Atatürk 'ün Türk Milletinden Beklentileri Nelerdir?

'Ders notları' forumunda anniccha tarafından 4 Ekim 2010 tarihinde açılan konu


  1. Atatürk 'ün Türk Milletinden Beklentileri Nelerdir?

    Türk Milleti, ebedî lideri Mustafa Kemal Atatürkün önderliğinde, yok olmanın eşiğinde iken bağımsızlık savaşı vermiş ve bunda da başarılı olmuştur Batının çağdaş değerler ve ilkelerini kabul ederek, inkılâbı bir çağdaşlaşma ideolojisine dönüştürmüştür1 Bu inkılâp, Türk Milletini çağdaş uygarlıklar seviyesine götürecek bir toplumsal hareket olduğu kadar, evrensel olan yönleriyle de, pek çok toplum için seçkin bir örnek ve umut kaynağı olmuştur “Türk İnkılâbının Evrenselliği denildiğinde, konunun iki yönlü olarak önem taşıdığı görülmektedir Bunlardan birincisi, “Atatürkçü Düşünce Sistemi dediğimiz Atatürkçülük İdeolojisinin bilimi rehber olarak alması, üstelik de çağdaş olan batılı değerleri benimsemesi; hatta, ilkeleriyle sistemleştirmesidir
    İkincisi ise, Türk Milletinin yeni ve çağdaş değerleri benimsemesinin yanında, batılılaşmak ve çağdaşlaşmak için gerekli reformları yaparken, pek çok yönden ezilmiş ve sömürge topluluğu haline getirilmiş olan mazlum milletlere ışık tutması ve örnek oluşturmasıdır

    Türk İnkılâbında, evrensel niteliği olan pek çok çağdaş kavram, Türk Milletinin varlığının sebebi olacak nitelikler kazanmıştır Millet egemenliği anlayışı, hukukun üstünlüğü, anayasa, lâik devlet yapısı, siyasal partiler vb pek çok kavram, bu nitelikteki kavramlardan bazılarıdır Bu kavramların herbiri, yeni Türkiye Devletinin Osmanlı Devleti ile her yönden karşılaştırılması sonucunda, gerçek anlamım kazanmakta; eski Osmanlı İmparatorluğu ile yeni Türkiye arasındaki fark ortaya çıkmaktadır Bu kavramlar, batı dünyasının yüzyıllar boyu işleyerek, siyasal içeriğini zenginleştirdiği kavramlardır Doğu dünyası ile batı dünyasının karşılaştırılmasında, batının geliştirip siyasal içeriğini güçlendirdiği kavramların, çağdaş ve evrensel değerler olarak ortaya çıktığı görülmektedir
    Dolayısıyla, Atatürkçülükteki çağdaşlaşmak hedefi, batılılaşmakla paralel olarak kendisini göstermiştir Nitekim Atatürk, daha 1923 yılında, Fransız gazetecilerinden Maurice Pernota şunları söylemiştir: “Memleketimizi çağdaşlaştırmak istiyoruz Bütün çabamız Türkiyede çağdaş, dolayısıyla batılı bir hükümet meydana getirmektir Medeniyete girmek isteyip de, batıya yönelmemiş millet hangisidir?

    Bu sözleriyle Atatürk, çağdaş dünya uygarlığına katılarak onun onurlu bir üyesi olmak ve sosyal, siyasal ve kültürel yaşamda tutum ve davranışları uygar ölçülere göre ayarlayıp ileri, çağdaş milletler arasında Türk Milletine hakkı olan saygın yerini kazandırmak düşüncesindedir

    Büyük amacını, bu yöne çevirmiştir O, yine 1923 yılında kendi milletine verdiği demeçte, amacını şu cümlelerle açıklamıştı : “Memleket kesinlikle çağdaş ve yenilikçi olacaktır Bizim için bu bir yaşam davasıdır Bütün fedakârlıklarımızın sonuç vermesi buna bağlıdır

    Görülüyor ki Atatürk, Türk İnküâbını, Türk Milletini batılı bir toplum haline getirme amacı güden siyasal, sosyal, kültürel bir hareket olarak kabul etmektedir O halde, Türk İnkilâbı nedir? Bu sorunun cevabını Atatürk, 5 Kasım 1925te, Ankara Hukuk Mektebinin açılışında, şu cümlelerle açıklamıştır: “Türk İnkılâbı nedir? Bu inkılâp, kelimenin ilk anda akla getirdiği ihtilâl anlamından başka, ondan daha geniş bir değişimi ifade etmektedir Bugünkü devletimizin şekli, asırlardan beri gelen şekilleri ortadan kaldıran en gelişkin biçim olmuştur Milletin varlığını devam ettirebilmek için bireyleri arasında düşündüğü ortak bağ, asırlardan beri gelen biçim ve içeriğini değiştirmiş; yani millet, dinî -ve mezhebi bağ yerine Türk milliyeti bağıyla bireylerini toplamıştır Millet, uluslararası genel mücadele sahasında yaşama ve kuvvet nedeni olacak iklim ve aracının ancak çağdaş medeniyette bulunabileceğini, bir gerçek olarak, ilke saymıştır

