Hisarcılar (Hisar Topluluğu) Özellikleri

'Ders notları' forumunda ZeuS tarafından 7 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. HİSARCILAR

    16 Mart 1950 tarihinde Mehmet Çınarlı tarafından çıkarılan Hisar dergisi etrafında toplanan sanatçıların oluşturduğu akımdır. Bu sanatçılara göre;

     Sanat bağımsız olmalıdır. Yazar, kalemini herhangi bir ideolojinin emrine vermemelidir.
     Sanatçı çevresiyle ve işinde yaşadığı toplumun meseleleriyle ilgilenirken yanlı ve peşin hükümlü davranmamalı, serbest davranmalıdır.
     Sanat eseri milli ve manevi öğeleri taşımalı, edebiyatın dili halkın dili olmalıdır.
     Sanatta yenilik eskiyle bütün bağları koparıp soysuzlaşmak demek değildir.
     Sanatçı eskiyi tekrar etmemeli fakat eskiden güç ve destek almalıdır.
     Türk dilinin özleşmesine ve sadeleşmesine çalışılmalı fakat Türkçeleşmiş halka mal olmuş kelimeler dilden atılmamalıdır.
     Dil ırkçılığı yapılmamalıdır.
     Hisarcılar, bu söylemleriyle yıkıcı, batı kopyacısı, sanatın alelade politik çıkarlara alet edilmesini savunan, uydurmacı ve tasfiyeci dil anlayışına karşı çıkmıştır.
     "Sanatçının Dili Yaşayan Dil Olmalıdır". Aksi takdirde, ister eski, ister yeni olsun, ölü kelimelerden doğan her eser yeni nesilleri birbirinden ayırır. Türk sanatına ve kültürüne olumlu katkıda bulunamaz.
     Bu ilkeyle ilgili olarak Hisarcıların, özellikle Birinci Yeni ve ikinci Yeni sanatçılarına yönelttikleri eleştiriler şöyle sıralanabilir: Ağza alınmayacak kadar kaba ve çirkin kelimeleri bol bol kullanmak, dil akışına uymayan uydurma kelimeleri inatla ve ısrarla kullanmak, büyük harf-küçük harf kurallarına boş vermek, noktalama işaretlerini kaldırmak, cümle tekniğine kulak asmamak.
     "Sanatçı Bağımsız Olmalıdır". Zira, onun eseri, siyasî sistemlerin de, ekonomik doktrinlerin de propaganda aracı değildir.
     "Sanat Millî Olmalıdır". Çünkü kendi milletinden kopmuş bir sanatın milletlerarası bir değer kazanması beklenemez.
    Bu sanatçılar şunlardır:

    Mehmet Çınarlı,
    Gültekin Samanoğlu
    İlhan Geçer,
    Munis Faik Ozansoy
    Mustafa Necati Karaer
    Yavuz Bülent Bakiler

    Mehmet ÇINARLI (1925–1999)
     1950–1980 arası yayınlanan Hisar dergisinin kurucularından ve çekirdek kadrosundandır.
     Edebiyat, şiir ve dil zevki bakımından eski ile yeni arasında bir köprü olarak kalmış, uzun ve değişken yıllarda hep güzelin, tabiîliğin, millî ve manevî değerlerin sözcülüğünü yapmıştır.
     Şiirde genellikle aruz veznini kullanmıştır.

    Eserleri:
    Şiir: Güneş Rengi Kadehlerde, Gerçek Hayali Aştı, Bir Yeni Dünya Kurmuşum, Zaman Perdesi
    Anı: Sanatçı Dostlarım




    Yavuz Bülent BAKİLER(1936…)
     Sivas’ta doğmuş, gazetecilik, yöneticilik, avukatlık ve Sivas milletvekilliği yapmıştır.
     Hisar dergisi şairlerindendir.
     Geleneksel şiirimizin öz ve şekil özelliklerini kendi şiir potasında eriterek kişiliğini bulmuştur.
     Şiirlerinde, Anadolu'ya, Anadolu insanına değinmiş, onların sorunlarını yapıcı bir tavırla dile getirmiştir.
     Sade ve rahat bir dili, aydınlık bir üslubu vardır.
     Milli ve manevi değerlere bağlı kalmıştır. Bu yönüyle, Arif Nihat Asya'nın milli havası, mistik şiirine yakın görünmektedir.

