Atatürk sanat ve sanatçı metni

'Tarih Bölümü' forumunda ZeuS tarafından 19 Mayıs 2010 tarihinde açılan konu


  1. Atatürk sanat ve sanatçı okuma metni
    Atatürk sanat ve sanatçı metni oku


    Atatürk, Sanat, Sanatçı ve Resim
    İnsan siyasal bir yaratık olduğu kadar, uygar bir yaratıktır aynı zamanda. İnsanın siyasal yaratık olarak düşüncelerinin eseri, Devlettir, uygar duygularının eseri ise sanattır. Devlet ve sanat kavramları birbirine kapalı da değildir. Çünkü ikisinin de ortak kaynağı, temeli ve ülküsü toplum ile ilgilidir. Sanat, gerçeklerini toplum vicdanından alır toplum ile bağlantısını yitirmeksizin, onu aynı ülkü istikametinde yüceltmek için çalışır.

    Atatürk, yeni Türk devletine modern devlet örgütleri kazandırırken, yeni Türk sanatına, çağdaş anlamda gelişmesi ve ilerlemesi için, yeni bir espri getirmiş ve yeni bir yol açmıştır. Atatürk, sanatçı gibi ince ruhludur; yaratıcı bir muhayyelesi vardır ve kalbi insanlık duygularına açıktır. Bu özellikleri düşünce ve duygularına hâkimdir. Onun Büyük Nutkunda ve öteki demeçlerinde başkalarına küfür, hakaret ve iftira yoktur. Yalandan nefret eder ve yalan söylememiş olmakla övünür.

    Atatürkün, yeni Türkiyeyi geliştirmesinde hâkim olan ruh ve düşünce, sanat düşüncesi gibi, evrensel etkilidir.

    Öte yandan güzel sanatları, eğitim, bilim ve kültür devriminin bir parçası olarak görür ve bunu her zaman tekrarlar1. Bu nedenledir ki, lâiklik ilkesini, sanat özellikle resim ve heykel sanatıyla yakından ilgili görür, bu nedenle bu iki sanat dalında gelişmek gereğine inanır ve bu bağlamda İslâmiyetteki tasvir yasağı üzerinde durur ve böyle bir yasağın olmadığını, İslâmiyetin ilk yıllarında puta tapmayı önlemek için getirilen düşüncelerin yanlış yorumlandığını savunarak, yanlış kanıları kırmaya çalışır2. Bu yaklaşımın bir sonucu olarak, sanat yaşamında gözlenen köklü değişiklikler Atatürk Devrimi diye nitelenen geniş kapsamlı olayın içinde yer aldı. Bu nedenle edebiyat, resim heykel ve müzik alanında ortaya konan girişimleri, kültür devrimi kapsamında görmek gerekiyor. Bu noktada Ferit Celâl Güvenin Ekim 1938 de yazdıklarından hareketle Atatürkün sanat ve sanatkâr bakışına ilişkin gözlemlerini aktaran bazı cümlelerini buraya alıyoruz: “... Güzel sanatları, ruhların mürşidi, büyük bir mürebbisi olarak bize izah ederdi. O, sanatkârı ve sanatı, inkılâbın hizmetine, orduları vatan hizmetine çağırdı. O, Türk vatanı üzerinde, asırlarca sanatkârlara mevzu olabilecek, bin türlü bedialar vücuda getirdi. Eğer Türk sanatkârı bu bediadan, bu baş döndürücü mevzuları sadakatle taklit edebilirse kendisinden bekleneni ödemiş olabilir.... Onun nazarında sanat; şahlanmış, telkin etmek istediğini korkusuz, tereddütsüz yapan sanattı. Sanatta neşe, tazelik, büyüklük, cesaret arardı, kütlelerin müşterek duygularını birden harekete getirmesini bilmeyen sanata kıymet vermezdi....3.

