Halk edebiyatı genel özellikleri

'Etüt Merkezi' forumunda ZeuS tarafından 17 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. HALK EDEBİYATI

    İslamiyet öncesi sözlü geleneğin uzantısı olarak gelişen edebi devredir. Bu edebiyat, halkın diliyle oluşturulduğu, halkın acılarını ve sevinçlerini, heyecanını yansıttığı için “Halk edebiyatı” olarak adlandırılmıştır.

    Eserler genelde manzum olmakla birlikte masal, halk hikâyesi gibi mensur türler de vardır. Bu edebiyatın kaynağı isminden de anlaşılacağı gibi halk kültürü ve halk yaşayışıdır. Halk edebiyatının; sahibi belli olmayan veya unutulmuş manzum ve mensur türlerden oluşan koluna “Anonim Halk edebiyatı”; dini ve tasavvufi konuları ele alan türlerinden oluşan koluna “Tasavvufi Halk edebiyatı”; sahibi belli olan ürünlerin oluşturduğu koluna da “Âşık Edebiyatı” adı ver

    1.Anonim Halk Edebiyatı

    Sahibi belli olmayan ve dilden dile dolaşarak halka mal olmuş edebi ürünlerin oluşturduğu edebi anlayışa “Anonim Halk edebiyatı” diyoruz. Anonim ürünler, halkın ortak duygu ve düşüncelerinin ifadesi olduğu için herkesçe benimsenmiş ve söyleyeni unutulup halkın ortak malı oluvermiştir.

    Anonim Halk edebiyatının Özellikleri:

     Bu edebiyatın ürünleri, ağızdan ağza dolaşırken halkın hayal gücü ve çevre unsurlarıyla yeniden şekillenmiştir. Bundan dolayı bu ürünlerin pek çok söyleniş şekli mevcuttur.
     Edebiyatımızın dış etkilerden uzak bir kolu olması hesabıyla hem şekil hem de muhteva bakımından gelişmesini günümüze kadar sürdürmüştür. Bu bakımdan milletin hayat görüşü, olaylar karşısındaki tavrı, hayal gücü hakkında bize çok önemli bilgiler verir.
     Eserler, halkın konuştuğu dille söylenmiştir. Bunun neticesinde ait olduğu yörenin ağız özelliklerinin etkisi görülür. Manzum türlerde yalnızca hece ölçüsü kullanılmıştır.
     Birçoğu klasik olan manzum ürünlerde, kulak kafiyesi vardır ve genelde yarım kafiye kullanılmıştır.
     Anonim edebiyatın mani, ninni, türkü, destan gibi manzum türleri olduğu gibi; bilmece, ortaoyunu, halk hikâyesi, karagöz, meddah, masal gibi mensur türleri de vardır. Ayrıca kimi türlerde nazımla nesir iç içedir.

    Anonim Mensur Türler

    Atasözleri: Atalarımız tarafından söylenmiş, kısa; fakat özlü sözlerdir. Atasözleri, kestirme ve özlü anlatımın en güzel örnekleridir.
     “Kanı kan ile yumazlar, kanı su ile yurlar.”
     “Taşıma su ile değirmen dönmez.”

    Bilmeceler: Halk edebiyatında bir nesnenin adını anmadan, niteliklerini belirterek, o nesnenin ne olduğunu dinleyene bırakan, genellikle tekerleme biçiminde düzenlenen eğiticieğlendirici sorulardır.

     Kandil kandil asılır, vakit gelir kesilir.(kiraz)
     Minare, minarenin ucu kınare;

    Karagöz: Bir tür gölge oyunudur. Çin’de ortaya çıkmıştır. Anadolu’ya 14. yüzyılda Şeyh Küsteri adlı biri tarafından getirilmiştir. Bundan dolayı Karagöz oyununa Küşteri Meydanı da denir. Oyunun çeşitli kişileri vardır: Karagöz, Hacivat, Tuzsuz Deli Bekir, Bebe Ruhi, Arap, Karadeniz Uşağı, Tiryaki… vb.

    Masallar:Yaşanması mümkün olmayan olayları olağanüstü nitelikler içinde anlatan yazı türüdür. Bir tekerleme ile başlar.

