanda oldu ki, Hatice o zamanlar nesep açısından en köklü, şeref ve mal bakımından da bütün kadınların en üstünü idi; herkes onunla evlenmek istiyordu, ama o hiç kimseyi kabul etmiyordu.[16]

    Resulullah (s.a.v) Hz. Haticenin evlenme teklifini kabul ederek amcalarını onu istemeye gönderdi.[17]

    Resulullah (s.a.v) evlendiği zaman yirmi beş[18], İbn-i Abbas ve bir grup diğer bilginlerin sözüne göre Hz. Hatice de yirmi sekiz yaşında idi.[19]

    Hz. Peygamber (s.a.v)in Hz. Hatice ile evlenmesinden, ikisi erkek, dördü kız olmak üzere toplam altı çocuğu oldu. Erkeklerin isimleri; Kasım ve Tahir; kızların isimleri ise Ümmü Gülsüm, Rukayye, Zeyneb ve Fatımadır.[20]

    Hatice-i Kubra (a.s) Resulullah (s.a.v) ile ortak yaşantısında çok fedakarlıklar yapmıştır. O bütün mal ve servetini aziz eşinin ihtiyarına bırakmış ve bütün kadınlardan önce Hz. Resulullaha iman etmişti. Resulullah (s.a.v) onun hakkında şöyle buyurmuştur:

    “O, insanlar kafir olduğunda bana iman etti, halk beni tekzip ettiğinde o beni tasdik etti, halk beni mahrum bıraktığında o kendi malıyla bana yardımda bulundu.[21]

    * * *

    Hz. Resulullahın yaşantısının en hassas dönemi, 40 yaşına girdiği ve Recebin 27. günü (M.610) peygamberliğe seçildiği andır.[22] O zamandan itibaren üç yıl boyuca halkı gizlice İslama davet etti.[23] Hz. Resulullaha ilk iman eden Emir-ul Müminin Hz. Ali olmuştur.[24] Ondan sonra da Hz. Hatice iman etmiştir.

    Bisetin üçüncü yılında Resulullah (s.a.v), halkı açıkça İslama davet etmeye emr olundu. Bu emir gereği önce kendi yakınlarını misafirliğe davet ederek onlara şöyle buyurdu:

    “Allah-u Teala beni, sizi Ona davet etmeye emretmiştir. İçinizden kim beni tasdik edip bu işte bana yardımcı olursa, sizin aranızdaki kardeşim, vasim ve halifem olacaktır.[25]

    Teberinin yazdığına göre Ebu Talib oğlu Ali, Peygambere yardımcı olacağını ilan eden tek şahıs idi. Peygamber (s.a.v) de oradakilere şöyle buyurdu:

    “Bilin ki, bu şahıs, benim sizin aranızdaki kardeşim, vasim ve halifemdir; onun sözlerini dinleyin ve emirlerine itaat edin.[26]

    Resulullah (s.a.v) akrabalarını İslama davet ettikten sonra, halktan da putlarını bırakıp sadece Allaha ibadet etmelerini istedi. Bu söz onlara çok ağır geldi; az bir grup hariç hepsi Hazrete düşman kesilmeye başladı. O kritik anda, Mekkenin büyüğü ve Peygamberin amcası olan Ebu Talib, kardeşi oğlunun yardımına koştu ve onu yalnız bırakmayacağına dair yemin etti.[27] Gerçekten öyle de yaptı. Ebu Talib, hayatta olduğu müddetçe Kureyş Hz. Peygamberi fazla incitemiyordu.

    Kureyş büyükleri, Ebu Talibin koruması altındaki Hz. Peygamberi tam baskı altına alamadıklarını görünce, yeni müslüman olanları eziyet ve işkence etmeye başladılar. Peygamber (s.a.v), Müslümanların Kureyşin zulüm ve eziyetinden kurtulmaları için onlara Habeşistan'a hicret etmeleri için izin verdi.

