Eskişehir hakkında bilgi

'Türkiyem' forumunda Büsra tarafından 27 Ağustos 2010 tarihinde açılan konu


  1. Eskişehir hakkında bilgi
    Eskişehir hakkında bilgiler
    Eskişehir hakkında ansiklopedik bilgi
    Eskişehir

    [​IMG]

    İlin Adı
    Bugünkü Eskişehir ili, Eski ve Orta çağlarda Yunanca Dorylaion, Latince Dorylaeum ismi ile tanınan bir kentti. Arap kaynaklarında ise şehrin adı Darauliya, Adruliya ve Drusilya olarak verilmiştir. Dorylaion, antik kaynaklarda önemli yolların kavşak noktasında kaplıcaları ile ünlü, ticaret ile zenginliğe kavuşmuş bir Frigya (Phrygia) şehri olarak geçer ve şehrin kurucusu olarak Eretrialı Doryleos gösterilir. Özellikle Bizans çağında önem kazanan kentte imparator Justinianosun yazlık sarayının varlığından söz edilir. 19. yüzyılda birçok gezgin ve bilim adamı, bölgeye yaptıklan gezilerin ve araştırmaların sonucunda Eskişehirin 3 km. kuzeydoğusunda, Porsuk Çayının kuzeyinde yer alan bugünkü adıyla Şarhöyük ören yerinin antik Dorylaion şehri olduğunu saptamışlardır. Burası 17 m. yüksekliğinde, 450 m. çapında Orta Anadolunun orta büyüklükteki höyüklerinden biridir. Burada 1989 yılında itibaren Kültür Bakanlığı ve Anadolu Üniversitesi adına Prof, Dr. A. Muhibbe Darga başkanlığında bir ekip tarafından arkeolojik kazılara başlanmıştır. Halen devam etmekte olan kazılarda, höyükte şimdilik Osmanlı Döneminden ilk Tunç Çağına kadar geri giden sürekli bir yerleşmenin olduğu saptanmıştır. Dorylaion – Şarhöyük, Bizansın Selçuklulara karşı korunmasında büyük rol oynamış ancak 1176′da Selçuklu Sultanı II. Kılıçaslannın Bizans İmparatoru Manuel Komnenosu mağlup etmesinden sonra kent, Selçukluların egemenliği altına girmiştir. Bundan sonra uzun bir zaman yıkık ve terkedilmiş olan Dorylaion-Şarhöyükün yakınında, harabenin güneyinde yeni bir yerleşme kurulmuştur. W. M. Ramsayin bildirdiğine göre, büyük olasılıkla Dorylaion harabelerine Eskişehir adı verilmiş ve bu ad o zamandan günümüze uzanmıştır.
    Kurtuluş Savaşına Kadar Eskişehir
    İlimiz çok eski bir yerleşme merkezidir. Bölgenin ilk yerleşme noktası şimdiki yerin 6 km kuzeyindeki Dorylaion dur. Tarihinin çok eski olmasından dolayı da Eskişehir adı verilmiştir. Yapılan arkeolojik çalışmalar sonucu çıkan eserlerin verdiği bilgilerden, Eskişehir ve yöresinin, M.Ö. 3000 yıllarına kadar varan, eski bir yerleşim yeri olduğu anlaşılmaktadır. Anadolu da M.Ö. 2000 yılında hüküm süren Hititler devrinde de Eskişehir in önemi ve yeri dolayısıyla Eti lik (Beylik) olduğu görülmektedir. M.Ö. 1200 yılından sonra Frigler Anadoluya girmiş ve Eskişehir bir Frig şehri olarak Dorylaion adı ile kurulmuştur. Friglerden sonra şehir Lidyalıların, M.Ö. 546 yılında da Perslerin hakimiyetine girmiştir. M.Ö. 334 yılında İskenderin eline geçen Eskişehir, İskender in ölüm tarihi olan M.Ö. 323 yılına kadar Hellenizm dönemini yaşamıştır. Greklerin, Anadolu ya bu devirde, kitleler halinde gelip yerleştikleri, tarihi belgelerden anlaşılmıştır. M.Ö. 190 yılında Romalıların eline geçen Eskişehir, Roma nın M.S. 395 de ikiye bölünmesine kadar Roma İmparatorluğu nun, sonra da Bizanslıların idaresinde kalmıştır. Büyük Selçuklu İmparatorluğu zamanında doğudan gelen bir çok Türk Boyları, Bizanslıların zayıflığından da istifade ederek Doğu Anadolu ya yerleşmeye başladılar. Selçuklu Hükümdarı Alparslan ın 1071 de Malazgirt Savaşını kazanmasından sonra Türklere bütün Anadolu kapıları açıldı. Süratle ilerleyen Türk orduları 1074 de Eskişehiri aldılar. Bundan sonra Eskişehir, doğudan devamlı gelen boylar için bir yerleşme noktası oldu. Eskişehir, Anadolu