    Ortaoyunu: Meydanda halkın ortasında oynanır. Belli bir metni yoktur. Konular eskilerden yenilere doğru, ağızdan ağza dolaşarak olgunlaşmıştır. Her oyuncu kendinden bir şeyler eklemiştir. Büyük ölçüde cinas ve mizah gibi sanat unsurlarından faydalanılmıştır. Pişekâr, Kavuklu, Zenne, Arap, Arnavut, Acem gibi tipler vardır.
    Fıkralar: Ders vermek, bir düşünceyi açıklamak için düzenlenen küçük hikâyelerdir. Sözlü ürünlerdir. Halkın ortak malıdır.

    Efsaneler(Söylence): Tarihsel olayları, akıldışı açıklamalarla anlatan masallar, halk hikâyeleridir. Temeli bir gerçek olay dayanan konular, halkın hayal gücüyle değişerek masallaşır ve efsane türü oluşur. Zamanla yerini destanlara bırakmıştır.

    Halk Hikayeleri: Hikâyeci âşıklar tarafından, bir topluluk önünde anlatılan manzum mensur karışık hikâyelerdir. Yazarı belli değildir. Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kamber, Köroğlu, Âşık Garip, Tahir ile Zühre hikâyeleri bugün de yaşayan önemli örneklerdir.

    2. Âşik Edebiyatı

    Bu edebi dönemimiz âşık adı verilen, çoğunluğu okumayazma bilmeyen; yeniçeri ocağında, mahalle kahvelerinde veya köy odalarında yetişen, şiirlerini saz eşliğinde irticalen söyleyen şairlerin oluşturduğu edebiyattır. Âşık tarzı Türk şiiri başlangıçta köy odalarında ve âşık kahvelerinde eski destan geleneğinin devamı olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle 16. ve 17. Yüzyıldan sonra hızlı bir şekilde gelişmesini günümüze kadar sürdürmüştür. Bu edebiyatın mensuplarına âşık, saz şairi, ozan, halk şairi gibi isimler verilir.Âşıklar, 16. yüzyıldan itibaren Anadolu’ da, köy köy, şehir şehir dolaşarak halk hikâyeleri anlatırlar, kendi koşmalarını okurlardı. Bu sebeple Anadolu’da “gezgin âşıklar” diye de anılmışlardır.

    Âşık Edebiyatının Özellikleri

     Başlangıçta okuma yazma bilmeyen, gezgin âşıklar tarafından oluşturulmuştur. Sözlü geleneğin bir uzantısı olarak ortaya çıkmıştır.Âşıklar şiirlerini ve biyografilerini cönk veya mecmua adını verdikleri kitaplarda toplamışlardır.
     Koşma, destan, semai varsağı gibi heceli türler kullanılmıştır. Zamanla divan, selis, kalenderi, satranç ve vezni aher gibi aruzlu türler de geliştirilmiştir.
     Nazım birimi olarak dörtlükler kullanılmıştır. Bentlerle yazılan nazım biçimleri de vardır.
     Milli ölçümüz olan hece ölçüsü kullanılmıştır.17. yüzyıldan sonra yetişen kentli âşıklar, divan şairlerine özenerek aruz veznini kullanmışlardır.
     Âşıklar eserlerini genellikle hazırlıksız (irticalen) söyledikleri için ahenk unsuru olarak çoğunlukla yarım kafiyeler kullanılmıştır.
     Kulak kafiyesi benimsenmiş, redifli söyleyişler önemsenmiş ve genelde yarım kafiye kullanılmıştır.
     Aşk, tabiat, sevgi, sevgilinin güzellikleri, gurbet, hasret, özlem, kahramanlık ve yiğitlik gibi konular işlenmiştir.
     Şiirlerinin son dörtlüğünde şairin adı veya lakabı geçer, buna “tabşırma” denir.

    Yetişme Yerlerine Göre Âşıklar

    Halk şairleri, halk şiirinin yerleşmiş kurallarına bağlı kalmakla birlikte, değişik nedenlerle dil, anlatım ve ölçü kullanımı bakımından farklı yönelişler içine girebilmişlerdir. Ayrıca yaşadıkları çevre de onların sanat anlayışlarını farklılaştıran bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu gibi noktaları dikkate aldığımızda halk şairlerini şöyle sınıflandırabiliriz:

    1.Göçebe(Gezgin) Şairler 2.Yeniçeri Şairler 3. Köylü Şairler 4.Kentli Şairler 5. Tasavvuf (Tekke ) Şairleri


    ÂŞIK EDEBİYATININ ÖNEMLİ ŞAİRLERİ
    Köroğlu
     Doğum ve ölüm tarihi bilinmemektedir. Asıl adı Ruşen Ali'dir. Eski bir Anadolu destanındaki Köroğlu adını kendisine mahlas seçmiştir. Eşkıya Köroğlu ile destan kahramanı Köroğlu' nun aynı kişi olması mümkün değilse de bu iki kişilik, halkın hayalinde birleşmiştir.
     Köroğlu’nun şiirlerinde, aşk, yiğitlik, arkadaşlık ve tabiat sevgisi gibi temalar coşkulu bir söyleyişle işlenir. Daha çok koçaklamalarıyla tanınan şair, kavganın ve yiğitliğin simgesi olmuştur.