    Hicretin altıncı yılında, Mekke müşrikleri, Peygamber (s.a.v)i öldürme kararı aldılar. Bu yüzden Muhammed (s.a.v)i kendilerine teslim etmedikçe Beni Haşimle muamele yapmayacaklarına ve onlardan evlenmeyeceklerine dair kendi aralarında bir antlaşma imzaladılar. Bu antlaşmayı bir deri sayfasına yazarak Kabenin duvarına astılar. Beni Haşim de canlarını korumak için Peygamber (s.a.v) ile “Şib-i Ebu Talib deresine sığındılar; üç yıl boyunca orada kaldılar. Üç yıl sonra Allah-u Teala Peygamberine, antlaşmayı “Allah lafzı hariç karıncaların yediğini haber verdi. Ebu Talib bu haberi Kureyişlilere iletti ve onlara; “Eğer Muhammedin söyledikleri doğru çıkarsa ne yaparsınız? diye sordu. Onlar da: “Artık el çekeriz dediler. Kureyşliler Kabeye gidip oraya astıkları antlaşmanın “Allah lafzı hariç karıncalar tarafından yenildiğini görünce kendi antlaşmalarından vazgeçtiler. Bisetin onuncu yılında vuku bulan bu olay neticesinde Mekke halkından birçok kimseler İslamiyeti kabul ettiler. Böylece Beni Haşim Şib-i Ebu Talibden dışarı çıkabildi.[28]

    Peygamber (s.a.v), bisetin onuncu yılında iki büyük yardımcısı olan Hz. Ebu Talib ve Hz. Haticeyi kaybetti.[29] bu iki büyük şahsiyetin ölümü Hazrete çok ağır geldi, bundan dolayı o yılın ismini “Hüzün yılı koydu.[30]



    “Resulullah (s.a.v), Ebu Talib ve Haticeyi kaybettiğinde artık Mekkede kalması güçleşmişti... Allah-u Teala bundan dolayı Hz. Peygamberin, Mekkede yardımcısı olmadığından orayı terk edip Medineye doğru hareket etmesini emretti.[31]

    Ebu Talib merhum olduktan sonra Kureyşin Peygambere eziyeti gittikçe fazlalaştı, Hazrete defalarca ihanet edip Onun canına kıymak istediler.[32]

    Mekke müşrikleri, bisetin 13. yılı “Darun Nedve denilen bir yerde toplanıp Peygamberi öldürme kararı aldılar. Bu karara göre çeşitli kabilelerden oluşan gençler hep birlikte Hazrete saldıracak ve kimin tarafından öldürüldüğü bilinmeyecekti.[33] Hz. Peygamber (s.a.v) İlahi vahiyle bu komplodan haberdar oldu ve geceleyin Mekkeden ayrılarak Medineye doğru yola çıktı. Emirul- Müminin Hz. Ali de Peygamber (s.a.v)in canını korumak için Onun yatağında yattı.[34]

    * * *

    Peygamber (s.a.v), Rabiul- Evvel ayının ilk günü Mekkeden ayrıldı ve aynı ayın 12. günü Medinenin yakınlarında olan “Kuba denilen yere vardı ve orada yaklaşık on gün Hz. Aliyi bekledi.[35]

    Bu müddet içerişinde de Kuba camisini yaptırdı. Daha sonra Hz. Alinin gelmesiyle Medineye teşrif buyurdular .

    Hz. Peygamberin hicreti ardınca Mekke Müslümanları da yavaş-yavaş Medineye hicret etmeye başladılar. Hz. Peygamber (s.a.v) Muhacir ve Ensar (Medine halkı) arasındaki samimiyet bağını güçlendirmek için onların aralarında kardeşlik bağı oluşturdu.

    Peygamber (s.a.v) bu teşebbüsü ile Medinede İslami bir toplum oluşturmuş ve Muhacirlere yardım için de uygun bir zemin hazırlamıştı.

    Bu küçük İslam toplumunun kuruluşundan daha 19 ay geçmemişken Müslümanlarla Mekke müşrikleri arasında savaş ateşi tutuştu. İlk önemli ateş Bedir savaşı idi, onun peşi sıra Uhud, Hendek, Hayber, Tebuk vb. savaşlar da vuku buldu.