Selçuklularla Haçlılar arasında yapılan kanlı savaşlara sahne olmuştur. Eskişehir Anadolu Selçuklularının kuruluşundan yıkılışına kadar bir Selçuklu şehri olarak kaldığı halde, bu savaşlar nedeniyle fazla Selçuklu eseri yapılamamıştır. Anadolu Selçuklularının tarihi eserleri, o devirde uzun süre uç beyliğin merkezi olan Sivrihisar da görülür. Osmanlı Devletinin Kurucusu Osman Bey, 1284 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Mesut tarafından gönderilen fermanla aşiret reisliğinden çıkarak uç beyi olmuştur. Osman Bey, uç beyi olduktan sonra, gün geçtikce kuvvetlenmiş ve 1289 yılında hakimiyet sahasına Eskişehir ve İnönü yü de katmıştır. Osmanlıların ilk zamanlarında, devletin kuruluş merkezlerinden birisi olması sebebiyle Eskişehire yakın ilgi gösterilmişse de Duraklama ve Gerileme devirlerinde pek ilgi gösterilememiştir. Bu nedenle Eskişehir, yakın zamana kadar gelişememiştir. Şehir, ancak 1877-1878 Osmanlı – Rus harbinden sonra muhacirlerle beraber kalabalıklaşmaya başlamış ve gelişmiştir. Eskişehir in asıl gelişmesi demiryolunun işletmeye açılmasından sonra olmuştur. Bugün Türkiyenin sayılı merkezlerinden olan Eskişehir, Fatihin ilk zamanlarına kadar Ankara Beyliğine bağlı olarak kalmıştır. 1451 yılından sonra Kütahya nın Beylerbeylik haline gelmesi üzerine Anadolu İdari Teşkilatında değişiklik olmuş; bu arada Ankara ya bağlı bulunan Eskişehir, Kütahya Beylerbeyliğine bağlanmıştır. 1841 yılından sonra değişen idari taksimatta Eskişehir, merkezi Bursa olan Hüdavendigar eyaletine bağlanmış ve 1925 yılına kadar Kaymakamlıkla idare edilmiştir.
    Eskişehir, tarihin her döneminde, önemli bir ticari, ekonomik ve stratejik noktada olmuştur. Geniş ve verimli ovaları, Anadoluyu batı doğu ve kuzey güney doğrultularında kesen doğal yolların Eskişehirde buluşması, bu yolların askeri ve ticari önemi, bölgenin hep göç almasının ve savaşların sahnesi olmasının temel nedenleri arasındadır.
    Osmanlı İmparatorluğunun, Birinci Dünya Savaşından müttefikleriyle birlikte yenik çıkması, askeri vesiyasi açılardan zayıflaması ve 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi ile bu yenilginin uluslararası platformda tescil edilmesi, büyük bir devletin sonunu ve genç, Türkiye Cumhuriyetinin de başlangıcını haber veriyordu.
    [​IMG]
    20. yüzyılın başlarında Eskişehir, bağımsız bir mutasarrıflıktı ve çevresiyle birlikte kalabalık bir nüfusa sahipti. Bugün olduğu gibi o günlerde de tarım, Eskişehirin yaşamında önemli bir yer tutuyordu. 1890′lı yıllarda Eskişehire gelen demiryolu da gelişerek, doğal ticaret yollarını takip etmiş, Eskişehir,batıdan gelip doğu ve güneye giden demiryollarının bir kesişim noktası haline gelmişti. 1892 yılında kurulan Cer Atölyesi, demiryolunun ve demiryolu araçlarının bakım ve onarımını yapan önemli bir kuruluş olma özelliğini de taşıyordu. Demiryolu Eskişehirin ticaretini canlandırmış, burayı ticaretin yanı sıra askeri açıdan da önemli bir stratejik nokta konumuna getirmişti
    Mondros Müterekesinin maddelerinden biri de; İtilaf Devletlerinin Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki önemli noktaları güvenlik gerekçesiyle işgal edebilecekleri hükmünü taşıyordu. Bu maddeye dayanarak 13 Kasım 1918 tarihinde herhangi bir karşı direnişle karşılaşmadan İstanbula çıkan İngiliz kuvvetleri, İstanbul Bağdat demiryolu hattı boyunca kendilerince önemli gördükleri yerleri işgal etmeye başladılar, bu işgalden 1919 yılının Ocak ayı sonlarında Eskişehirde nasibini aldı. 520 mevcutlu bir İngiliz birliği Eskişehir İstasyonu çevresinde karargahlarını kurdu.