    Değinilen bu hususlar, doğulu bir toplumun tarihsel birikiminin ya da bir başka deyişle tarihsel evriminin sonucu olacak konular değillerdir Doğu toplumları, batının çağdaş değerlerine ve bu değerlere dayalı olarak teknolojik gelişmelere kapalı kaldıklarından ümmetçilik esasını aşamamışlar, tam bağımsızlıklarım koruyamamalar, millî duyguların uyanması ve özgür iradelerini ellerine alma yönünden de geri kalmışlardır Batı dünyasını çağdaş yapan, onun zihin yapısı, akılcı düşünce biçimi olmuştur8 Rönesans ve Reform hareketleri ile Avrupanın her konuda aydınlanma dönemini yaşadığı, bireyciliğin güçlendiği, toplumsal dayanışma ve toplumsal birlik duygularının geliştiği de bilinmektedir Millî sınırlara kavuşma, tam bağımsızlık anlayışına yönelme, millî egemenliğe değer verme, kuvvetler ayrılığı ilkeleri ile demokratik nizamı benimseme, tarihin akışı içinde sabırla elde edilen çağdaş değerler olmuşlardır Doğu toplumlarının bunları yaşamadığı ve bunları elde edecek toplumsal bilgi ve beceri düzeyine ulaşamadıktan da görülmüştür Sonuçta, batının doğuya üstünlüğü ile, doğulu toplumların sömürge toplumları haline geldiklerine tanık olunmuştur Osmanlı Devletinin de aynı akıbete doğru sürüklendiğine tarihi olaylar tanıklık etmektedir I Dünya Savaşının bitiminin hemen ardından, Mustafa Kemal Atatürkün önderliğindeki Türk Milleti, hem batılı sömürgeci güçlere karşı savaşmış, hem de bu milletin, insanlığın ortak malı olmuş çağdaş değerleri elde etmek gibi çok yönlü mücadelesine tanık olunmuştur9

    Burada üzerinde durulması gereken nokta, Türk İnkılâbının batının emperyalist değerlerini değil, insanlığın malı olmuş çağdaş değerlerini benimsemiş olmasıdır Krallığı ve onun destekçisi pek çok köhnemiş kurumu yıkıp Cumhuriyet rejimini getiren ve sosyal ve siyasal yaşamda Aydınlanma Döneminin geliştirdiği çağdaş kavramları benimseyen ve devlet yapısında onlara işlerlik kazandıran Fransa İhtilâlinin, Türk İnkılâbını etkilemesi yönünden, ayrı bir önemi vardır Nitekim, ebedî önder Atatürk, yeni Türkiye Cumhuriyetinin ilk cumhurbaşkanı olarak, Le Matin gazetesinin bir muhabirine verdiği ve 8 Mart 1928 tarihli Hakimiyet-i Milliye gazetesinde yayınlanan demecinde, Fransız İhtilâlinin önemini vurgulamış ve bu inkılâbın, Türk İnkılâbı ile ilişkisini şu cümlelerle açıklamıştır: “Fransız İhtilâli bütün dünyaya özgürlük düşüncesini yaymıştır Fakat o tarihten bu yana insanlık ilerlemiştir Türk demokrasisi, Fransa İhtilâlinin açtığı yolu izlemiş, fakat kendine özgü belirgin nitelikte gelişmiştir Çünkü her ulus devrimini, toplumsal ortamın baskılıma ve ihtiyaçlarına bağlı olan durum ve konumuna ve bu ihtilâl ile devrimin olduğu zamana göre yapar
     



