Günlük Örnekleri Kısa

'Eğitim Merkezi' forumunda Aysell tarafından 11 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Kısa Günlük Örnekleri
    Günlük örneği kısa


    OKTAY AKBALDAN

    28 Aralık Çarşamba

    Ocakın 29unda tam on yıl olacak. Ziya Osman Sabayı karlı bir havada Eyüpte toprağa vermiştik. Yıllar çabuk mu geçiyor belirli bir yaştan sonra? Çocuklukta günler, haftalar bitmezdi bir türlü. Ama yolun yarısına gelmeye gör, her şey kopuk bir film gibi akıveriyor Ziya Osmanı son görüşümde ince bir dosya çıkarmıştı çekmeceden. “Nefes Almak yazıyordu üzerinde. Yeni kitabıydı. “Ölümümden sonra çıkacak, demişti. “Haydi haydi, demiştim, “Okurları o kadar bekletmeye hakkın var mı? Gülümsemişti. Birkaç hafta sonrasını mı düşünerek. Ben düşünememiştim o günden ötesini. Canlı bir insanın, hele bir dostun, bir sevilenin yok olabileceğini düşleyemiyoruz.

    On yıl geçip gitmiş bile. Şiirlerini karıştırıyorum. Bilmeyen, Ziya Osmanı yaşamı süresince ölümü özleyerek bekleyen biri sanır. Hep ölüm, hep ölüm düşünceleri. O ölümü değil, dünyada bulunamayacak bir çeşit “yaşamı özlüyordu.

    (Anılarda Görmek)


    ALİ CANİP YÖNTEMDEN

    Cuma, 5 Mart 1920

    Bugün öğleye kadar evde uyudum. Sonra sokağa çıktım. Arkadaşlardan diş tabibi Şevki Beyle Cafer, Ömeri ziyarete gelmişlerdi. Fakülteye götürdüğümüzü söyledim. Oraya gittiler.

    Cumartesi, 6 Mart 1920

    Öğle üzeri fakülteye gittim. Doğru Ömerin odasına girdim. Bitap yatıyordu. Elini elime aldım. Ter içindeydi. Burnunun delikleri kararmış gibiydi. Nefesi de intizamsızdı. Hizmetçi kadınlara sordum. Gece çok sayıklamış, “Burası hastane değil, tımarhane Ben Canipe gideceğim! demiş. Dalgındı, “Ömer! Ömer! diye seslendim. Gayet fersiz gözlerle bana baktı: “Tanıdın mı? dedim. Kendine mahsus çabuk ifadeyle kafasını sallayarak “Canip! dedi, yine daldı. Kâğıdına baktım: hararet “39,2 şeker litrede 28. Bir müddet bekledim. Sonra tekrar seslendim: “Ömer, konsültasyon günü yarınmış, erkenden gelirim. Artık gideyim mi? Kafasını salladı “Git, git! dedi. Yeis içinde ayrıldım. Fakat hâlâ ümit ile doluydum. Çünkü Ömer ve ölüm birbirine tamamıyla yabancı iki şeydi. Eve gelirken deniz kenarında hizmetçime rasgeldim. Bana doğru koşuyordu. “Ne var? dedim. “Sizi Tıbbiyeden istiyorlarmış. Rıdvan Beylerde bekliyorlar cevabını verdi. Soluk soluğa komşumuza gittim. Ortada bir fevkalâdelik vardı. Nihayet anlaşıldı: Ömer ölmüş!

    (Ömerin Ölüm Hastalığına Dair Notlarım-Ömer Seyfettin, 1947)

    Alıntı