    Mondros Müterekesinin maddelerinden biri de; İtilaf Devletlerinin Osmanlı İmparatorluğu sınırları içindeki önemli noktaları güvenlik gerekçesiyle işgal edebilecekleri hükmünü taşıyordu. Bu maddeye dayanarak 13 Kasım 1918 tarihinde herhangi bir karşı direnişle karşılaşmadan İstanbula çıkan İngiliz kuvvetleri, İstanbul Bağdat demiryolu hattı boyunca kendilerince önemli gördükleri yerleri işgal etmeye başladılar, bu işgalden 1919 yılının Ocak ayı sonlarında Eskişehirde nasibini aldı. 520 mevcutlu bir İngiliz birliği Eskişehir İstasyonu çevresinde karargahlarını kurdu. İngilizlerin Eskişehir istasyonu ve çevresini işgal ettikleri dönemde Eskişehir mutasarrıfı Hilmi Beydi ve bu kişi Damat Ferit Paşa tarafından kurulan ve işgalcilere sempati duyan Hürriyet ve İtilaf Hükümeti nin adamıydı. İşgal Eskişehir halkı tarafından nefretle karşılandı ve gösteriler düzenlenmeye başladı. Hilmi Bey işgale karşı yapılan başkaldırı ve gösterileri “huzur bozucu ayaklanmalar olarak niteliyordu. Eskişehirde 17 Mayıs 1919′da Yunanlıların İzmiri işgalini kınayan bir miting düzenlendi. Bu miting sonrasında işgalcilere karşı olan direniş, giderek daha örgütlü hale geldi ve güçlendi; direnişi başlatanlar Eskişehirli aydınlardı. Bu tarihlerde 20. Kolordu Komutanı olan Ali Fuat Paşa ve Çerkez Ethemin de Kuvayı Milliye örgütlenmesine ve Eskişehirli direnişçi aydınlara destekleri oluyordu. Ayrıca Ali Fuat Paşa, süvari yarbayı Atıf Beyi de Eskişehir Mıntıka Komutanlığına atamıştı. Atıf Bey, mutasarrıf Hilmi Beye karşı olan görüşleriyle de tanınıyordu. Atıf Bey, demiryolu dolayısıyla Eskişehirin ne denli önemli bir stratejik noktada olduğunun farkındaydı. 4 Eylül 1919′da gerçekleştirilen Sivas Kongresi, bir başkaldırının, bir direnişin örgütlü olarak başlamasının da göstergesiydi. Bu kongreye Eskişehirden üç delege katıldı. Bunlar; Bayraktarzade Hüseyin Bey. (Akbaşlı) Hüsrev Sami ( Kızıldoğan ) Siyahizade Halil İbrahim Beydi. Kongrenin tutanaklarının bastırılması için gerekli maddi kaynak yo ktu ve baskı için Eskişehir delegesi Bayraktarzade Hüseyin Bey 200 Osmanlı Altını bağışta bulundu ve tutanaklar böylelikle basılabildi ve bu onur Eskişehirin ve Eskişehirlilerin oldu.
    Sivas Kongresi ve kongre sonucunda tüm Anadolu insanının tek bir vücut olarak kilitlenmesi gerek İstanbul Hükümetinin, gerekse İtilaf devletlerinin hoşnutsuzluğuna neden oldu. Bu arada Anadoluda bulunan neredeyse tüm kuvvet komutanları, İstanbula karşı bayrak açmıştı.
    Bu arada İngilizler Kuvayı Milliye güçlerine karşı saldırılar düzenlemek üzere Eskişehire yığınak yapmaya başladılar. Ali Fuat Paşa 13 Eylül 1919′da Ankaradan Sivrihisara intikal etti, 20 Eylülde ise Batı Anadolu Kuvayı Milliye Komutanı sıfatıyla bir bildiri yayınlayarak , Eskişehirde bulunan yerel yöneticilerin İstanbul Hükümetinin emirlerini dinlememesini istedi. Bu arada İngiliz kuvvetlerine de bir çağrıda bulunanarak, İstanbul Hükümetine karşı başlatılan bu harekatta taraf olmamalarını istedi. Bu tarihlerde Kütahyada da bir İngiliz işgal kuvveti bulunuyordu. İsmail Hakkı Bey komutasındaki bir müfreze Kütahyaya giderek İngiliz kuvvetlerinin Eskişehire doğru çekilmelerini sağladı. Kütahyada bulunan İngiliz kuvvetlerinin Eskişehire çekilmelerinden sonra Türk birlikleri Eskişehir — Kütahya Demiryolu üzerinde bulunan Alayunt köprüsünü yıkarak İngilizlerin tekrar Kütahyaya gelmesini engelledi. Bu Eskişehirde bulunan Hürriyet ve İtilaf H ükümeti yanlılarını rahatsız etti ve Mutasarrıf Hilmi Bey, İngilizlerden yardım istedi, ancak İngilizler bu çatışmaların Osmanlı împaratorluğunun iç sorunu olduğunu belirterek, Mutasarrıf Hilmiye destek vermediler.
    1 Ekim 1919′da Damat Ferit hükümeti istifa etti. Yeni bir hükümet kuruldu, hükümetin başı Ali Rıza Beydi, Kuvay-ı Milliye yeni hükümetten bir çok istekte bulundu ve bu isteklerini de kabul ettirdi. Bu arada Eskişehirde mutasarrıflığına Hilmi Bey yerine Kuvay-ı Milliye yanlısı Çolakoğlu Sabri Bey getirildi. İbre bir anda tersine dönmüştü. Kuvay-ı Milliye karşıttan tutuklandı, kaçanlar da İngilizlere sığındıIar.Mutasarrıf Hilmi 4 Ekim 1919′da uğradığı bir saldırı sonucunda öldürüldü. 16 Mart 1920′de Meclis-i Mebusan dağıtıldı, 11 Nisanda ise resmen kapatıldı ve Osmanlı Devleti hükümetsiz kaldı. Ankarayı ve Ankaradaki çalışmaları güvence altına almanın bir yolu İngiliz işgal ve denetiminde olan demiryolunu tekrar ele geçirmekti, Ali Fuat Paşa 17 Mart 1920′de, 143. Alayla yola çıkarak Ankara – Eskişehir arasındaki demiryolunu tekrar ele geçirdi ve denetimi sağladı. Direnen İngiliz asker ve subayları da tutuklandı. 20 Mart 1920′de Milli Alaya komuta etmekte olan 20. Kolordu komutan vekili Mahmut Bey, Eskişehirdeki işgal kuvvetleine bir uyarı yaptı ve Eskişehiri bir saat içinde terketmelerini istedi. Aynı gün, sürenin uzatılması istekleri reddedilen İngiliz kuvvetleri çok sayıda araç gereç ve mühimmat bırakarak Eskişehiri terk ettiler.