    Kayıkçı Kul Mustafa
     17. yüzyılda yaşamıştır. Deniz eri olarak Cezayir’de bulunduğu, bundan ötürü Kayıkçı lâkabını aldığı sanılıyor. IV. Murat’ın Bağdat seferine katılan yeniçeri âşıklarındandır.
     Bektaşiliği benimsedikten sonra tasavvufla ilgili güzel nefesler söylemiştir.
     Kusurlu bir nazım tekniği olan şair, şiirlerinin içtenliği ve yalınlığıyla kendinden sonraki şairleri de etkilemiştir.

    Karacaoğlan
     16. Yüzyılın sonu ile 17. Yüzyılın başlarında Güney Anadolu bölgesinde yaşadığı tahmin edilmektedir.
     Halk arasında çok sevilen, şöhreti Anadolu'yu aşarak Kırım'a kadar uzanan şair, imparatorluğun birçok yerini gezmiştir.
     Şiirlerinde halk şiirinin dil, ölçü ve söyleyiş özelliklerine bağlı kalmış; benzetme ve mecazlarını doğadan almıştır.
     Karacaoğlan, lirik şiirlerin yanında didaktik şiirler de söylemiştir. Yaşadığı dönemin önemli siyasî ve sosyal olaylarına da şiirlerinde yer vermiştir.

    Aşık Ömer
     Hayatı hakkında kesin bilgiye sahip olmadığımız şairin, aslen Aydınlı bir aileye mensup olduğu bilinmektedir.
     Asker kökenli bir şairdir. Serhat kalelerinde bulunmuş, IV. Mehmet, II. Ahmet ve II. Mustafa zamanlarındaki savaşlara katılmıştır. Saz şairleri arasında üstat kabul edilen şairin 2000 civarında şiiri vardır.
     Eserlerinden çok küçük bir kısmını ihtiva eden Divan’ı defalarca taşbaskısı olarak basılmıştır. Ayrıca bir de şairnamesi vardır.

    Gevheri
     17.yüzyılın tanınmış halk şairlerinden biri de Gevherî'dir. Asıl adının Mustafa olup İstanbul'da doğduğu, divan kâtipliği yapacak kadar iyi bir eğitim gördüğü sanılmaktadır.
     Âşıkane tarzda söylenmiş şiirleriyle tanınan Gevheri, toplumsal olaylarla ilgilenmemiş, bu yönüyle Divan şairlerine benzer bir yol izlemiştir.Gevheri’nin koşma, semaî ve türkülerinde Divan şiirinin etkisi görülür.
     Halk dili, halk zevki, hece ölçüsü ve yarım kafiye ile yazdığı şiirlerinin yanı sıra aruz ölçüsüyle yazılmış şiirleri de

    Ercişli Emrah
     Yaşamı ile ilgi kesin bilgiler bilinmemektedir. Van’ ın Erciş ilçesinde doğduğu ve 17.yüzyılda burada yaşadığı biliniyor.
     Şiirlerinde yurt sevgisi, aşk, doğa güzelliği, özlem gibi konuları işledi.
     Kendi hayatını anlattığı "Emrah ile Selvihan" adlı halk öyküsüyle tanınmıştır.
     Ercişli Emrah’ın en şanssız yanı Erzurumlu Emrah ile karıştırılmasıdır. Bu karışıklık sonucu bazı güzel şiirleri Erzurumlu Emrah’a mal olmuştur.
    Dertli
     1772 yılında Bolu Çağa’nın Şahnalar köyünde dünyaya gelmiştir. Asıl adı İbrahim’dir. Çobanlık yapmış, gezgin âşıklardan saz çalmayı öğrenmiştir. Lütfi mahlasını kullanırken, bu olaydan sonra “Dertli” mahlasıyla yazmaya başlar.AleviBektaşi inançlarına bağlı olan şairin ağır bir dili vardır. Şiirlerinde toplumsal eleştiri ve taşlamalar da önemli bir yer tutar.