    Atatürkün sanata ve bu arada resme olan ilgi ve alâkası öğrencilik yıllarına kadar iner. Bu hususla ilgili bir alıntıyı Kinrosstan aktarıyoruz: “... Ali Fuatla dost oldu. Yaz mevsiminde bir hafta sonunu Büyükadada geçirmeye karar verdiler. Oteller pahalı olduğu için çamlıklarda kamp kuracaklardı.... çevredeki tabiat güzellikleri, mis gibi kokan çamlıklar, parıltılı deniz, yıldızlı gökyüzü kendilerinden geçirmişti onları... bir ara Mustafa Kemal dedi ki: “Fuad, eğer matematiğin üzerinde durduğum kadar şiir ve resim üzerinde de dursaydım, Harbiye de dört duvar arasında kapanıp, kalmazdım... sabahleyin şafak söker sökmez de resim yapmaya başlardım. 4

    Sanatkâr, Atatürk için neyi ifade ediyordu? Diğer bir ifade ile Atatürke göre sanatkâr nasıl olmalıydı? İşte bu hususla ilgili bazı sözleri:

    “Sanatkâr, cemiyette uzun ceht ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır. (1923)

    “Hepiniz mebus olabilirsiniz. Vekil olabilirsiniz, hatta reisicumhur olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız. “ (1930)

    Bu sözler ile sanatın yaratma gücüne dayandığını, bunun da Allah vergisi olarak doğuştan geldiğini belirtiyor.

    “Sanatkârlarımızın mütemadi ve feyyaz mesaisinin daima takdirkârı bulunduğumu selâm ve hürmetlerimle beraber cemiyet azasına tebliğ etmenizi rica ederim. “ (1923) Hem bu sözler hem de “sanatkâr el öpmez, sanatkârın eli öpülür. (1930) sözü açık bir ifadeyle sanatkâra duyulan saygının bir göstergesiydi. Sanatkârı sürekli çalışan, çok verimli ve saygın insan olarak nitelendiren Atatürk, güzel sanatları, Türk ulusunun tarihi bir özelliği olarak görüyor, sanatın yaşamsal özelliğe sahip olduğunu vurgulayarak, ulusal bir ülkü şeklinde nitelendiriyordu. Bu arada sanatçıların işleyecekleri konular için bitmez tükenmez millî sanat hazinelerine yakın ve uzak tarihimize dönemlerine işaret ediyordu.

    Sanatı güzelliğin ifadesi olarak nitelerken, ulusların ilerleme yolunda belirli bir yerlerinin oluşmasını resim ve heykel yapmalarına, tekniğin gerektirdiklerini uygulamalarına ve sonuç olarak da insanların olgunlaşmasına bağlar. Güzel sanatların devrimler içindeki konumunu da şöyle ifade eder;

    “Güzel sanatlarda muvaffakiyet, bütün inkılâpların muvaffak olduğunun en katî delilidir. Bunda muvaffak olamayan milletlere ne yazıktır. Onlar bütün muvaffakiyetlerine rağmen medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima mahrum kalacaklardır5.

    Cumhuriyetin onuncu yılındaki söylevinde güzel sanatlara da yer vermiştir. Bu söylevinde Türk milletini yüksek bir insan cemiyeti olarak niteleyerek, onun tarihi vasıfları içinde güzel sanatları sevmek ve onda yükselmenin de bulunduğuna işaret ediyordu6.

    20 Eylül 1937 de Türkiye, ilk resim galerisine Atatürkün eliyle açıldıktan sonra sahip oldu7. Galerinin açılışı dolayısıyla sanatkârlara şöyle seslenir. “...Türkün eli işler, gözü güzeli görür, hissî heyecanda olursa, o yalnız kendi milletine değil, cihan kültürüne de örnekler ve şaheserler verecek kudretler gösterecektir.,8 Görüldüğü üzere Atatürk, yukarıdaki alıntılarda olduğu gibi bu alıntıda da üzerinde durduğu göze çarpan husus güzel sanatların hem Türk kültürü ve hem de dünya uygarlığı içinde ne denli önemli bir işlev göreceği idi.