    Eskişehirin Yunanlılar Tarafından İşgal Edilmesi ve Gelişen Olaylar
    [​IMG]
     



  2. Cevap: Eskişehir hakkında bilgi

    Eskişehirin Yunanlılar Tarafından İşgal Edilmesi ve Gelişen Olaylar

    Uşak ve Bursa üzerinden Kütahya ve Eskişehir üstüne saldırıya geçen Yunan kuvvetleri, 20 Temmuz 1921′de Eskişehiri işgal ettiler. Türk Batı Cephesi güçleri Çiftelere dek geri çekildi. Durum Türk kuvvetlerinin tümüyle aleyhine dönmüştü. İşgal kuvvetlerinin Ankara yakınlarına kadar gelmesi Türkiye Büyük Millet Meclisinde rahatsızlıklara neden olmuştu. Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa Ankaranın terk edilerek meclis çalışmalarının Kayseriye taşınmasını istiyordu. Ancak TBMMde kesinlikle Ankaranın terk edilmemesini yönünde karar aldı ve 5 Ağustos 1921 tarihinde Mustafa Kemal meclis yetkileriyle donatılarak Başkomutan oldu. Yunanlılann Eskişehiri işgalini ve yaşananları Suzan Albek kitabında şöyle aktarır: “Türk ordusu Eskişehiri boşalttıktan sonra, Yunan elini kolunu sallayarak girdi buraya. Aylardan temmuz, Eskişehirde zerdali vaktiydi. Yunan ordusu dağınık, perişandı. İlk günler Aşağı Mahalledeki çarşının dükkanlannı yağmaladılar. Kurşunlu ca-miinin Menzilhanesini erzak deposu, Aşhaneyi mutfak yaptılar. Semahane Yunan askerleriyle doldu. Kumandanlar Fransız mektebine, Doğaloğlu hanı ve diğer büyük binalara yerleştiler. Odunpazanndaki Turan Numune mektebi hastane oldu. İşgalden iki gün önce Ankara yönüne göçmüş zenginlerin evlerine yerleştiler. Bütün evlere beyaz bayrak asın dediler, astık. Gece dokuzdan sonra sokağa çıkmayın dediler, çıkmadık. Bahçe duvarlanna delik açtık, sokağa çıkmadan birbirimize gidip geldik. (Albek, 1991, s. 193)
    Bu arada Yunanlıların Eskişehiri işgallerinden iki gün sonra 22 Temmuz 1921 de Yunan kralı Konstantin Eskişehire .geldi, yanında Yunan ordusunun üst rütbeli subayları bulunmaktaydı. Eskişehirde yapılan toplantıda kral Konstantin Yunan Orduları Başkomutanı oldu, bundan beş gün sonra Kütahyada yapılan bir başka toplantıda ise Ankaraya saldırı kararı alındı. Yunan Ordusu yaptığı büyük hazırlıklardan sonra, üç koldan 13 Ağustosla Türk mevzilerine karşı hücuma geçti. Bundan sonraki bölümü kronolojik olarak gün gün ele alabiliriz: 1 Ağustos 1921: Sivrihisar, 16 Ağustos t a Mihallıçık işgal edildi. 21 Ağustos 1921: Yunan Ordusu Sakarya Nehrinin Güneyine geçti, 23 Ağustosa dek ciddi bir direnişle karşılaşmayan işgal ordusu komutanı Papulas, Batı Cephesi mevzilerine saldınlması ve ve cephenin iki yerden yarılmasını istedi.Mangal Dağını tutan Türk birlikleri. Mangal Dağında bir alaylık güç bırakarak geri çekildiler. 24 Ağustos 1921: Yunanlılar Mangal Dağını ele geçirdiler, ancak Türklerin burayı çok çabuk terketmelerinden de kuşku duydular. İki gün beklemeyi tercih ettiler. Bu beklemeden ya rarlanan Başkomutanlık, mevzilerin arkasına güç yığdı. 25 Ağustos 1921: Yunanlıların saldırısı püskürtüldü. Ancak Yunan kuvvetleri çok geniş bir alana yayılmıştı. 30 Ağustos 1921: Yunan birlikleri yeni bir saldırı başlattılar, beş gün boyunca süren çatışmalarda büyük kayıplar verdiler ve Çal Dağını zorlukla ele geçirebildiler. 4 Eylül 1921: Yunan Komutanı Papulas Savaş bakanına yazdığı bir raporda Ankaraya kadar ilerlemenin olanaksız olduğunu belirtti. 6 Eylül 1921: Mustafa Kemal, Fevzi Paşa (Çakmak) ve İsmet Paşa yaptıkları toplantıda Yunan kuvvetlerinin iyicegüç kaybettiği konusunda fikir birliğine vardılar. 7 Eylül 1921: Keşif saldırıları yapıldı ve iyi sonuçlar elde edildi. 10 Eylül 1921: Türk Kuvvetleri Genel Karşı Saldın karan aldı ve Dua Tepe ele geçirildi. Yunanlılar Beylikköprü sırtlarına dek gerilediler. 