  2. Fransa İhtilâlinin evrensel nitelikli çağdaş değerleri de beraberinde getirdiğini, Fransız toplumundan başka, pek çok dünya toplumunun bu ilkelerden etkilendiğini, böylece, dünya tarihinin akışının değiştiğini; siyasal sınırlar kavramı paralelinde, bağımsızlık ve özgürlük fikrinin de gelişmesi suretiyle, toplumların bu kavramlarla pekişmiş yeni prensipler edindiklerini ve yepyeni ideallere yöneldiklerini biliyoruz Lâtin Amerika toplumlarının Portekiz ve İspanyaya karşı bağımsızlık ve özgürlük savaşları verişleri, Avrupada krallık rejimlerine ve onların devlet anlayışlarına karşı millî nitelikli savaşların ortaya çıkışı, anayasa ve hürriyet hareketleri, evrensel nitelikli Fransa İhtilâlinin yol açtığı yeni gelişmeler olmuşlardır Okumayı ve öğrenmeyi bir tutku haline getirmiş olan Atatürkün, okuduğu kitaplar arasında dünya tarihi ile ilgili kitapların bir hayli yer tutması ve bunların içinden, özellikle Fransa İhtilâlini anlatan kitapları özenle okumuş olmasından da bilmekleyiz ki; doğal olarak o, bu ihtilâl harekelinden pek çok şey öğrenmiş, dünyaya yayılıp etkisi altına alan pek çok kavramın beşiğinin bu ihtilâl olduğunu görmüştür Üstelik Atatürk, yalnızca okuyup öğrendikleriyle yetinen bir insan değildir; öğrendiklerinden senteze gidebilen bir insandır13 Kurtuluş Savaşının en kritik günlerinde, Fransa İhtilâlinin yıldönümü nedeniyle, 14 Temmuz 1922de Ankaradaki Fransız temsilciliğinde düzenlenen bir törene katılışı sırasında yapmış olduğu bir konuşmaya: “Fransız Ulusunun 14 Temmuz ulusal bayramı, biraz da ruhunda özgürlük ve bağımsızlık aşkını taşıyan bütün ulusların bayramıdır diyerek başlamış ve şöyle devam etmiştir: “Eğer haksızlığa uğramış Asya ve Afrika ulusları bizim bağımsızlık mücadelemizden bir ibret dersi almışlarsa, kendileri için pahalıya da mal olsa bu yola gireceklerdir Özgürlük ve bağımsızlıktan yoksun bir ulus için yaşamanın ne anlamı ve ne de zevki vardır Baylar! Bizim Asyayı ayaklanmaya sürükleyişimiz, Fransa Ulusunun kahramanca hareketlere sürükleyen nedenlerden daha az kuvvetli ve daha az mantıklı değildir

    Şüphe yok ki, Atatürkün sözünü ettiği ve savunduğu bağımsızlık ve özgürlük düşüncesi, toplumların kendi benliklerine ve siyasal kimliklerine kavuşmaları esasına dayanan, millî nitelikli bir anlayışı açıklar Çünkü Atatürke göre, değişmez bir ilke olarak milliyetçilik esastır Bu nedenden dolayı, eski Osmanlı hanedanı etrafında, değişik etnik kökenden gelen halk unsurlarının, siyasal birlik duygusu etrafında, sömürgeci batı devletlerine karşı verilecek bir bağımsızlık anlayışını ve din esasına dayanan ortak tepki yöntemini, daha meclisin açılması sırasında, Suriyeden ve Iraktan gelen heyetler nezdinde reddeder O, Fransa İhtilalinin modern anlamını verdiği millî birlik duygusunu ve bağımsızlık anlayışını, Türkiye ile balı emperyalizmine karşı ortak mücadeleyi isteyen bu heyetlere önerir

    Fransa İhtilâlinin açtığı yoldan ulusunu bağımsızlığa götürerek, çok çetin bir savaştan zaferle çıkmış olan Atatürk, ülkesini bağımsız, insanını da hür yapmıştır Türk Milletinin verdiği mücadelenin, yalnızca Türkiye sınırları içinde kalmayacağını, bunun ezilen Asya ve Afrika uluslarım bağımsızlık savaşına itecek evrensel nitelikli bir hareket olduğunu düşünmüştür Nitekim, Türk Kurtuluş Savaşından sonra, üçüncü dünya toplumlarınca o zamana kadar yenilemez olarak düşünülen sömürgeciliğe karşı, bağımsızlık savaşlarının Kuzey Afrika ve Asya toplumlarını sarması, Atatürkün bu uzak görüşlülüğünün isbatı olmuştur O, Kurtuluş Savaşının sürdüğü günlerde, 7 Temmuz 1922de, İran Elçisi Mümtazüddevle İsmail Hanın onuruna verdiği ziyafette yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: “Türkiyenin bugünkü mücadelesi, yalnız kendi nâm ve hesabına olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi Türkiye azim ve mühim bir gayret sarf ediyor Çünkü müdafaa ettiği bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın davasıdır Ve bunu nihayete getirinceye kadar, Türkiye kendisiyle beraber olan şark milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir

    Atatürkün bu içerikte pek çok konuşması vardır Şu sözleri, onun özlem ve beklentilerini dile getiren, uzak görüşlülüğünü gösteren en anlamlı sözlerindendir: “Şarktan şimdi doğacak olan güneşe bakınız Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün şark milletlerinin uyanışlarını da öyle görüyorum Hürriyet ve istiklâline kavuşacak olan pek çok kardeş millet vardır Onların yeniden doğuşu, şüphesiz ki terâkkiye ve refaha müteveccih vuku bulacaktır Bu milletler bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen muzaffer olacaklar ve kendilerini bekleyen istikbâle ulaşacaklardır Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletlerarasında hiç bir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı hakim olacaktır Bu sözleri söyleyen Cumhurreisi değil, sadece Türk Milletinin bir ferdi olarak Mustafa Kemaldir