    Eserleri
    Şiir: Yalnızlık, Duvak, Seninle
    Gezi yazısı: Üsküp’ten Kosova’ya

    Mustafa İlhan Geçer(1917…)
     İlk şiiri "Kahverengi Gözlerin" 1934'te Vakit gazetesinde çıkmış; şiir ve yazıları Anadolu, Çağrı, Çınaraltı, Dergâh, Hisar, İstanbul, Sanat ve Kültür, Türk Edebiyatı gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı.
     Saf şirden yana olan şair, biçimi bir araç olarak görmüş, başlangıçta hece ölçüsüyle şiir yazarken sonradan serbest biçimler üzerinde çalışmıştır.
     Şiirlerinde aşk, ayrılık, hüzün ve yalnızlık temaları üzerinde durmuştur.
     Şiirde mesajdan ziyade sanatın ve duygunun önemli olduğunu savunmuş, sosyal gerçekçi şiire karşı çıkmıştır.
     1950 yılında Munis Faik Ozansoy, Mehmet Çınarlı, Gültekin Sâmanoğlu, Mustafa Necati Karaer ile birlikte "Hisarcılar" grubunu oluşturdu.
     Mart 1950'de yayınlanmaya başlayan Hisar dergisinin kurucularından olan yazar, çeşitli aralıklarla 30 yıl süreyle derginin yazı işleri müdürlüğünü yaptı.
    Eserleri:
    Şiir: Büyüyen Eller, Belki, Bir Bulut Geçti, Yeşil Çağ, Hüzzam Beste, Özlem Rıhtımı
    Diğer: Cahit Sıtkı Tarancı, Ömer Bedrettin Uşaklı, Cumhuriyet Döneminde Türk Şiiri

    Maviciler

    Atilla İlhan'ın 1952-1956 yıllarında çıkardığı derginin adı olan "Mavi"nin etrafında toplanan Orhan Duru, Ferit Edgü gibi sanatçıların oluşturduğu bir edebi topluluktur. Bu sanatçılar, şairane bir sanat anlayışının temsilcisi olmuşlardır. Daha sonra Mavi dergisi Özdemir Nutku'nun yönetimine geçer ve Atilla İlhan'ın savunduğu toplumsal gerçekçiliğin (sosyal realizm) sözcüsü olur. Dergi, Nisan 1956'da çıkan 36. sayıdan sonra (Son Mavi) kapatılır.

    Temsilcileri:
    Attila İlhan, Ferit Edgü, Orhan Duru, Özdemir Nutku, Yılmaz Gruda, Ahmet Oktay, Demirtaş Ceyhun, Demir Özlü ve Tahsin Yücel'dir.Garip akımına karşı bir duruş sergilemeleri ve yenilikçi şiiri savunmaları, onları "Garip Dışında Yeniliği Sürdüren Şiir" akımına dahil eder.
    Maviciler'in Özellikleri:

