Atatürkün Kitap Okuma Sevgisi

'Ders notları' forumunda Aysell tarafından 3 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. Atatürkün Kitap Okuma Sevgisi hakkında bilgi

    Atatürkün çocukluğunda başlayan kitap tutkusu, savaş zamanı cephede bile sürmüştür. Sırtından üniformayı çıkarıp sivil hayata geçince okumaya ayırdığı zaman daha da arttırmıştır. Atatürkün hizmetinde bulunanlardan Cemal Granada, Atatürkle Vasıf Çınar arasında geçen bir konuşmayı anlatırken; Ondaki okuma alışkanlığının çocuk yaşlarda oluştuğunu belirler.

    Atatürkün elinden boş zamanlarında tarihle ilgili kitapların düşmediğini hatırlarım. Bir gün yine Atatürk, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki, çevresini görecek hali yoktu. Bir sürü yurt meselesi dururken devlet başkanının kendini tarihe vermesi, Vasıf Çınarın biraz canını sıkmış olmalı ki, Atatürke şöyle dediğini duydum;

    - Paşam!.. Tarihle uğraşıp kafanı yorma... 19 Mayısta kitap okuyarak mı Samsuna çıktın? Atatürk, Vasıf Çınarın bu çok samimi yakınmasına gülümseyerek şöyle karşılık verdi: -Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiç birisini yapamazdım.

    Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. diyen Atatürkte okumak, araştırmak bir tutkuya dönüşmüştür. Atatürk, geniş bir kültüre ve pek çok eserden oluşan bir kütüphaneye sahiptir. Zengin kütüphanesi sayesinde kitap okumak, araştırma yapmak, düşünce üretmek, araştırdığı, düşündüğü konuları tartışmaya açmak, Onun gündelik hayatının vazgeçilmez bir parçasıdır. Hâkim Cengiz Otacı Atatürkün en çok tarihe ilgi duyduğunu şu şekilde belirtmiştir:

    Manastır idadisinde tarih öğretmeni Mehmet Tevfik Bey sayesinde tarih en çok ilgilendiği saha olmuştu. Atatürkün ileriki yıllarında kitaplığının çoğunluğunun tarih kitaplarından oluşması, onun tarihe ve ulusal bilince verdiği önemi göstermektedir.

    Askeri İdadi yıllarında Atatürk en çok Namık Kemal, Abdülhak Hamit, Ahmet Mithat ve tarihçi Murat Beyin yazılarıyla ilgileniyor, bu kitaplardaki milli bilinç ve ruh, Onu cezbediyordu. Fethi Bey, Atatürkle arkadaşlığı yıllarında Fransız düşünürlerinin kitaplarıyla tanışmasında mühim bir rol oynadı. Voltaire, Montesguieu, Rousseau gibi düşünürleri hem okuyorlar hem de tartışıyorlardı.

    Harp Okulu yıllarında Atatürk, memleket meseleleriyle daha fazla ilgilenmeye başlamıştır. Sürekli okuyup, yurtiçinde basılması yasak olduğu için çoğu defa İranda basılıp gelen, eşitlik, hürriyet gibi kavramların işlendiği eserleri temin etmekte ve gizli gizli okumaktadır. Hikmet Bayurun anlattığına göre Atatürk, bu kitapları yatakhanede, kötü ışık şartlarında okuyor, uzun düşüncelere dalmaktadır. Harp akademisinde, çocukluk yıllarında başlayan birikimlerini ve siyasal gözlemlerini arkadaşlarına da anlatabilmek için el yazısı bir gazete çıkarmaya karar vermiş ve gazetenin yönetim kurulunda görev alarak, gazetenin çoğu yazılarını tek başına yazmıştır.