    Bayburtlu Zihni(1797–1859)
     Doğum yılı kesin olarak bilinmemektedir. Şiirlerinde kendinden söz ederken verdiği bilgilerden çıkarılan sonuca göre 1797–1799 yıllarında doğduğu anlaşılmaktadır. Divanı, Kitabı Hikâyei Garibe ve başından geçen olayları anlattığı Sergüzeştname adlı eserleri vardır.
    Dadaloğlu
     19. yüzyılda yaşamış TürkmenAvşar âşıklarının önde gelen âşıklarındandır. Asıl adı Veli’dir. Toros dağlarında Kozan, Erzin, Payas yörelerinde yaşayan Türkmenlerin Avşar boyundandır.
     Az da olsa eğitim almıştır. Şiirlerinde göçerlik koşullarını, döneminde Orta Anadolu’da hüküm süren aşiret kavgaları ve aşiretlerin Osmanlı Devleti ile savaşlarını duru ve yalın bir dille yansıttı.
     Karacaoğlan'ın aşk ve doğa şiirlerindeki üstün yeteneği ile Köroğlu'nun yiğit ve kavgacı anlatımını birleştirmiştir.

    Seyrani
     Taşlamalarıyla tanınan halk şairidir. Kayseri’nin Develi ilçesi Everek Köyü’nde 1800 yılında bir imamın oğlu olarak dünyaya gelmiştir. İstanbul’da âşıkların toplandığı semai kahvelerinde düzenlenen atışmalara katılmış, atışmalarda devlet büyüklerini sert dille eleştirmeye başlayınca başı derde girmiştir.
     Fuzulî, Yunus Emre, Karacaoğlan, Âşık Ömer ve Gevherî’den etkilenmiştir. Divan şairleri arasında Nef’i’nin yeri neresiyse halk şairleri arasında da Seyrani’nin yeri orasıdır.
    Hıfzi
     Kağızman’da doğmuştur Asıl ismi Recep’tir. Aşk, doğa, kahramanlık konularındaki güçlü deyişleriyle tanınmıştır.
     Küçük yaşta Kur’an ezberlediği için Hıfzî mahlasını kullanmıştır. Genç yaşlarda şiire başlayan şair; çiftçilik, köy imamlığı ve müderrislik yapmıştır.

    Erzurumlu Emrah
     Erzurum’un Tanbura köyünde doğmuş ve medrese eğitimi almıştır. Önceleri sadece saz çalıp ustasının şiirlerini söylerken sonraları kendisi de deyişler söylemiştir.
     Âşıklık geleneğinin bütün özelliklerini taşıyan bir şairdir. Şiirlerinde aşk, gurbet, sıla özlemi, yazgıdan yakınma gibi konuları işledi. Duyarlı ve çoşkulu söyleyişiyle dikkat çekmiştir.
    Ruhsati
     1832 yılında Sivas’ın Kangal ilçesi Deliktaş köyünde yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir.
     Aruzla şiir söyleme denemesi yapmış; ancak başarılı olamamıştır. Edebiyat dünyasına Eflatun Cem Güney tarafından tanıtılmıştır.

    Âşık Veysel (1894–1973)
     25 Ekim 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesi Sivrialan köyünde dünyaya gelmiş, 21 Mart 1973’ te yine Sivrialan’da yaşamını yitirmiştir. Çocukken geçirdiği çiçek hastalığı yüzünden bir gözünü, daha sonra bir kaza sonucu diğer gözünü kaybetmiştir.
     Anadolu’yu kent kent dolaşıp şiirlerini sazıyla seslendirmiş, Köy Enstitüleri’nde saz ve halk türküleri dersleri vermiştir. Şiirlerinde dünyanın geçiciliğinden, ölümden, ayrılıktan, aşktan ve gurbetten dem vurmuştur.
     Edebiyat dünyasına Ahmet Kutsi Tecer tarafından tanıtılmıştır. Şiirleri, Deyişler, Sazımdan Sesler, Dostlar Beni Hatırlasın isimli kitaplarında toplanmış, ölümünden sonra Bütün Şiirleri adıyla eserleri tekrar yayınlanmıştır.