    Atatürkün resimler için durduğunu gösteren pek az kanıt vardır. Örneğin, ressam İbrahim Çallı “Türk milletinin gönlündeki Mustafa Kemalin portresini yapmama izin verir misiniz paşam? diye sorduğunda, “madem ki gönüllerde yaşayan Mustafa Kemali çizmek istiyorsun, benim modelliğime ihtiyaç yok9, diye cevap verir. Çallıya bir portresi yaptırılmasına rağmen, Onun durup durmadığı kesin olarak belli değildir.

    Yakınlık gösterdiği, hatta “sofrasına davet ettiği ressamlar “bu yüksek sanatkâr dediği İbrahim Çallı ile, en sevdiği portresini yapan Mihri Müşfik Hanımdır10. Mihri Hanımın yaptığı portre, İzmire düşmanın arkasından çizmelerinin tozu ile giren, sırtında pelerini ayakta, soldan gelen ışıkla gözleri ışıklar saçan Gaziyi göstermektedir. Tablo tam bir boy portredir. Ancak, Atatürkün bu resim için durup durmadığı belli değildir. Yalnız, Onun o zamanki hükümet tarafından bir yabancı ressama bir portresi sipariş edilir. Gazi, bu ressama bir süre durmuştur. Portrenin, kimi davetlilerce tam benzemediği belirtilir. Atatürk, bu görüşler karşısında, “olabilir fakat inanır mısınız bu portre bir aralık bana son derece benzemişti. Fakat üstat durmasını bilmedi. Sanatkârlar, kumandanlar gibi durmasını bilmelidirler. Aksi halde, vardıkları muvaffakiyet zümresinden iniş başlar....11.

    “Çirkine tahammül edemiyorum “l2 diyen Atatürkün katlanamadığı bir diğer husus da, resimde kahramanlığı yanlış biçimde yorumlamadır. Onu sinirlendiren resim, yerde yatan bir Yunanlının göğsüne, süngüsünü saplayan Mehmetçiği göstermektedir. Tablo, Çankayaya bir tanıdığı tarafından gönderilmiştir. “ Ben kana bakamam. Bir tavuğun bile boğazlanmasına tahammül edemem “ diyen bu insanı, baktığı resim, Mehmetçiği küçülttüğü için de yaralar. “Kapatın ve kaldırın şunu ne iğrenç manzara, gönderenin şaşarım aklı perişanına 13.

    Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte, Türk ressamlarının yeni devlet felsefesine içten bir uyum gösterdikleri, yapıtlarını bu doğrultuda verdikleri görülür. Milli bilinci yerleştirme çabaları ve çağdaş bir devletin gerektirdiği toplumsal ve kültürel kurumları oluşturma çalışmaları, bir bakıma Türk sanatçısının yolunu aydınlatmıştır. 1930larda yapılan Atatürk ve Kurtuluş Savaşı kompozisyonlarında, konuyu simgesel ve alegorik görünümlerle yansıtma çabası ağır basar. Atatürk figürü, bu tür tablolarda, resmin merkezi ağırlığını oluşturmakta, etrafını köylü ve kentli insanlar çevirmekte, bağımsızlık tutkusunun ulusça paylaşıldığını vurgulayan yorumlara öncelik verilmektedir. Bu resimlerde coşku, sevinç, ulu önderin çevresinde halkalanmanın getirdiği değişmez bir mutluluktur. Hemen tümü, bu mutluluğu, kendi açılarından, bir kompozisyonun temel etkinliği olarak işlemişlerdir. Örneğin, Ankara Halkevinin düzenlediği Onuncu Yıl İnkılâp Sergisine önemi gereği, bütün sanatçılar katıldılar. Atatürkün ilgi ile izlediği, gezdiği sergide, daha çok devrimlerle ilgili konularla Atatürk portrelerine ağırlık verilmiştir.

