foto:-))))))))))

#1
foto:)))))))))

Kaza yerinin etrafını önce polis kordonu sonra da büyük bir meraklı
kalabalığı çevirmişti.. Gazetesineiyi bir kaza fotoğrafı yetiştirmek
isteyen uyanık foto muhabiri çemberleri aşamayınca

"Yol verin.. Yol verin.. Ben kaza kurbanının oğluyum" diye bağırmağa
başladı. Kenara çekilip yol verdiler.. Foto muhabiri yaklaştı.
Arabanın önünde bir eşek yatıyordu.

Kaç Etsin..???
Bir matematikçi, bir muhasebeci ve bir ekonomist aynı işe baş vururlar. Görüşmeci matematikçiye sorar:
- “iki kere iki kaç eder?”.
Matematikçi cevap verir:
- “Dört!”.
Görüşmeci sorar:
- “Kesin dört mü?
Matematikçi kendinden emin cevaplar:
- “Evet, kesin dört!”
Matematikçi çıkar ve ekonomist odaya girer. Bu sefer görüşmeci aynı soruyu ekonomiste yöneltir. Ekonomist yanıtlar:
- “Ortalama dört eder, yüzde 10 aşağıya veya yukarı oynayabilir, ama ortalama dört eder!”.
Ekonomistte de çıkar, muhasebeci odaya girer, aynı soru ona da sorulur.
Muhasebeci ayağa kalkar, kapıyı kilitler, panjurları indirir ve görüşmeciye yaklaşarak sorar:
- “Kaç etsin istersiniz?



Cıkar ağzından baklayi" deyimin hikayesini biliyormusunuz?

* Vaktiyle çok küfürbaz bir adam yaşarmış. Zamanla kendine
yakıştırılan küfürbazlık şöhretine tahammül edemez olmuş. Soluğu bir
tekkede almış ve durumu tekkenin şeyhine anlatıp sırf bu huyundan
vazgeçmek için dervişliğe soyunmaya geldiğini söylemiş. Şeyh efendi bakmış,
adamın niyeti halis, geri çevirmek olmaz, matbahtan bir avuç bakla tanesi
getirtmiş. Bunlara okuyup üfledikten sonra yeni dervişe dönüp tembih
etmiş:

*-Şimdi bu bakla tanelerini al. Birini dilinin altına, diğerlerini
cebine koy. Konuşmak istediğin vakit bakla diline takılacak, sende küfür
etmeme isteğini hatırlayıp o an da söyleyeceğin küfürden geçeceksin. Bakla
ağzında ıslanıp da erimeye başlayacak olursa cebinden yeni bir baklayı dilinin
altına yerleştirirsin. *

*Adamcık şeyhinin dediği gibi tekkede kalıp kendini kontrol etmeye
başlar.
Bu arada şeyh efendi de bir yere gidince onu yanından ayırmamaktadır.
Yağmurlu bir günde şeyh ile derviş bir sokaktan geçerlerken bir evin
penceresi hızla açılır ve gençten bir kız çocuğu başını uzatarak, *

*- Şeyh efendi, biraz durur musun? Deyip pencereyi kapatır. Şeyh efendi
söyleneni yapar, illa yağmur sicim gibi yağmaktadır. Sığınacak bir
saçak altı da yoktur. Üstelik niçin durdurulduğunu henüz bilmemektedir ve kız
da pencereden kaybolmuştur. Bir ara evin kapısına varıp kızın ne
istediğini sormak geçer içinden ve tam kapıya yöneleceği sırada kız tekrar
pencerede görünür ve, *

*- Şeyh efendi, der, birkaç dakika daha bekleseniz...*

*Şeyh içinden "lahavle" çekse de denileni yapmamak tarikat adabına
mugayir olduğundan biraz daha beklemeyi göze alır. O sıra da küfürbaz derviş
kendi kendine söylenmeye başlamıştır. Yağmurun şiddeti gittikçe artmakta,
bizimkiler de iliklerine kadar ıslanmaktadırlar. Nihayet pencere üçüncü
kez açılır ve kız seslenir: *

*- Gidebilirsiniz artık!.. *

*Şeyh efendi merak eder ve sorar:*

*- İyi de evladım bir şey yok ise bizi niçin beklettin? *

*- Efendim, der kız, elbette bir şey var, sizi sebepsiz
bekletmiş değiliz. Tavuklarımızı kuluçkaya yatırıyorduk. Yumurtaları tavuğun
altına koyarken bir kavuklunun tepesine bakılırsa piliçler de tepeli olur,
horoz çıkarmış. Annem sizi geçerken gördü de yumurtaları kuluçkaya koydu. *

*Münasebetsizliğin bu derecesi üzerine şeyh efendi, *
*- Ulan derviş, der, çıkar ağzından baklayı!.
 
Son düzenleme:
#4


Üçüde birbirinden güzel ve komikti Çağla.Teşekkürler.

Yanlız ben bu muhasebeciyi hiç sevmedim heee... Hem uyanık hem muhasebecilerin yüz karasıı
 
Üst