Ebû Bekr Ya'fûri Kimdir Kısaca

'Biyografi' forumunda Aysell tarafından 20 Mayıs 2012 tarihinde açılan konu


  1. Ebû Bekr Ya'fûri hayatı

    Ebû Bekr Ya'fûri hakkında bilgi

    Ebû Bekr Ya'fûri'nin doğum tarihi bilinmiyor. Şama yakın Yafûr köyünde yaşadı. Evliyânın büyüklerindendir. 693 (m. 1294) senesinde vefât etti. Hayâtı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Açık hâlleri ve kerâmetleri vardır. Zühd, takvâ ve vera sahibi bir zât idi.

    Es-Sirâc şöyle anlatır: “Kalabalık bir cemâat, Akkadaki Haçlıların yaptıkları zulümden ona şikâyet ettiler. Bunun üzerine Ebû Bekr Yafûrî onlara; “İnşâallah orayı ve sahildeki diğer yerleri yakında fethederiz buyurdular. Bir müddet sonra Sultan Selâhaddîn tarafından fethedilecek şehirlerin isimlerini saydılar. Zamanla haçlılar ile müslümanlar arasındaki savaş çok şiddetlenmiş, Akka muhasara edilmişti. Düşman ordusu kalenin dışına çıkarak, İslâm ordusu ile şiddetli bir çarpışmaya girdiler.

    Sonra tekrar kaleye geri çekilerek kuvvetlerini takviye ettiler ve büyük bir sebat gösterdiler. Kalenin fethi birgün gecikti. Şemseddîn bin Selûs, orada bulunan Ebû Bekr Yafurînin talebelerinden bir cemâate; “Biliyoruz ki, hocanızın bir vadi vardır. Ona gidip hatırlatınız. Artık bu harbin şiddeti son haddîne ulaştı dedi. Benî Mibşere dağındaki Keferkânâ köyünde bulunan, Ebû Bekr Yafûrinin yanına gittiler. Ona durumu haber verdiler. Ebû Bekr Yafûrî atına bindi, Ümm-ül-kerûm denilen Akkanın dört saat mesafede doğusuna düşen bir köye varıncaya kadar yol aldı. Oradan, Akkanın ışıkları ve dumanları görünüyordu. Yanındakilerden birine; “Ey oğlum! Bana üç tane taş getir buyurdu. Sonra birinci ve ikinci taşı, “Allahü Ekber! Yâ Muhammed! diyerek attı. Sonra onlara: “Haydi dönünüz, İnşâallah yarın kale fethedilir buyurdu. O gün günlerden Perşembe idi. Muhasarada bulunan bir grup kimseler, durumu şöyle anlattılar: “İki taşın atıldığı gün, her atışta büyük bir ses vukûa geldi. Surlar parça parça oldu. Büyük bir toz bulutu yükseldi. İnsanlar, gökten belâ indi diye bağırıştılar. Ebû Bekr Yafûrinin yanında bulunanlar, niçin üçüncü taşı atmadın? diye sorduklarında; “Eğer onu da atsa idim, bütünüyle deniz altüst olurdu. Bu husûsta bize izin yok buyurdu. 690 (m. 1291) senesi Cemâzil-evvel ayının onyedisinde Akka feth edildi. Bunu takiben, Şam sahilindeki haçlıların elinde bulunan: Beyrut, Sayda, Sûr, Hayfa ve Usleys fethedildi. Buralar, Ebû Bekr Yafûrînin isimlerini tek tek saydığı yerler idi.

    Şöyle anlatılır: “Birgün Ebû Bekr Yafûrî, Şamdan birgün uzaklıktaki Banyas ehline; “Benî Kantûraoğulları! Burada niçin oturuyorsunuz? Bu toprak kayar dedi. Onlar orada bir süre oturdular. Oraya kamıştan evler yaptılar. Câhiller, Ebû Bekr Yafûrînin sözüyle alay ettiler. Dört ay gibi kısa bir zaman sonra Ebû Bekr Yafûrî hazretlerinin dediği gibi oldu. Benî Kantûraoğulları oradan ayrılmak zorunda kaldılar.

    Yine şöyle anlatılır: “Birgün Ebû Bekr Yafûrî, Şam bahçeleri arasında bir köy olan Lihyede bir evde bulunuyordu. Kapı tarafında bir topluluk vardı. O esnada kapıdan yabancı bir fakir içeriye girdi ve Ebû Bekr Yafûrî ye; “Hizmetçini niçin terbiye etmiyorsun. Edeb sahiblerinin yaptığı gibi, ibriğin ağzını kıbleye karşı koymamış dedi. Ebû Bekr Yafûrî ibriğe baktığı an, ibrik kıble istikâmetine döndü. Hizmetçiye baktı, o anda hizmetçi yere yıkıldı.