12 Eylül 1921: Kartaltepe ve Beştepe ele geçirildi 13 Eylül 1921: Yunan birlikleri tümüyle Sakaryanın batısına geçtiler. 14 Eylül 1921: Yunanlıları izleyen Mürettep Süvari Tümeni Sivrihisara girdi. 17 Eylül 1921: Türk Kolorduları Yunanlıları güneyden sarmaya başladı, Papulas Eskişehire çekilmeyi planladı. Aynı gün öncü birlikler Mihallıççıka girdiler. 20 Eylül 1921: Cephane yetersizliği dolayısıyla oldukça yavaş hareket edebilen Türk birlikleri, Sakaryanın batısına geçtiler. 23 Eylül 1921: Yunan birlikleri Eskişehire dek geriledi, burada yeni güçler ve cephanelerle desteklendi. 1921 yılının Eylül ayı sonlarında bitebilecek olan Yunan işgali, malzeme ve cephane yetersizliği dolayısıyla bir yıl kadar uzadı. Bu arada Yunanlıların Avrupada siyasi destek arayışları devam ediyordu, ancak İngiltere ve Fransa gibi güçlü devletler, savaşın sonunu görmüşlerdi, dönemin Fransa Başbakanı Briand, Yunanlıların Türklerle bir an önce barış yapmalarını önerdi, İngiliz Başbakanı Lloyd George ise bir an önce Serv ruhunun terk edilmesi gerektiğini söylemeye başlamıştı. 1922 yılının bahar ayları boyunca hem Türk birlikleri, hem de Yunan birlikleri karşılıklı saldırı için hazırlıklarını yaptılar. Yunan Ordusunun başına Hacı Anesti getirilmişti. 22 Ağustos 1922: Mustafa Kemal tüm hazırlıkların 15 gün içinde tamamlanması buyruğunu verdi. 24 Temmuz 1922: Yunanlılar İstanbulu işgal için bir harekata girişti, bu harekat Türk saldırısının hızlanmasını sağlamaktan başka hiç bir işe yaramadı. 26 Ağustos 1922: Büyük Taarruz başladı. 30 Ağustos 1922: Büyük Taarruz bitti. 1 Eylül 1922: Seyitgazi düşman işgalinden kurtuldu.
    26 Ağustos 1922 de Türk Ordusunun başlayan taarruzu sonucu, 2 Eylül 1922 de Eskişehir düşman işgalinden kurtuldu. Ancak işgalciler geri çekilirken yakıp, yıkmış kenti harabe haline getirmişlerdi.
    Hakimiyeti Milliye Gazetesinin muhabirine göre; Yunanlılar geri çekilirken 250 kişiyi öldürmüş, kent merkezinde 2 bin hane, 22 otel ve han, 2 bin mağaza ve dükkan, 5 hamam, 4 fabrika, 2 cami, 3 mescit ve 10 mektep yakmışlardı. Köylerde ise 13 bin hane ve 2 bin davar ağılı ateşe vermişlerdi. 150 bin dönüm ormanlık alan da kül haline getirilmişti.O günkü kaynaklara göre kent ve çevresinde 150 milyon lira zarar meydana gelmişti.
    Görüldüğü gibi işgalin bilançosu ağır olmuş ve son elli yıldır sosyal, ekonomik ve kül*türel açıdan canlanmaya başlayan kenti yok olma aşamasına getirmiştir. Savaşın yarattığı dehşeti tarihe kaydetmek üzere alanları dolaşan Anadoluda Yeni Gün Gazetesi muhabirinin ilk izlenimleri ise şöyledir: Eskişehire girdiğimiz zaman ( 2 Eylül akşamı) otomobilimiz yamadan görülmez bir hale gelmiş, tam manasıyla eski Osmanlı imparatorluğunu andırı*yordu. Birçok harabelerden geçtikten sonra yine o harabeler arasında durduk, pek iyi bildiğim Eskişehiri hiç tanıyamayacak bir halde buldum. Düşman kasa*bayı hemen baştan aşağı yakmış. Oto*mobilimiz Köprübaşı denilen mevkide durmuştu. Etrafımız yanan dükkan, mağaza ve evlerin siyah ve korkunç enkazıyla sarılı idi
    TBMM Hükümeti, korkunç manzaraya rağmen idari mekanizmayı kurmakta gecikmedi. Eskişehirin işgalinden sonra memurlarıyla birlikte Sivrihisara taşınmış olan Mutasarrıf İbrahim Bey, geri dönerek yönetimi ele aldı.
    [​IMG]
    Kurtuluştan sonra yapılan ilk icraat, Eskişehiri istanbul ve Ankaraya bağlayan tren raylarının ve köprülerinin onarımına başlanması oldu. Zira bu icraata öncelik verilmesinin temel nedeni, stratejik olmasının yanısıra, sosyal ve ekonomik yaşamla da yakından ilgi*li olmasıdır. İki ay içinde tren hattı onarılarak işletmeye açıldı.