    Peygamber (s.a.v)in savaşları iki çeşittir; birincisi, kendisinin katıldığı savaşlardır, bu savaşlara “Gazve denilir. Diğeri ise kendisinin katılmadığı savaşlardır, bu savaşlara da “Seriyye deniliyor. Gazvelerin sayısının 28, seriyyelerin sayısının ise 38 tane olduğunu söylemişlerdir.[36] Bunca savaş, dokuz yıldan az bir zamanda vuku bulmuştur.

    Bu gazve ve seriyyeler, Müslümanların Hicaz topraklarında azamet ve güçlerinin aşikar olmasına ve birçok Arap kabilelerinin Hz. Peygamberle barış antlaşmaları imzalamalarına sebep oldu.

    Bu antlaşmaların en önemlisi, Hudeybiye antlaşması idi. Hz. Peygamber bu antlaşmayı, hicretin altıncı yılında Mekke müşrikleriyle yaptı. Bu antlaşma, Hicaz toprağında nisbi bir emniyet ve huzurun oluşmasına yol açtı ve diğer topraklarda da İslamın yayılmasına bir ortam hazırladı.

    Peygamber (s.a.v), hicretin yedinci yılında İslamın geniş bir şekilde yayılmasını sağlamak için birçok mektuplar yazmış ve bu mektupları İran, Rum, Habeş, Mısır, Yemame, Bahreyn vb. ülkelerin kral ve padişahlarına göndererek kendi mesajını onlara iletmiştir.[37] Resulullah bu mektuplarda onları İslama davet ediyordu. Bu vesileyle Hz. Peygamberin evrensel risaleti dünyanın her tarafına bildirilmiş ve böylece İslamın mesajı uzak memleketlere de ulaşmıştır.

    * * *

    Hicretin sekizinci yılının Ramazan ayında Mekke şehri Peygamber tarafından fethedildi.[38] Resulullah (s.a.v) ordusuyla birlikte savaşmaksızın Mekke şehrine girdi, ilk teşebbüsünde Mekke halkının hepsini affetti ve Kabede bulunan üç yüz atmış putu oradan temizledi[39] ve sonra minbere çıkarak şöyle buyurdu:

    “Ey insanlar! Allah Teala cahiliyet tekebbürünü ve atalarla övünmeyi sizin aranızdan temizledi. Bilin ki siz Ademdensiniz, Adem de balçıktandır. Bilin ki, Allahın en iyi kulları Ondan korkan ve günah işlemeyendir.[40]

    Resulullah (s.a.v), Mekkede kısa bir müddet kaldıktan sonra Medineye doğru hareket etti. Bir kaç aydan sonra, Rum ordusunun İslam ülkelerine saldırıp o topraklarda ilerlemeyi amaçladıklarını öğrendi. Hazret bu haberi öğrenir öğrenmez İslam ordusunun, Rum ordusuna karşı koymak için Şam sınırlarına doğru hareket etmelerini emretti, kendisi de ordunun komutanlığını üzerine aldı. Uzun bir mesafeyi kat ettikten sonra Hicretin dokuzuncu yılının Şaban ayında, Şam sınırında bulunan Tebuk topraklarına ulaştılar. Ama Rumlulardan hiçbir eser yoktu. Çünkü Rum ordusu, Hz. Peygamberin komutanlığındaki İslamın güçlü ordusunun hareketinden haberdar olmuş ve Müslümanlar karşısında yenilgiye uğramak korkusundan aldıkları kararlarından vazgeçmişlerdi.

    Resulullah (s.a.v) düşman tehlikesinin olmadığını görünce ordunun Medineye dönmesini emretti. “Tebuk ismiyle meşhur olan bu gazve Hz. Peygamberin en son gazvesi sayılmaktadır.