    Aşık Seyrani (1932–2006)
     1932 yılında Hasankale'nin Alvar köyünde doğdu. Asıl adı Yaşar Yılmaz’dır. Okuma yazmayı okula gitmeden öğrenmiş, sonraki yıllarda ise dışarıdan sınava girerek diploma almıştır.
     Bayburtlu Âşık Hicrani tarafından Reyhanî mahlası verilmiştir.
     Âşık Reyhanî’nin, şiirlerinin bir bölümünü topladığı "Alvarlı Reyhanî", "Böyle Bağlar" , "Kervan"; bazı düşünce ve şiirlerinden oluşan "Şu Tepenin Arkasında" adlı kitapları vardır.

    Murat Çobanoğlu(19402005)
     Asıl soyadı Çobanlar olan Murat Çobanoğlu 1940' ta Kars'ta doğmuştur. Kars'ta “Çobanoğlu Halk Ozanları Kahvesi”ni açıp işletmiş, yurt içinde ve dışında düzenlenen bazı şenliklere katılmıştır.
     Âşıklık geleneğinin bir parçası olan türkülü hikâyeler anlatma konusunda da başarılı örnekler veren Çobanoğlu, kendi türkülerinin yanı sıra usta malı türküleri de genç kuşaklara aktarmaktadır.

    Şeref Taşlıova(1938…)
     1938 yılında Kars iline bağlı Çıldır ilçesinin Gülyüzü köyünde dünyaya gelmiştir.Şiirle 10 yaşında tanışmış, âşıklıkla ilgili bilgi ve terbiyesini, Doğu Anadolu ve Azerbaycan sahasında tanınan Çıldırlı Âşık Şenlik’in oğlu Âşık Kasım’dan almıştır.
     1971 yılından itibaren “Sanat Elçisi” sıfatıyla Almanya’dan başlayan yurt dışı seyahatleri, yapmış, birçok ülkede davetli olarak programlara katılmıştır.
    3. Tasavvuf Edebiyatı

    Türklerin İslamiyet’ i kabul etmeleri, onların sosyal, siyasi yaşamlarına yeni bir düzen getirmiştir. Bu etkilenme sanata ve edebiyata da yansımış ve bu daha çok tasavvuf kanalıyla gerçekleşmiştir. Bu etkilenme sonucunda, 13. ve 14. yüzyılda Anadolu’ da dergâh ve tekkeler yaygınlaşmıştır. Burada yetişen dervişler halk şiirini dini tasavvufi öğelerle kaynaştırarak dini kökenli bir edebi gelenek oluşturmuşlardır. İşte 13. ve 14. yüzyıllarda bu tekke ve dergâh ekseninde gelişen, daha çok Anadolu’da kendini gösteren bu edebi devreye Dini Tasavvufi Türk Edebiyatı diyoruz. Bu edebiyata tekke çevresinde geliştiği için Tekke Edebiyatı da denilebilir.

    Tasavvuf Edebiyatının Özellikleri

     Dini tasavvufi Türk şiirinde hem halk hem de Klasik edebiyat nazım şekilleriyle şiirler yazılmıştır. Eserlerde ağırlıklı olarak hece ölçüsü kullanılmakla birlikte aruz ölçüsü de kullanılmıştır.
     İlahi aşk, güzel ahlak, insan sevgisi, ilmin üstünlüğü, nefsin terbiyesi ve dünyanın geçiciliği gibi konular işlenmiştir.
     Bu edebiyat, divan şiirinin de önemli bir kaynağını teşkil eder. Tasavvuf edebiyatının kurucusu Anadolu dışında Hoca Ahmet Yesevi, Anadolu’da Yunus Emre’dir.
     Genellikle didaktik bir tarz benimsenmiş, tasavvufi terimlerin çok kullanıldığı şiirlerde dil nispeten ağırlaşmıştır. Dini Tasavvufi Türk Edebiyatı nazım türleri şunlardır. İlahi, deme, nefes, şathiye, devriye, nutuk.