    Bunun yanında adliye örgütü, kentte eğitim ve öğretime başlanması için eğitim kurumları ve yangından zarar gören kentin su ve elektrik tesisatı yeniden yapılandırıldı.
    Kentin imarı ve canlandırılması süre*cinde yaşanan ilginç olaylardan biri de TBMMnin Eskişehire nakledilme*si konusudur. 11 Ekim 1922 de ken*tin ileri gelen kişilerinden oluşturulan bir heyet, TBMM Başkanı Mustafa Ke*mal Paşa ile görüşerek Meclisin daimi olarak Eskişehirde toplanmasını istediler. Ancak bu teklif uygun bulunmadı.
    Mustafa Kemal Paşa nın 15 Ocak 1923′te Eskişehire yaptığı gezi de gerek Türkiyenin geleceği açısından gerek Eskişehirin imarı konusunda, bir dönüm noktası oldu. Mutasarrıflık Dairesinde (Hükümet Konağı) yaptığı konuşmada, Ulusal Kurtuluş Savaşında büyük acılar çeken Eskişehir halkının gösterdiği özveriyi takdirle karşıladığını açıkladı. Ayrıca, Mustafa Kemal Paşa Mutasarrıflık Daire*sinde, üst düzey memurlardan kentin imarı konusunda bil*gi aldı ve ihtiyaçlarının neler olduğunu öğrendi. Mustafa Ke*mal Paşa ilgililerden acilen hayvanların ıslahı ve hastalıklar*dan korunması, tohumluk dağıtımı, yolların yapılması, yeni okul binalarının inşası, mevcut ormanların haritasının çıka*rılması gibi konulara eğilmeleri gerektiği direktifini verdi. Mustafa Kemal Paşanın bu direktifleri ve Eskişehirin kalkındırılmasına yönelik hassasiyeti Belediye Başkanı Hasan Basri Beyi harekete geçirdi.
    Özetle Kurtuluş Savaşının 5 önemli meydan muharebesinin üçü Eskişehirde geçmiştir. M.Kemal Atatürkün önderliğindeki T.B.M.M. mazlum halklara örnek olacak galibiyetlerin ilkini I.İnönü Savaşı ile Eskişehir topraklarında kazanmıştır. Eskişehir, Ulusal Kurtuluş Savaşının kilit nok*talarından birini oluşturduğundan, savaşta maddimanevi olarak çok yıpranmıştır. Kurtuluştan sonra geriye yanmış, yıkılmış bir kent kalmış, ancak yöneti*cilerin ve halkın kenti yeniden canlandırma azmi yok olmamıştır. Mustafa Kemal Atatürk, 15 Ocak 1923′te Hükümet Konağında yaptığı konuşmada vurguladığı gibi Eskişehir, zaferin kazanılmasında büyük katkı yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa, bu nedenle kentin imarıyla yakından ilgilenmiştir. Cumhuriyet döneminde yapılan yatırımlarla kısa zamanda modern bir kent yaratılmaya çalışılmıştır.

    Uşak ve Bursa üzerinden Kütahya ve Eskişehir üstüne saldırıya geçen Yunan kuvvetleri, 20 Temmuz 1921′de Eskişehiri işgal ettiler. Türk Batı Cephesi güçleri Çiftelere dek geri çekildi. Durum Türk kuvvetlerinin tümüyle aleyhine dönmüştü. İşgal kuvvetlerinin Ankara yakınlarına kadar gelmesi Türkiye Büyük Millet Meclisinde rahatsızlıklara neden olmuştu. Milli Savunma Bakanı Fevzi Paşa Ankaranın terk edilerek meclis çalışmalarının Kayseriye taşınmasını istiyordu. Ancak TBMMde kesinlikle Ankaranın terk edilmemesini yönünde karar aldı ve 5 Ağustos 1921 tarihinde Mustafa Kemal meclis yetkileriyle donatılarak Başkomutan oldu. Yunanlılann Eskişehiri işgalini ve yaşananları Suzan Albek kitabında şöyle aktarır: “Türk ordusu Eskişehiri boşalttıktan sonra, Yunan elini kolunu sallayarak girdi buraya. Aylardan temmuz, Eskişehirde zerdali vaktiydi. Yunan ordusu dağınık, perişandı. İlk günler Aşağı Mahalledeki çarşının dükkanlannı yağmaladılar. Kurşunlu ca-miinin Menzilhanesini erzak deposu, Aşhaneyi mutfak yaptılar. Semahane Yunan askerleriyle doldu. Kumandanlar Fransız mektebine, Doğaloğlu hanı ve diğer büyük binalara yerleştiler. Odunpazanndaki Turan Numune mektebi hastane oldu. İşgalden iki gün önce Ankara yönüne göçmüş zenginlerin evlerine yerleştiler. Bütün evlere beyaz bayrak asın dediler, astık. Gece dokuzdan sonra sokağa çıkmayın dediler, çıkmadık. Bahçe duvarlanna delik açtık, sokağa çıkmadan birbirimize gidip geldik. (Albek, 1991, s. 193)