    Hz. Peygamber (s.a.v)in Hicaz topraklarındaki en fazla muvaffakiyet elde ettiği yıl, hicretin dokuzuncu yılıdır. Çünkü o yılın hac merasiminde müşriklerden beraat ilan edildi.[41] Bu önemli mesele, Kurban Bayramında Emirul- Müminin Hz. Ali vasıtasıyla düşmanlara duyuruldu ve onlara, İslama karşı tavırlarını belirlemeleri için dört ay fırsat tanındı. Bu beraatın ilanı neticesinde çeşitli kabilelerin elçileri Medineye doğru akın etmeye başladılar. Hepsi Hz. Peygamberin huzuruna gelerek İslamı kabul ettiklerini veya İslamın gölgesinde yaşamaları için cizye ödemeye hazır olduklarını ilan ettiler.

    O yıl çok fazla elçinin Medineye akın etmesinden dolayı o yıla; “Ammul- Vefud (Elçiler Yılı) ismini vermişlerdir. Böylece puta tapma adet ve geleneği Hicaz toprağından silinmiş ve yerine tevhid dini yerleşmiştir.

    * * *

    Resulullah (s.a.v), hicretin onuncu yılında hac amellerini yapmak için Mekkeye yolculuk yapmaya hazırlandı. Müslümanlar da bu haberi duyunca, hac amellerini doğru bir şekilde kamil olarak öğrenmek için yolculuğa hazırlandılar. Resulullah (s.a.v) Zilkade ayının sonuna dört gün kala Medineden ayrıldı, Zilhiccenin dördüncü günü ise Mekkeye vardı.[42] Hac amellerini yaptıktan sonra Müslümanlarla birlikte o şehirden ayrılarak Medineye doğru yola koyuldu.

    Hz. Peygamber (s.a.v) Haccetul- Veda yolculuğundan sonra ömrünün son günlerini yaşıyordu, nihayet hicretin on birinci yılı Sefer ayının yirmi sekizinde fani dünyadan ayrılıp ebedi yurda göç etti.[44]

    Hz. Peygamber (s.a.v)in Haticeden altı çocuğu vardı, onların isimlerini daha önce zikrettik. Mariyeden de İbrahim isminde bir oğlu vardı. Resulullah (s.a.v)in, Fatıma (a.s) hariç bütün evlatları kendi hayatı döneminde vefat ettiler.[45] Hz. Peygamberin nesli, Hz. Fatımadan devam etti.
     



  3. Cevap: Hz. Muhammedin hayatı peygamberimizin Hayatı

    PEYGAMBERİMİZİN SAVAŞLARI :

    1 – BEDİR SAVAŞI : (MART 624 – Hicretin 2.yılı )

    Müslümanlar :305 kişi

    Mekkeliler : 1000 kişi

    Savaşın Sebebi Mekkelilerin;ellerinden kaçırdıkları Müslümanlardan intikam almak,ve onları yok etmek istemeleri.

    Savaşın Sonucu :

    1-Müslümanlar bu savaşı kazandı.

    2-Mekkeli müşriklerin bazı elebaşıları öldürüldü.

    3-Mekkelilerden 70 kadar kişi öldü,70 kadarı da esir alındı.

    4-Müslümanlardan da 14 kişi şehit oldu..
    Esirlere ne yapıldı?

    1-Maddi durumları iyi olanlar para karşılığı serbest bırakıldı.

    2-Bunlardan okuma-yazma bilenler;10 Müslümana okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakıldı.

    3- Fakir esirler ise karşılıksız olarak serbest bırakıldılar

    Bedir Savaşının Önemi :

    1-Bedir Savaşı İslamın ve Müslümanların artık kendilerini kabul ettirdiği bir savaş olmuştur.

    2-Bu savaşla Medine İslam Devletinin temeli atılmıştır.

    3-Zaferle sonuçlanan bu savaşla hem İslam Dini ve hem de Müslümanlar kuvvetlendiler.

    4-Bu savaştan sonra Mekkeliler Müslümanlardan korkmaya başlamışlardır.

    UHUD SAVAŞI (MART 625 -Hicretin 3.yılı.)

    Müslümanlar: 700 kişi Mekkeliler :3000 kişi
    Savaşın Sebebi : Bu savaş Mekkelilerin Bedir Savaşının yenilgilerinin intikamını almak istemeleridir.