    Tasavvuf Edebiyatı Şairleri

    Yunus Emre
     Eskişehir'in Mihalıççık ilçesine bağlı Sarıköy'de doğduğu sanılmaktadır.Bazı araştırmacılar Yunus'un ümmî (okuma-yazma bilmeyen) olduğunu söyleseler de şiirle¬rinden iyi bir medrese eğitimi aldığı anlaşılır.
     Şiirlerinde genellikle hece ölçüsünü kullanmıştır. Aruz ölçüsünü kullandığı eserleri de vardır.İlâhî, nutuk ve nefeslerinin yanında Divan şiiri tarzında yazılmış gazel ve mesnevileri de vardır.
     Yunus,”Yaratılmışı severiz yardandan ötürü” diyerek insanı hiçbir ayrım gözetmeksizin sevmiştir. Yunus Emre'nin, Divan'ından başka 1307'de ya¬zıldığı anlaşılan Risaletü'nNushiyye adlı 573 beyitten oluşan bir mesnevisi vardır. Eser dinî, tasavvufî, ahlâkî bir kitaptır. "Öğütler Kitabı" anlamına gelmektedir.

    Hacı Bayramı Veli (1352–1429)
     Hacı Bayram Veli XIV. yüzyılda daha çok fikirleriyle ve yetiştirdiği öğrencileriyle ün yapmış, mutasavvıf şairlerindendir. Somuncu Baba'ya bağlanarak onunla Şam ve Hicaz'ı dolaşmış, Sonra Ankara'ya dönmüş, Halvetî ve Nakşî tarikatlarının esaslarını birleştirerek Bayramilik tarikatını kurmuştur.
     Fatih'in hocası Akşemseddin, Eşrefoğlu Rumî ve Şeyhi gibi bilgin ve şairler ondan ders almıştır.

    Pir Sultan Abdal (?1560)
     Şiirlerinden anlaşıldığına göre Sivas'ın Yıldızeli ilçesine bağlı Banaz köyünde doğmuştur. Derin bir tasavvuf kültürüyle yetişmiş olan şairin şiirlerinde AlevîBektaşî kültürünün izleri vardır.
     Şiirlerinde vahdeti vücut felsefesini de işlemiş; fakat bu Yunus Emre'de gör¬düğümüz kadar derin değildir. Pir Sultan, halk kültüründen yararlanmış, aşk, tabiat ve halk yaşamını konu edinmiştir.
    Hacı Bektaşı Veli (1210–1270)
     Bektaşîliğin kurucusu olan Hacı Bektaş Veli, Horasan'ın Nişabur şehrinde doğmuştur. Horasan'da Türk dünyasının ilk mutasavvıfı olan Hoca Ahmet Yesevî'nin öğrencilerinden olmuş, ondan ilham almıştır.
     Makalât adlı Arapçayla yazılmış tasavvufî bir eserinin varlığı bilinmektedir; fakat elimizde Makalât'ın manzum bir çevirisi vardır.
     Hacı Bektaş Veli Türk halkına sade bir Türkçeyle seslenmiş; tasavvufun Arapça ve Farsça olan terimlerinin yerine, Türkçesini kullanmıştır.
     İlâhîler, Türkçe söylendiği için Bektaşilik, dilde ve şekilde millî çizgileri korumuş ve yaşatmıştır.

    Kaygusuz Abdal
     XIV. Yüzyıl sonları ile XV. Yüzyıl başlarında II. Murat zamanında yaşamıştır. Alanya beyinin oğludur. Asıl adı Gaybî'dir.
     Kaygusuz Abdal, uzun yıllar Anadolu ve Rumeli'de dolaşmış, daha sonra Hicaz ve Mısır'a gitmiştir. Piri Abdal Musa'ya olan bağlılığını şiirlerinde sıkça ifade etmiş, Yunus’tan etkilenmiştir. Eserlerinde dinî ve tasavvufî konuları işlemiş, Bektaşilik ilkelerini nükteli bir dille anlatmıştır.
     Vücutname, Kitabı Miglate ve Budalaname Tasavvufi ilkeleri açıklayan öğretici hikâyelerden oluşmuş mensur eserlerdir. Bunların dışında Sarayname, Gülistan, Dilgüşa adlı eserleri de vardır.

    Eşrefoğlu Rumi (? — 1469)
     Mutasavvıf bir şairdir. Asıl ismi Abdullah’ tır. Kadiriliğin bir kolu olan Eşrefiliğin kurucusudur.
     Babasından ve devrin önde gelen âlimlerinden ders almış, bir süre Hacı Bayram Veli’nin yanında kalmıştır.
     İznik'te başlarda münzevi bir yaşam sürse de daha sonraları halkla iletişime geçmiş kendi tasavvufi görüşünü yaymıştır. Eşrefoğlu'nun en önemli eseri Divan'ıdır. Müzekkinnüfûs isimli meşhur eseri, dini ve tasavvufi nasihatler içeren bir eserdir.
     


Yükleniyor...