    Bu arada Yunanlıların Eskişehiri işgallerinden iki gün sonra 22 Temmuz 1921 de Yunan kralı Konstantin Eskişehire .geldi, yanında Yunan ordusunun üst rütbeli subayları bulunmaktaydı. Eskişehirde yapılan toplantıda kral Konstantin Yunan Orduları Başkomutanı oldu, bundan beş gün sonra Kütahyada yapılan bir başka toplantıda ise Ankaraya saldırı kararı alındı. Yunan Ordusu yaptığı büyük hazırlıklardan sonra, üç koldan 13 Ağustosla Türk mevzilerine karşı hücuma geçti. Bundan sonraki bölümü kronolojik olarak gün gün ele alabiliriz: 1 Ağustos 1921: Sivrihisar, 16 Ağustos t a Mihallıçık işgal edildi. 21 Ağustos 1921: Yunan Ordusu Sakarya Nehrinin Güneyine geçti, 23 Ağustosa dek ciddi bir direnişle karşılaşmayan işgal ordusu komutanı Papulas, Batı Cephesi mevzilerine saldınlması ve ve cephenin iki yerden yarılmasını istedi.Mangal Dağını tutan Türk birlikleri. Mangal Dağında bir alaylık güç bırakarak geri çekildiler. 24 Ağustos 1921: Yunanlılar Mangal Dağını ele geçirdiler, ancak Türklerin burayı çok çabuk terketmelerinden de kuşku duydular. İki gün beklemeyi tercih ettiler. Bu beklemeden ya rarlanan Başkomutanlık, mevzilerin arkasına güç yığdı. 25 Ağustos 1921: Yunanlıların saldırısı püskürtüldü. Ancak Yunan kuvvetleri çok geniş bir alana yayılmıştı. 30 Ağustos 1921: Yunan birlikleri yeni bir saldırı başlattılar, beş gün boyunca süren çatışmalarda büyük kayıplar verdiler ve Çal Dağını zorlukla ele geçirebildiler. 4 Eylül 1921: Yunan Komutanı Papulas Savaş bakanına yazdığı bir raporda Ankaraya kadar ilerlemenin olanaksız olduğunu belirtti. 6 Eylül 1921: Mustafa Kemal, Fevzi Paşa (Çakmak) ve İsmet Paşa yaptıkları toplantıda Yunan kuvvetlerinin iyicegüç kaybettiği konusunda fikir birliğine vardılar. 7 Eylül 1921: Keşif saldırıları yapıldı ve iyi sonuçlar elde edildi. 10 Eylül 1921: Türk Kuvvetleri Genel Karşı Saldın karan aldı ve Dua Tepe ele geçirildi. Yunanlılar Beylikköprü sırtlarına dek gerilediler. 12 Eylül 1921: Kartaltepe ve Beştepe ele geçirildi 13 Eylül 1921: Yunan birlikleri tümüyle Sakaryanın batısına geçtiler. 14 Eylül 1921: Yunanlıları izleyen Mürettep Süvari Tümeni Sivrihisara girdi. 17 Eylül 1921: Türk Kolorduları Yunanlıları güneyden sarmaya başladı, Papulas Eskişehire çekilmeyi planladı. Aynı gün öncü birlikler Mihallıççıka girdiler. 20 Eylül 1921: Cephane yetersizliği dolayısıyla oldukça yavaş hareket edebilen Türk birlikleri, Sakaryanın batısına geçtiler. 23 Eylül 1921: Yunan birlikleri Eskişehire dek geriledi, burada yeni güçler ve cephanelerle desteklendi. 1921 yılının Eylül ayı sonlarında bitebilecek olan Yunan işgali, malzeme ve cephane yetersizliği dolayısıyla bir yıl kadar uzadı. Bu arada Yunanlıların Avrupada siyasi destek arayışları devam ediyordu, ancak İngiltere ve Fransa gibi güçlü devletler, savaşın sonunu görmüşlerdi, dönemin Fransa Başbakanı Briand, Yunanlıların Türklerle bir an önce barış yapmalarını önerdi, İngiliz Başbakanı Lloyd George ise bir an önce Serv ruhunun terk edilmesi gerektiğini söylemeye başlamıştı. 1922 yılının bahar ayları boyunca hem Türk birlikleri, hem de Yunan birlikleri karşılıklı saldırı için hazırlıklarını yaptılar. Yunan Ordusunun başına Hacı Anesti getirilmişti. 22 Ağustos 1922: Mustafa Kemal tüm hazırlıkların 15 gün içinde tamamlanması buyruğunu verdi. 24 Temmuz 1922: Yunanlılar İstanbulu işgal için bir harekata girişti, bu harekat Türk saldırısının hızlanmasını sağlamaktan başka hiç bir işe yaramadı. 26 Ağustos 1922: Büyük Taarruz başladı. 30 Ağustos 1922: Büyük Taarruz bitti. 1 Eylül 1922: Seyitgazi düşman işgalinden kurtuldu.
    26 Ağustos 1922 de Türk Ordusunun başlayan taarruzu sonucu, 2 Eylül 1922 de Eskişehir düşman işgalinden kurtuldu. Ancak işgalciler geri çekilirken yakıp, yıkmış kenti harabe haline getirmişlerdi.