    Savaşın Sonucu: Bu savaşta da Müslümanlar galip gelmek üzere iken,peygamberimizin ısrarla hiç ayrılmamalarını istediği okçuların savaşı kazandık zannederek yerlerini terk etmeleri sebebiyle,Müslümanlar büyük zararlar verdiler.

    1-Peygamberimizin amcası Hz.Hamza bu savaşta şehit oldu.

    2-Müslümanlardan 70 kişi şehit oldu.

    3-Peygamberimiz hafifçe yaralandı.

    Uhud Savaşının Önemi: Bu savaşın sonunda Müslümanlara komutanın ve Peygamberin sözlerini her zaman dinlemenin gerektiği anlaşılmıştır

    HENDEK SAVAŞI(MART 627 )

    Müslümanlar :3.000 kişi Mekkeliler : 10.000 kişi

    SAVAŞIN SEBEBİ : Mekkelilerin,Müslümanları tamamen ortadan kaldırmak için Medineyi kuşatmaları.

    SAVAŞIN SONUCU :Müslümanlar Şehrin ovaya bakan kısmını,hendekler(çukurlar)ka zarak,savunma yaptılar.Mekkeliler 20 gün boyunca kuşatmayı sürdürdüler. Erzaklarının da tükenmesi ve son gecede çıkan bir fırtına ile bütün malzemelerinin dağılması ile kuşatmaya son verip geriye dönmüşlerdir.

    HUDEYBİYE BARIŞI VE MEKKENİN FETHİ

    Hendek Savaşından bir yıl sonra hicretin 6.yılından Mekkelilerle Müslümanlar arasında bir anlaşma yapıldı.Hudeybiye denilen yerde yapılan bu anlaşmanın şartları görünüşte Müslümanların aleyhine gibi görünmüştü,fakat anlaşmanın maddeleri zamanla Müslümanların işine yaramıştır.

    HUDEYBİYE BARIŞININ ÖNEMİ

    Bu anlaşma Mekkenin fethedilmesini sağlamış bir anlaşmadır.

    Anlaşma maddelerinin bir kısmı şöyledir :

    1 – İki taraf da 10 yıl boyunca barış içinde bulunacaklardır.

    2 – Mekkelilerden,Medineye kaçan olursa Müslümanlar onu Mekkelilere geri vereceklerdi.

    3 – Medineden Mekkeye kaçan olursa Mekkeliler ise geri vermek zorunda olmayacaklardı.

    4 – Müslümanlar bu yıl umre yapmayıp,gelecek yıla erteleyeceklerdi.Gelecek yıl ise Mekkeliler şehri terk edecekler,,Müslümanlar da şehre silahsız olarak gireceklerdi.Şehirde en fazla 3 gün kalacaklardı.

    Ancak Mekkeliler bu anlaşmaya uymadılar.Bunun üzerine Hz.Peygamber de 10.000 kişilik bir ordu ile Mekke üzerine yürümek zorunda kaldı

    Mekke civarına geldiklerinde İslam Ordusu konakladı.Peygamberimiz (s)in emriyle on bin terde ateşler yakıldı.Bu kalabalığı gören Mekkeliler;karşı koymaya cesaret edemediler.Hicretin 8.yılında (630 yılında,kan dökmeden Mekkeye girdi. Yıllarca kendisine ve Müslümanlara eziyet eden Mekkelileri de bağışladı Bu davranışı ile O büyüklüğünü gösterdi. Bunun üzerine Mekkeliler gruplar halinde Müslüman oldular.



    VEDA HACCI VE VEDA HUTBESİ

    Hz Peygamberin Hicretin 10.yılında Veda niteliğindeki yaptığı son Hacca VEDA HACCI denir. Bu hacda yaptığı son hutbeye(konuşmaya) da VEDA HUTBESİ denir.
    Veda Hutbesinde İslamın genel prensiplerini,kendisini dinleyen 100.000 kişi ye birkez daha hatırlattı.
     


Yükleniyor...