Cahit zarifoğlu kimdir kısaca hayatı

'Biyografi' forumunda ZeuS tarafından 16 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. CAHİT ZARİFOĞLU ( 1940 – 1987 )

     Daha çok Diriliş, Edebiyat, özellikle de Mavera dergile-rinde çıkan şiir, hikaye, günlük ve eleştirileriyle tanındı.
     Çizgi dışı şiirleriyle ve kendine has şiir diliyle ilk bakışta zor anlaşılır gibi görünen; ama son derece orijinal şiirler yazan şairimizdir.
     Şiiri dıştan çok içe dönük bir anlatım gösterir. İç ürperti-leriyle, hayretle başlayan şiiri metafizik bir boyuta dö-nüşmüştür.
     Madde- ruh çatışmasını ve Batı ülke ve kültürlerine karşı Doğu kültürünün karşı koyuşunu işlediği şiirleriyle dik-kat çekti.
     Çeşitli gazetelerde Ahmet Sağlam, Vedat Can, Abdur-rahman Cem imzalarıyla yazdığı köşe yazılarıyla yakın bir diyalog içine girdiği geniş bir okuyucu kesimince ilgiyle izlendi.
     Son yıllarda çocuk edebiyatına yöneldi. Çocuklar için yazdığı kitaplardan biri olan Yürek Dede İle Padişah adlı eseriyle 1984'te Türkiye Yazarlar Birliği'nce ço-cuk edebiyatı dalında yılın yazarı seçildi.

    Eserleri :
    İşaret Çocukları ( Şiirler, 1967 )
    Yedi Güzel Adam ( Şiirler, 1973 )
    İns ( Hikâyeler, 1974 )
    Menziller ( Şiirler, 1977 )
    Yaşamak ( Günlükler, 1980 )
    Serçekuş ( Uzun Hikâye, 1983 )
    Ağaçkakanlar ( Masal, 1983 )
    Katıraslan ( Masal, 1983)
    Yürek Dede ile Padişah ( Masal, 1984, Türkiye Yazarlar Birliği Çocuk Edebiyatı Ödülü )
    Savaş Ritimleri ( Roman, 1985 )
    Korku ve Yakarış ( Şiirler, 1986 )
    Bir Değirmendir Bu Dünya ( Denemeler, 1987)
    Motorlu Kuş ( Masal, 1987 )
    Sütçü İmam (Tiyatro, 1987 )
    Gülücük ( Şiir, 1989 )
    Ağaç Okul ( Şiir, 1990 )




    İşaret Çocukları
    Yasin okunan tütsü tüten çarşılardan
    Geçerdi babam
    Başında yağmur halkaları
    Anam yeşil hırkalar görürdü düşünde
    Daha ilk güzelliğinde
    Alnını iki dağın arasına germiş
    Bir devin göğsüne benzer
    Göğsünden dualar geçermiş
    Çarşılar ellerinde ekmek iğneleri
    Cami avlularına açılan
    Havuz sularına kapılan çocuklar
    Görmeden güneşin bütün renklerini
    Götürmezlerdi dükkandaki babalarına
    Ocaktan akan kaynar yemekleri
    Nenelerinin koyduğu avuç taşlarına
    Başı ve yüreği şahbaz
    Kaleleri ağırlayan kadınların
    Süslerini kemerlerini
    Başlarını ağırlaştıran
    Ağır siyah şelale saçlarını
    Tutunca gençleşirdi erkekler
    Sonra insan o ki denizde
    Küçük ve büyük nehirde
    Bedeni ıslatan afsunlu suda
    Önce niyet sonra yıkanırdı
    Zaman dert getirdi sulara
    İçinde eski balıkların yattığı kayalar
    Savaşan insanların elinde
    İnce yontulup taşındı balta mızrak şekline
    Anam kanları kuruyan
    Kavga ayıran bir kargı elinde
    Kara ocağın taşlarına
    İşaret koydu çocuklarını
    Belinde gezdiren babamın
    Beyaz yazılarla kazındığı adları
    Yüreği korkuyla kuvvetlendi babamın
    Unutup genç gelen günleri
    Zamanın sürerken çektiği günleri
    Çetin bilmecelerle
    Sürdü atını şehirlere
    Yün ören at güden kadınlar
    Ormanlara tepeden eğilen toprak evlerde
    Küçük pencereli karanlık dar odalarda
    Uzaktan uzayıp gelen kurt seslerinin
    Uzağa çekilip giden
    Ayazda donan gülmeler içinde
    Ormanlarda süt emziren anne
    Unuttu gittikçe uzayan çocuğunu
    Hep kaçarmış şehirlerin
    Demir dağlarına
    Uyuyunca toprak beşiğimde
    Sahipsiz kalan
    Ellerimden kayan aydınlık günlerim
    Zarif Çoban
    O güzeli bana verseler
    Tombul kuzuların aşkına
    Yaylalara atlas kilim serseler
    Tombul kuzuların aşkına

    Yayılsın topraklar, aşıklar gezecek
    Feryat, taşları sızlatıp inletecek
    Boşa gülü sümbül örseler
    Tombul kuzuların aşkına

    Ayrı kaldım ağlar inlerim
    Dağ kavi, iklim sarp, çarıklar delerim.
    Bağrım yosun tuttu bir görseler
    Tombul kuzuların aşkına

    Geçiyor bulut geçen ömürdür
    Gece mi, saç mı, hayır kömürdür
    Zarif çoban oldu görseler
    Tombul kuzuların aşkına
    O Çocuk
    Bahçeden çocuk sesleri geliyor
    Hayatı dinliyorum
    İçim yoruluyor, ruh yoruluyor
    Büyük gözlü çocuk
    İnsanın içine kadar bakıyor
    Sorar gibi
    - Nerede benim babam
    Kendimi şöyle görürüm düşümde
    İki ata birden binmişim
    Biriyle kuzeye saldırıyorum
    Ötekiyle
    Alkan lalelerin
    Kıpkızıl tutuştuğu sulara
    Nerde babam
    Karşısında yapayalnızsın
    Duvar gibi dikilen
    Bu sorunun
    Okşuyorsun başını
    Şehit çocuğunun
    Bahçeden kuş sesleri geliyor
    Sabahı dinliyorum
    Bu sefer bezgin
    Bir vakit
    Darağaçları kurdum
    Elimden fırlayıp gidiyor cellatlar
    Silah olarak
    Bir tek soru var elimde
    Nerede babam, nerede
     


Yükleniyor...
Benzer Konu başlıkları - Cahit zarifoğlu kimdir
  1. Masal
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    1,864
  2. ZeuS
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    460
  3. YAREN
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    7,778
  4. Burcu
    Yanıt:
    0
    Gösterim:
    2,262