Can Yücel Kimdir Hayatı Eserleri Edebi Kişiliği

'Biyografi' forumunda ZeuS tarafından 7 Mart 2011 tarihinde açılan konu


  1. CAN YÜCEL (1926 - 1999)

    1926 yılında İstanbul`da doğdu. Türkiye'nin ilk Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in oğlu olan Can Yücel, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi'nde tamamladıktan sonra, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü'nde okudu. İngiltere'de Cambridge Üniversitesi`nde eğitimini sürdüren Yücel, bir süre Londra'da BBC Radyosu'nda çalıştı. Türkiye'ye dönüşünde Bodrum'da turist rehberliği yapan Yücel, daha sonra İstanbul'a yerleşti ve bağımsız çevirici olarak yaşamını sürdürdü.

    Can Yücel, 1945-1965 yılları arasında "Yenilikler", "Beraber", "Seçilmiş Hikayeler", "Dost", "Sosyal Adalet", "Şiir Sanatı", "Dönem", "Yöne", "Ant", "İmece", "Papirus" adlı dergilerde yazdı. "Yeni Dergi", Birikim", "Sanat Emeği", "Yazko Edebiyat" ve "Yeni Düşün" dergilerinde yayımladığı şiir, yazı ve çeviri şiirleri ile tanınan Yücel, 1965"ten sonra siyasal konularda da ürün verdi. İlk şiirlerini 1950 yılında "Yazma" adlı kitapta toplayan Can Yücel, "toplumsal sorunların yarattığı izlenimlerin ağırlığından kurtulmak istermiş gibi" kimi taşlama, kimi bıçak ile işleyen duyarlılığın ağır bastığı şiirlerinde, yalın dili ve buluşları ile dikkati çekti.

    Ünlü dünya şairlerinden çevirdiği şiirleri biraraya getirdiği "Her Boydan" adlı kitabı 1959 yılında yayımlanan Yücel, yapıtlarını "Yazma" (1950), "Sevgi Duvarı" (1973), "Bir Siyasinin Şiirleri" (1974), "Ölüm ve Oğlum" (1976), "Şiir Alayı" (1981), "Rengarenk" (1982), "Gök yokuş" (1984), "Can feda" (1987), "Çok bi Çocuk" (1988), "Kısa devre" (1990) ve "Kuzgunun Yavrusu" (1990) adlı kitaplarda topladı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e hakaretten yargılanan Yücel, 18 Nisan seçimlerinde ÖDP`nin İzmir 1. sıra milletvekili adayı oldu. Yücel, 12 Ağustos 1999'da öldü.
    Eserleri
    Yazma (1950), Sevgi Duvarı (1973), Bir Siyasinin Şiirleri (1974), Can feda (1986), Çok Bi Çocuk (1988), Kısa Devre (1990), Kuzgunun Yavrusu (1990).
    Sevgi Duvarı
    Sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
    Kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
    Dilimizde akşamdan kalma bir küfür
    Salonlar piyasalar sanat sevicileri
    Derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
    Yakanda bir amonyak çiçeği
    Yalnızlığım benim sidikli kontesim
    Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

    Kumkapı meyhanelerine dadandık
    Önümüzde Altınbaş, Altın Zincir, fasulye pilakisi
    Ardımızda görevliler, ekipler, Hızır Paşalar
    Sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
    Öyle sıcaktı ki çöpcülerin elleri
    Çöpcülerin elleriyle okşardım seni
    Yalnızlığım benim süpürge saçlım
    Ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi

    Baktım gökte bir kırmızı bir uçak
    Bol çelik bol yıldız bol insan
    Bir gece Sevgi Duvarını aştık
    Dustuğum yer öyle açık seçik ki
    Başucumda bi sen varsın bi de evren
    Saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
    Yalnızlığım benim çoğul türkülerim
    Ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

    İğneli
    ANAM BABAMA AŞIK OLMUŞ,
    BABAM DA ANAMA.
    GEZELİM BU ÇARŞAMBA DEMİŞ BABAM.
    SUR-DİŞLİ ANAM, ÖYLE ŞIK BİR FİSTANI YOK,
    ABLASININ NİŞANLIĞINI İSTEMİŞ ÖDÜNÇ,
    TEYZEM DAHA TOPLU, OTURMAMIŞ ÜSTÜNE ENTARİ,
    TEYELLE, İĞNEYLE AYARLAMIŞLAR ÜSTÜNE
    ANAMIN.
    BABAM, KAVİLLERİ ÜZRE, GELİP TOPKAPI DIŞINDAKİ EVLERİNE,
    ANAMI ALIP, KAÇBİR TIRAMVAYLAN AKTARMA,
    BEBEĞE GÖTÜRMÜŞ O AFRODİT'İ
    BEBEK SIRTLARINA ÇIKMIŞLAR.
    BABAM OTURTMUŞ ANAMI ÇAYIRA,
    DENİZİ GÖSTERMİŞ,
    İYİ ŞEYLERDEN SÖZ ETMİŞLER,
    DERKEN ÖPECEK OLMUŞ ANAMI,
    ANAM ÇOKTAN RAZI.
    BABAM EL ATINCA ORASINA, BURASINA,
    FİSTANDAKİ İĞNELER BATMAZ MI ELİNE!
    AY! DEMİŞ BAĞIRMIŞ BABAM...
    O GÜN, O ÇAYIRDA, O AN
    DÜŞTÜĞÜM İÇİN BEN ANAMIN İMGELEMİNE,
    YAŞAMDA DA, ŞİİRDE DE
    BÖYLE İĞNELİ KONUŞMAKLIĞIM.

    Fındık Faresi...
    Kafka'nın "Fare" öyküsü üzre,
    Gözüme nasıl büyük görünürdü
    Şu Sirkeci Garı'nın lokantası!
    Sekiz-on yıl kapalı durup yeniden açıldığında.
    Gittim baktım ki götiçi kadar kalmış
    O hangar gibi yer...
    Garsona sordum: Niye küçülttüler, dedim burasını?
    Yok, amca, dedi, dokunmadılar hiç enine boyuna.
    Siz fazla şişmanladığımızdan, size öyle geliyor.
    Doğru dediği belki de...
    (Üstelik garson Kafka'nın gençlik resimlerinden
    birine pek benziyordu.)
    Ola ki yaşlandıkça, yaşlanıp şişmanladıkça,
    Hiçdurma küçülen bu zemin-vatan ve tavan arasında
    dönmüşümdür ben de Kafka'nın faresine...
    Yarın, meselâ, orta yerimden çatlasam ne lâzım gelir?...
    Yine de içimden bir ses: Sen sen ol! Diyor,
    Kafka'nın öyküsündeki fare emsal,
    Cirit oyna oynayabildiğin kadar,
    Bulduğun neyse mekân!
    Ellerin, ayakların ve çükünle değilse de,
    Hâlâ genç kalan aklınla koşmaca oyna,
    Duvarlara vursan da başını,
    O tavanarası kadar kaldığında cürmün ve cirmin,
    Ölmek ki senin
    başlayıp da bitiremediğin
    allah bilir kaçıncı bin şiirin...