    Atatürkün okuma ve öğrenme aşkı sadece öğrencilik yıllarına özgü değildir şüphesiz. Okumaya cephede de devam etmiştir. Çanakkale savaşının en şiddetli zamanında kendisini ziyarete gelen gazeteci Ruşen Eşref Ünaydın, Atatürkün odasını tasvir ederken, Balzakın, Maupassantın, Boule de Suifin ve Lavedanın eserlerinin masasının üstünde durduğundan bahsetmektedir. Yine Çanakkale savaşı zamanlarında Atatürkün, yazdığı bir mektupla arkadaşı Ömer Lütfi Beyin eşinden bazı kitaplar istediğini görülmüştür. 16. Kolordu Komutanı olarak Doğu Anadoluda bulunduğu yıllarda da sürekli okumayla meşgul olan Atatürk, burada geçirdiği yıllarda tuttuğu anı defterinde, okuduğu kitapların adını vermekte, günlerinin askerlikten boş kalan kesimini okumakla değerlendirdiğini anlatmaktadır.

    Atatürkün harp meydanlarında dahi okumaktan vazgeçmediğine şahit olanlardan biri de Fevzi Çakmaktır. Çakmak, Sakarya Meydan Muharebesi ile Büyük Taarruz arasında kalan zamanda Paşanın İslam Tarihi okuduğunu anlatmaktadır.

    Kitap okumayı tutku seviyesinde seven Atatürk, Cumhuriyet sonrası zamana kadar yerleşik bir hayatı olmadığı için çok istemesine rağmen kütüphane kuramamış, yanında okumak istediği, sevdiği, faydalı bulduğu kitapları taşımakla yetinmiştir. Ancak Ankara ve İstanbulda sürekli olarak kalmasıyla kütüphane kurabilmiştir.

    Atatürk, Ankaraya yerleşmesinin ardından Keçiörendeki köşkünde kütüphanesini kurmuş, fakat zamanla bu evin ihtiyaçlarını karşılayamaması karşısında yeni bir köşk yapılmıştır. Atatürk köşkü yapacak olan mimardan iki özel istekte bulunmuştur. Bunlardan biri geniş ve ferah bir yemek odası diğeri de yine geniş bir kütüphane yapması.

    Aslında Atatürkün yeni bir köşke ihtiyaç duymasının temel nedenlerinden biri, Afet İnanın dediğine göre geniş bir kütüphaneye olan ihtiyaçtı. Eski köşkün kütüphanesi Paşanın hem çalıştığı hem de gündüz misafirlerini kabul ettiği bir yerdi. 1930dan sonra yeni alınan kitaplar kütüphaneye sığmaz olmuştu. Paşa bu kütüphanede saatlerce çalışır, okur, okuduğu kitapların altını kırmızı ve mor renkli kalemlerle çizer, kenarlarını işaretler, notlar alırdı. Atatürk, yeni yapılacak köşkte geniş bir kütüphane olmasını, bu kütüphanede haritalarını rahatça yayabileceği ve kitaplarını koyabileceği geniş bir masa istemişti.

    Türkiyede görev yapan Amerikan büyükelçisi General Charles H. Sherril, Atatürkün kendisini kütüphanesinde kabul etmesinin ardından hissettiklerini şöyle anlatmaktadır:

    Bugün Mustafa Kemal kendisini ilk günkünden daha rahat hissediyordur, çünkü kütüphanesindeydi. Yaradılışı itibarıyla okumayı ve araştırmayı seven insanlar kendi kitaplıklarında, kitapları arasında bütün güçleri ve büyüklükleriyle görünürler. Şimdi ne masanın üstünde yayılı duran haritalardan ne de odayı tüm duvarlarıyla dolduran kitaplardan bahsetmeyeceğim...

    Atatürk, Dolmabahçe Sarayına taşınırken yanında kitaplarını da götürmektedir. Kitaplar cephane sandıklarına konulmuştur. Bu manzara karşısında duygulanan A. Dilaçar, sonradan kitapların cephane sandıklarıyla taşınmasını, kazanılan askeri savaşın kültürel savaşa döndüğü şeklinde ifade edecektir.

    Cengiz Otacının araştırmasına göre, Atatürk, kültür savaşını kazanacak malumatla donanmak için her zamankinden daha fazla okumaya adadı kendini. Değişik sahalardan kitapları topluyor, okuyor, yurtiçinde bulunmayan kitapları yurtdışından getirtiyor, vâkıf olmadığı dilde yazılmış olanları kısa zamanda tercüme ettiriyordu.