    Şöyle rivâyet edilir: “Birgün, Ebû Bekr Yafûrî bir mecliste bulundu. O mecliste birçok sâlih ve evliyâ zât var idi. Bu meclisin toplanmasından maksad, kalblerde itminan hâsıl eden delîllerin açıklanması idi. Herkes bir delîl ileri sürdü. Sonra Ebû Bekr Yafûrîye döndüler. O da; “Delîl göstermek lâzım mıdır? deyince, onlar evet dediler. Ev sahibi, küçük çocuklarını gürültü yapmasınlar diye başka odaya koymuştu. Ebû Bekr Yafûrî, eliyle çocukların bulunduğu odayı işâret etti. Kapı ortadan yarılarak açıldı. Orada bulunan çocuklar, tövbe ve istiğfar ediyorlardı. Meclis, titredi ve dalgalandı. Sonra tekrar eliyle işâret etti. Duvar yarıldı ve tavan açıldı. Orada bulunanlar yıldızları gördüler. Bu durum onları korkuttu. Ebû Bekr Yafûrî; “Ey sâlihler bunu eski hâline getirin! buyurdu. Onlar: “Allahü ekber! Buna gücümüz yetmez dediler. O da iki elini birbirine vurdu. Herşey eski hâline döndü.

    Vefâtı şöyle anlatılır: Ebû Bekr Yafûrî, vefâtından önce Nemr köyü yakınında bir yere geldi. Defn edileceği yeri tayin etti. Bu yerin vasıfları kabir için uygun idi. Bir müddet sonra Nemr köyüne üç saat mesafedeki Telciyata geldi ve orada vefât etti. Vefât etmeden önce bir talebesine; “Ben ölünce, beni atım üzerinde gizlice Nemr köyüne taşıyın ki, kimse bilmesin ve hiç kimse benim için birşey yapmasın. Sahradan bir kişi gelir. Benim gaslimi yapar ve cenâzemi kabre indirir buyurdu. Ebû Bekr Yafûrî odasına çekildi. Bir süre sonra sırtı duvara yaslanmış bir şekilde gördüler. Yanına gelince vefât ettiğini anladılar. Onu alıp Nemr köyüne götürdüler. Nemre vardıklarında, civar yerlerden onu sevenler geldiler. Gelenlerin önünde birisi geliyordu ki, önünden herkesin görebileceği bir şekilde büyük bir nûr yükseliyordu. O şahıs; “Velîsi kimdir? diye sordu. Ona; “Sensin dediler. O da gasl, techîz ve tekfin işlerini yaptı. Tabutu kabre koyduktan sonra, o kişiyi kimse bir daha göremedi. Orada bulunanlar, o zâtın Hızır aleyhisselâm olduğunu söylediler. Sonra Telciyat ve diğer köylerden onu sevenler geldi. Herbiri Ebû Bekr Yafûrîyi kendi köylerine defnetmek istiyorlardı. Bu durum, Banyas kalesindeki sultânın naibi, Emîr İzzeddîn Eydemire bildirildi. Emîr İzzeddîn, yanına askerlerini alarak oraya gitti. Emîr onlara; “Eğer Ebû Bekr Yafûrînin bu şekilde defnine muhalefet ederseniz, size kılıçla karşılık veririm dedi. Talciyatın ileri gelenleri: “Biz istiyoruz ki, bizden iki kişi, sâlihlerden de iki kişi kabrin yanında gecelesin. Şüphesiz Allahü teâlânın izniyle Ebû Bekr Yafûrî hangi tarafa itimâd ettiğini söyliyecektir dediler. Emîr İzzeddîn; “Biliyorum ki, Ebû Bekr Yafûrî sizin düşündüğünüzden daha büyüktür dedi ve gece kendisi de Nemr köyünde kaldı, istenildiği gibi dört kişi kabrin başında sabahladılar. Sabah olunca, sâlihlerden olan iki kişi; “Kabirden yırtıcı bir hayvan çıktığını gördük. O arada bir sesin: “Beni kabrimden çıkaranı Allahü teâlâ parçalasın dediğini duyduk dediler. Telciyatlı diğer iki kişi de: “Biz de yırtıcı hayvanı gördük ve bir sesin öyle söylediğini duyduk dediler. Böylece aralarındaki ihtilâf hayırlı bir şekilde halledilmiş oldu.

    1) Câmiu kerâmât-il-evliyâ cild-1, sh. 258