    Türk Kurtuluş Savaşının bitiminden sonra, Üçüncü dünya toplumlarının bağımsızlık ve özgürlük hareketleri, bu görüşlerin doğruluğunu ispatlamış ve Türk İnkılâbının evrensel niteliğinin sözünü ettiğimiz en büyük ve en önemli boyutunu ortaya koymuştur Hint özgürlük hareketinin liderleri Javaharlal Nehru ve Gandhi; Tunus milliyetçilerinin önderi Habib Burgiba; İrandaki feodal yapıya karşı savaşan Rıza Şah Pehlcvi20; Pakistanın kurucusu Muhammed Ali Cinnah21, toplumlarını sömürgeci güçlere karşı baş kaldırma yoluna sevkederken; Türk inkılâbı ve bu inkılâbın önderi Mustafa Kemal Atatürk, onlara yol gösteren bir örnek ve yollarını aydınlatan bir ışık olmuştur Bu liderlerin, Türk İnkılâbı ve Atatürkün gerçekleştirdiği büyük işler karşısında duydukları hayranlıklarım dile getiren pek çok sözleri vardır Nitekim, Atatürkün ölümü üzerine, bütün doğu ulusları bu büyük adamın ölümünden duydukları büyük keder yüzünden yas tutmuşlardır Bilâl Şimşirin belirttiği gibi; Pakistan Ulusal Hareketi “Atatürkün ölümüyle Türkiye yaratıcısını, Asya kahraman milliyetçilik önderini ve dünya büyük devlet adamlarından birini kaybetmiştir diyordu Hindistan Sosyal Kulübü, “Hindlilerin kanısınca Kemal Paşa, yalnız Türkiyeye değil, fakat bütün Asya halklarına da büyük hizmetlerde bulunmuştur O kendi ülkesinde yaptığı reformlarda öteki Asyalılara da ilerleme ve özgürlük yolunu göstermiştir Hatırası sonsuza değin yaşasın diye ekliyordu Pakistanın büyük önderi Cinnahın arzusuna da uyan Hindistan Müslüman Birliği Partisi, 18 Kasım 1938 Cuma gününü bütün Hindistanda “Kemal Günü olarak anmıştı O gün camilerde dua edilmiş, mevlitler okunmuş, okullar kapanmış, yaslı mitingler yapılmış ve büyük insan saygıyla, minnetle anılmıştı Hindistanın Jorhat kasabasında yapılan “Kemal Günü töreninde konuşan Dr K Hafizuddin Ahmet, “Rahmetlinin ruhuna gösterilecek gerçek saygının Onun izinde yürümek olacağım belirtmiştir"

    Bu noktada, önemli bir hususu da belirtmek gerekmektedir: Gerçekten de, bu uluslar, Türkiye ve Atatürk örneğini izleyerek, bağımsızlık ve özgürlük savaşlarını vermişlerdir; ama bu toplum hareketlerinin özüne daha ayrıntılı bakıldığında, bu liderlerin toplumlarına verdiklerinde, Türkiyede olduğu gibi, batılılaşma ve çağdaş kavramları toplumuna benimsetme yönünden, kıyaslanamayacak derecede büyük farkların olduğu da görülmektedir Bu durum, her sosyal hareketin birbirinden etkilenme yönünden çok noktada alışverişi olmakla birlikte, bir aşamadan sonra, toplumun kendi değerleri, faziletleri, Atatürkün deyişiyle de, “cevheri denilebilecek özelliklerine paralel olarak, kendine özgü bir içerik ve biçimde gerçekleşmesi kuralı ile açıklanabilir Türk İnkılâbıyla birlikte, Türk Milletinin medeni uluslar seviyesine ulaşma yolunda, bütün zorluklara rağmen attığı dev adımlar, Türk Milletinin kanındaki medeni cevherlerin eseridir, denilebilir Bu ise, Türk Milletinin bu toplumlarla karşılaştırılmasının sonunda, özellikle lâiklik anlayışında ve demokratikleşme çabalarında en belirgin biçimde kendisini gösterir


    Nitekim Atatürkün şu sözleri, Türk Milletinde gördüğü cevheri açıklıyor gibidir: “Çünkü Türk Milletinin karakteri yüksektir Türk Milleti çalışkandır Türk Milleti zekidir Çünkü Türk Milleti, millî birlik ve beraberlikle güçlükleri yenmesini bilmiştir Ve çünkü, Türk Milletinin yürümekte olduğu terâkki ve medeniyet yolunda, elinde ve kafasında tuttuğu meşale, müspet ilimdir