     Garip akımına tepki olarak çıkmıştır. Bu topluluğun hedefinde Garip Akımı ve Orhan Veli vardır. Garipçilerin savunduğu birçok görüşe karşı çıkmışlardır.
     Özellikle şiirin açık olması gerektiği anlayışı Maviciler tarafından tamamen reddedilmişti.
     Maviciler şiirin bütünüyle açık olamayacağını, anlam kapalılığının şiiri düzyazıdan ayıran önemli bir faktör olduğu görüşündedirler.
     Şiirin basit olamayacağını zengin benzetmeli, içli, derin olması gerektiğini savunmuşlardır.
     Atilla İlhan, Mavi dergisinde "Sosyal Realizmin Münasebetleri yahut Başlangıç" adlı yazısında (sayı 21, 1 Temmuz 1954) Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet'i "bomstiller" diye nitelemiştir. Aynı derginin yazarlarından Ahmet Oktay (d. 1933) "Orhan Veli'nin Yeri" (sayı 26, Ocak 1955) adlı yazısında "Orhan Veli eksik bir öncü ve eksik bir şairdi" hükmüyle, Garip akımının sığlığını anlatmıştı. Daha sonraları Mavi dergisindeki bu yazılardan hareketle bir yeni akım sayılmak istenmişse de, bu görüş rağbet bulmamıştır. Onlar Birinci Yeni hareketine karşı çıktıkları için bir bakıma İkinci Yeni 'nin öncüleri olarak değerlendirilmişlerse de Atillâ İlhan, buna da karşı çıkmış ve İkinci Yeni’yi "yozlukla" itham etmiştir.
     Atillâ İlhan, Türk şiirinin "Batılı ve Türk olabilen bir esthetique(estetik) bir bileşime varabilme sorunu" içinde olduğunu, ancak önce Garip sonra İkinci Yeni hareketinin şiirimizi "yozlaşmaya" götürdüğünü söyler.
     Bu hüküm, kendisi de şiir üzerinde düşünen bir şair olarak Atillâ İlhan'ın şahsi görüşünü yansıtmaktan öte gitmez. Zira bütün sanat faaliyetleri gibi şiir de ancak yaratıcıları ile ortaya çıkar. Onun hakkında verilecek hükümler de zamana dayanıklılık ölçüsünde büyük önem taşır.Türk şiirinin 1960 sonrasının hâlen bir oluşum içinde bulunduğunu belirtmek daha doğrudur.
     Atillâ İlhan şiirlerinin son baskısına, onlar, neden yazdığın, açıklayan notlar eklemiştir. Bir şiirin kendi başına anlaşılmama, şiirin kendi kendisine okuyucuya ulaşmaya yetmediği demedir ki bir şiir için eksikliktir. Şiir okuyucuya kendini hiç bir açıklamaya ihtiyaç duyurmayacak şekilde kabul ettirmeli değişik şartlar ve saatlerde, ortak duyuşu uyandırmalıdır. Atillâ İlhan'ın bu anlamda kalıcı bir şiir vücuda getirdiğini sanmıyorum.
     İmlâ kurallarını bütünüyle reddetmiş veya kendisine has bir imlâ tarzı geliştirmiş olan Atillâ İlhan (Büyük harf kullanmaz ama özel isimleri ek almaları halinde (') ile ayırır), dil konusunda çok keyfidir. Günlük dilde artık kullanılmayan çok eski kelimeleri, Fransızca veya Almanca kelimelerle beraber kullanır. Bunlar, hem yazarın dikkati çekme çabasını, orijinal olma merakını, hem de karmakarışık bir dünyada yaşadığımızı okuyucuya hissettirme gayretini gösterir. Sinema tekniğini kullanan Atillâ İlhan adeta kamerasını kalabalıklar üzerinde gezdirir, zaman zaman belirli noktalarda uzunca durur. Renkli, ıslak, ürperiş ve korku dolu bu şiirlerde bazen büyük bir ferahlık bazan da melankoli gizlidir. 1940-1950 arası Türk edebiyatında yepyeni bir kıpırdanma ve şahsiyetlerin belirmesi dönemidir. Atillâ İlhan da 1946 yılında "CHP Şiir Yarışmasında ikinciliği kazanmış ve birbirlerinden farklı üç şair, bu yarışmada ilk üç dereceyi paylaşmıştır (Cahit Sıtkı Tarancı, Atilla İlhan ve Fazıl Hüsnü Dağlarca).
     Atillâ İlhan, şiir anlayışını şöyle açıklar: " Şiirin kelimelerle değil, imgelerle yazıldığını bilen şairler için, kelime, diyalektik bir ilişkiler yumağıdır; bir kere, anlatacağı imgeyle ikincisi aynı imgeyi anlatmakla görevli öteki kelimelerle, üçüncüsü mısra içindeki özel şiir içindeki genel ses uyumuyla, dördüncüsü imgelerarası birlik ve karışıklıkların gelişme süreciyle bağlantılıdır. Çünkü (...) Kelimenin önemi, imgenin somutlaşmasında oynayacağı role göre değişir, bu rolü belirleyen ise kelimenin çağrışım yükü anlam boyutları ve imgeyle olan diyalektik bağlantısıdır"
     Şiirimize ve genç şairlere yönelttiği tenkitlerde heyecanın aklı bastırdığından şikâyetçidir: " Şiir, heyecanla aklın dengesini içerir. Heyecan, duygusal düzeydeki izlenimleri yoğunlaştırırsa, akıl bilgi düzeyindeki verileri şiire katar" der.
     Şiir anlayışında, sadece şairlerin değil, "sinemadan resme, romandan toplumsal bilimlere değin, şiir dışında bir sürü disiplinin katkısı" olduğunu belirten Atillâ İlhan, "sinema tutkusunun hesaba katılmadan şiirinin değerlendirilemeyeceğini açıklar ki, bu açıklama çok yerindedir.