    Hakimiyeti Milliye Gazetesinin muhabirine göre; Yunanlılar geri çekilirken 250 kişiyi öldürmüş, kent merkezinde 2 bin hane, 22 otel ve han, 2 bin mağaza ve dükkan, 5 hamam, 4 fabrika, 2 cami, 3 mescit ve 10 mektep yakmışlardı. Köylerde ise 13 bin hane ve 2 bin davar ağılı ateşe vermişlerdi. 150 bin dönüm ormanlık alan da kül haline getirilmişti.O günkü kaynaklara göre kent ve çevresinde 150 milyon lira zarar meydana gelmişti.
    Görüldüğü gibi işgalin bilançosu ağır olmuş ve son elli yıldır sosyal, ekonomik ve kül*türel açıdan canlanmaya başlayan kenti yok olma aşamasına getirmiştir. Savaşın yarattığı dehşeti tarihe kaydetmek üzere alanları dolaşan Anadoluda Yeni Gün Gazetesi muhabirinin ilk izlenimleri ise şöyledir: Eskişehire girdiğimiz zaman ( 2 Eylül akşamı) otomobilimiz yamadan görülmez bir hale gelmiş, tam manasıyla eski Osmanlı imparatorluğunu andırı*yordu. Birçok harabelerden geçtikten sonra yine o harabeler arasında durduk, pek iyi bildiğim Eskişehiri hiç tanıyamayacak bir halde buldum. Düşman kasa*bayı hemen baştan aşağı yakmış. Oto*mobilimiz Köprübaşı denilen mevkide durmuştu. Etrafımız yanan dükkan, mağaza ve evlerin siyah ve korkunç enkazıyla sarılı idi

     



  3. Cevap: Eskişehir hakkında bilgi

    TBMM Hükümeti, korkunç manzaraya rağmen idari mekanizmayı kurmakta gecikmedi. Eskişehirin işgalinden sonra memurlarıyla birlikte Sivrihisara taşınmış olan Mutasarrıf İbrahim Bey, geri dönerek yönetimi ele aldı.
    [​IMG]
    Kurtuluştan sonra yapılan ilk icraat, Eskişehiri istanbul ve Ankaraya bağlayan tren raylarının ve köprülerinin onarımına başlanması oldu. Zira bu icraata öncelik verilmesinin temel nedeni, stratejik olmasının yanısıra, sosyal ve ekonomik yaşamla da yakından ilgi*li olmasıdır. İki ay içinde tren hattı onarılarak işletmeye açıldı.
    Bunun yanında adliye örgütü, kentte eğitim ve öğretime başlanması için eğitim kurumları ve yangından zarar gören kentin su ve elektrik tesisatı yeniden yapılandırıldı.
    Kentin imarı ve canlandırılması süre*cinde yaşanan ilginç olaylardan biri de TBMMnin Eskişehire nakledilme*si konusudur. 11 Ekim 1922 de ken*tin ileri gelen kişilerinden oluşturulan bir heyet, TBMM Başkanı Mustafa Ke*mal Paşa ile görüşerek Meclisin daimi olarak Eskişehirde toplanmasını istediler. Ancak bu teklif uygun bulunmadı.
    Mustafa Kemal Paşa nın 15 Ocak 1923′te Eskişehire yaptığı gezi de gerek Türkiyenin geleceği açısından gerek Eskişehirin imarı konusunda, bir dönüm noktası oldu. Mutasarrıflık Dairesinde (Hükümet Konağı) yaptığı konuşmada, Ulusal Kurtuluş Savaşında büyük acılar çeken Eskişehir halkının gösterdiği özveriyi takdirle karşıladığını açıkladı. Ayrıca, Mustafa Kemal Paşa Mutasarrıflık Daire*sinde, üst düzey memurlardan kentin imarı konusunda bil*gi aldı ve ihtiyaçlarının neler olduğunu öğrendi. Mustafa Ke*mal Paşa ilgililerden acilen hayvanların ıslahı ve hastalıklar*dan korunması, tohumluk dağıtımı, yolların yapılması, yeni okul binalarının inşası, mevcut ormanların haritasının çıka*rılması gibi konulara eğilmeleri gerektiği direktifini verdi. Mustafa Kemal Paşanın bu direktifleri ve Eskişehirin kalkındırılmasına yönelik hassasiyeti Belediye Başkanı Hasan Basri Beyi harekete geçirdi.
    Özetle Kurtuluş Savaşının 5 önemli meydan muharebesinin üçü Eskişehirde geçmiştir. M.Kemal Atatürkün önderliğindeki T.B.M.M. mazlum halklara örnek olacak galibiyetlerin ilkini I.İnönü Savaşı ile Eskişehir topraklarında kazanmıştır. Eskişehir, Ulusal Kurtuluş Savaşının kilit nok*talarından birini oluşturduğundan, savaşta maddimanevi olarak çok yıpranmıştır. Kurtuluştan sonra geriye yanmış, yıkılmış bir kent kalmış, ancak yöneti*cilerin ve halkın kenti yeniden canlandırma azmi yok olmamıştır. Mustafa Kemal Atatürk, 15 Ocak 1923′te Hükümet Konağında yaptığı konuşmada vurguladığı gibi Eskişehir, zaferin kazanılmasında büyük katkı yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa, bu nedenle kentin imarıyla yakından ilgilenmiştir. Cumhuriyet döneminde yapılan yatırımlarla kısa zamanda modern bir kent yaratılmaya çalışılmıştır.