    1924te Avrupaya sanatçıların gönderilmesi, Avrupadan dönenlerin Yeni Resim Cemiyetinin uzantısı sayılan Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliğini kurarak modern resmin temelini atmaya çalışması, 1933te “D Grubunun kurulması, aynı yıl ressamlar için “Yurt Gezilerinin düzenlenmesi, yine 1930larda kurulan ve amacı, sanat alanındaki tüm çalışmaların “ulusal ülküye uygun olarak yürütülmesine ve yayılmasına, ulusun bu yönden yetişmesine ve yücelmesine çalışmak olan Ar Genel Direktörlüğünün oluşturulması ve güzel sanatlar, kültür açısından önem taşıyan AR dergisinin çıkartılması, Ankara ve İstanbul başta olmak üzere çeşitli kentlerde sergiler düzenlenmesi, Atatürk döneminin sanata ve resme bilinçli olarak koruyuculuk yapmasının kanıtlarıdır14.

    Alıntı:
    1 Tayyib Gökbilgin, “Türk Toplumunda Bir Kültür Devrimi Olarak Devrimcilik, Atatürk Önderliğinde Kültür Devrimi, Kalkınma için Bölgesel İşbirliği (RCD) Semineri Tebliğleri (9-11 Kasım 1967), Ankara 1972, s. 11.
    2 Gültekin Elibol, Atatürk ve Resim Heykel, İstanbul 1973, s.41-49.
    3 Ferit Celâl Güven, “Güzel Sanatlar ve Atatürk, AR, Sene2, Sayı: 22-23, s.7.
    4 Gültekin Elibol, a.g.e., s. 10. Mustafa Kemalin sigara paketinin altına resim çizdiğine ilişkin kayıt için; Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İstanbul 1984, s.3l.
    5 Utkan Kocatürk, Atatürkün Fikir ve Düşünceleri, Ankara 1984, s. 128.
    6 Enver Ziya Karal, Atatürkten Düşünceler, Ankara 1969, s.95 ve Atatürkün Söylev ve De meçleri, C.I1. Atatürk Araştırma Merkezi Yayını. Ankara 1997, s.318.
    7 Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Ankara 1984, s. 173.
    8 Afet İnan, a.g.e., s. 174.
    1936 yılında açılan resim sergisine geç kalan Kültür Bakanına Atatürk “olara (sanatkârları kast ediyor) ve emeklerine gereken kaygı ve ilgiyi göstermek de elinizden gelmez mi diye seslenmiştir. Ş, Ziya Dağlı, “Atatürk ve Sanat, Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, İsparta Sayı:l, 1995, s. 142.
    9 Metin Toker, “Emekliye Ayrılan Çalının Hayatı, Cumhuriyet, 13 Temmuz 1947, s.2
    10 Mihri Müşfik Hanım ilk kadın ressamlardan olup Paris ve Roma Güzel Sanatlar Akademisinde öğrenim görmüş ve yurda dönünce (1914) İstanbul Sanayi-i Nefise Mektebinde öğretmen olmuştur. New Yorkta Maziroff Galerisinde 1928de çok başarılı bir sergi açmıştır. Adnan Turani, “Atatürk ve Güzel Sanatlar, Atatürk Kültür ve Eğitim Semineri (29 Kasım 1982-Kayseri) Kayseri 1983, s.79.
    11 Münir Hayri Egeli, Atatürkten Bilinmeyen Hatıralar, İstanbul 1959, s.39 ve Adnan Turani, a.g. tebliğ, s. 79.
    12 Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Cilt: I, s.497.
    13 Hasan Rıza Soyak, Atatürkün Hususiyetleri, İstanbul 1964, s.24.
    14 Esin Dal, “Atatürkü Anlamak, Atatürk ve Resim, Ankara 1981, s. 130.
     


Yükleniyor...