     Atilla İLHAN ( 1925–2005)

     1925 yılında İzmir’in Menemen ilçesinde doğmuş, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki yüksek öğrenimini yarıda bırakarak, gazetecilik ve dergicilikle uğraşmıştır.
     Nevin Yıldız takma adıyla İstanbul, Beteroğlu takma adıyla Yücel dergilerinde şiirleri çıkan sanatçının ilk şiiri Balıkçı Türküsü’dür.
     1950’li yıllarda Vatan Gazetesi’nde sinema eleştirileri yazmış, Ali Kaptanoğlu adıyla Senaryo yazarlığı yapmıştır.
     Cabbaroğlu Mehemmed adlı şiirinin bir şiir yarışmasında ikincilik almasıyla tanınmıştır.
     Şairliğinin ilk on yılında, destansı, duygusal, gergin bir hava içinde, 2. Dünya Savaşı’nın Avrupa’yı saran bezginlik çöküntülerini yansıtmaya çalışmıştır.
     Zamanla toplumcu tarzını bırakmamakla birlikte bireysel temaları işlemiştir.
     Garip Akımı ve İkinci Yeni şiirini sürekli eleştirmiş, genç şairlerle birlikte Maviciler adıyla toplumcu gerçekçi şiir akımını oluşturur.
     Şiirleriyle genç kuşağı etkileyen şair eski şiirden de etkilenmiştir.
     Eleştiride uzun süre toplumcu gerçekçilik ilkelerine bağlı kalmıştır.
     Öztürkçeciliğin karşısında duran şair, Türk ve batı şiirinin güzelliklerini birleştirmekten yanadır.

    Eserleri:
    Şiir: Duvar, Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum, Yasak Sevişmek, Tutkunun Günlüğü, Böyle Bir Sevmek, Elde Var Hüzün,
    Roman: Sokaktaki Adam, Zenciler Birbirine Benzemez, Kurtlar Sofrası, Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Yaraya Tuz Basmak, Haco Hanım Vay, O Karanlıkta Biz
    Gezi Notları: Abbas Yolcu.
    Deneme-anı türü: Hangi Sol, Hangi Batı, Faşizmin Ayak Sesleri, Gerçekçilik Savaşı, Hangi Atatürk, Batının Deli Gömleği, İkinci Yeni Savaşı, Sağım Solum Sobe, Hangi Küreselleşme
     


Yükleniyor...
Benzer Konu başlıkları - Hisarcılar (Hisar Topluluğu)
  1. Aysell
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    971