Ahmed El Bedevi Hazretleri Kimdir,

'Biyografi' forumunda Bella tarafından 28 Nisan 2012 tarihinde açılan konu


  1. Seyyid Ahmed El Bedevi Hazretleri,


    SEYYİD AHMED EL BEDEVİ

    Ebül – Fityan Ahmed b. Ahmed b. İbrahimel – Fasi et – Tantavi el – Bedevi
    Yüzünü Afrika bedevileri gibi örttüğü için el – Bedevi, cesur ve atılgan bir genç olduğu için de el – Attab ve Ebül Fityan lakaplarıyla tanındı.

    SOY SECERESİ : İmam – Raşid Ali , Şehid İmam Hüseyin , İmam Ali ZeynelAbidin , İmam Muhammed Bakır , İmam Cafer-i Sadık , Seyyid İmam Musa Kazım , Ali Rıza , Muhammed , Ali , Hasen , Muhammed Cevad , Ali , İsa , Yahya , Musa , Muhammed , Hüseyin , Osman , Ali , Ömer , İsmail , Ebu Bekir , Muhammed , İbrahim , Ali , Ahmed . Ahmed el Bedevi hem seyyid hem şeriftir.

    TARİKAT SİLSİLESİ : İmam – Raşid Ali , Hasan Basri , Şeyh Ebu Muhammed Cabir ,Şeyh Mervan , Ebu Muhammed , Şeyh Saad , Ebu Kasım Ahmed Mervani , Ebu İshak İbrahim Basri , Zeynüddin Kazvini , Muhammed Şemsüddin , Şeyh Tacüddin , Nureddin Ebul Hasan Kudüs , Takıyüddin Fukay , Abdurrahman Nedevi , Abdüsselam Bin Beşiş , Seyyid Ahmed El Bedevi .

    DOĞUMU : Ahmed el Bedevi 596 da (M.1200 ) Fasda doğdu . Babası Ali bin İbrahim , annesi Fatıma binti Muhammed dir. Ecdadı 73 ( M.692 ) senesinde Arabistanda çıkan karışıklıklar üzerine Fas şehrine hicret etti.

    GENÇLİĞİ : Ahmet el Bedevi hazretleri ailesi ile birlikte 603 ( m.1206 ) senesinde Fas şehrinden yola çıkıp 607 ( M.1210 ) senesinde Mekke-i mükerremeye geldiler. Orada bir müddet kaldılar. Babası orada vefat etti.

    Gençliğinde zahiri ilimlerle meşgul oldu. Kuran-ı Kerimi ezberledikten sonra Kıraat ilmine ilgi duydu ve Kuran-ı kıraat-ı seba ( Kuran-ı Kerimin yedi şekilde okunması ) üzere okumayı öğrendi. Daha sonra fıkıh tahsil etti. Şafii fıkhında derinleşti. İlim öğrenmek için çeşitli beldeleri dolaştı. Oralarda bulunan büyük Alimlerin sohbetlerinde bulundu.

    1230 yılına doğru dini – ruhani hayatında bazı değişiklikler oldu. İnsanlardan uzaklaşarak dünya kelamı etmemeye ve meramını işaretlerle anlatmaya başladı. Bu sıralarda bir rüya gördü. Bu rüyada kendisine şöyle deniliyordu.

    - Kalk, önce güneşin doğuşunu ara...Sonrada batışını... Doğusuna vasıl olunca, batısını aramaya başla... Batısına vasıl olduktan sonra da doğusunu..

    Üç defa gördüğü bu rüya üzerine büyük kardeşi Hasan ile birlikte Iraka gitti. Burada Abdülkadir-i Geylani ve Ahmed er Rufai hazretlerinin kabirlerini ziyaret etti. Bu arada Hallac-ı Mansur, Adi b.Müsafir, Sırri –yi Sekati, Maruf-i Kerhi, Cüneyd-i Bağdadi gibi meşhur sufilerin kabirlerinide ziyaret etti. Bu ziyaretler onun manevi aleminde yeni ufuklar açtı.

    Bir müddet Bağdatta kaldıktan sonra Mekkeye döndü. Mekkede nefsi ile savaşa koyuldu. Gündüzleri oruç tutuyor. Geceleri sabahlara kadar namaz kılıyor niyaz ediyordu.

    634 ( M.1236 ) senesinde rüyasında Mısırın Tanta şehrine gitmesi işaret olundu. Ve yola koyuldu.

    Kahireye geldiğinde Mısır Sultanı Baybars onu askeri ile karşıladı ve devlet töreni ile ağırladı. Daha sonra da ona intisab ederek talebelerinden oldu.

    Tantaya vardığın da doğru İbn-i Satanın (İbn-i Şuhayt ) evine vardı. Ve hiç oyalanmadan evin damına çıktı. Bütün gün akşama kadar , geceleride sabahlara kadar orada kalır aşağıya inmezdi. Gözlerini semaya diker öylece kalırdı. Bu aylarca sürdü. Gözlerinin beyazı kıpkırmızı oldu. Güneşe fazla baktığından gözlerinde ağrılar başlamıştı.

    Bir gün Feyşel-Minare adlı beldeye gitti. Gittiği yerde çocuklar peşine takıldı. O çocukların arasında kendisine kırk yıl hizmet edecek ve vefatından sonra yerine geçecek olan Abdülal bin Fakih ve onun kardeşi Abdülmecidde vardı.

    Başta peşine takılan çocukların arasından Abdülal ı seçti. Ona gözünün ağrıdığını ve bir yumurta getirmesini söyledi. Abdülal:

    - Yumurtayı bir şartla getiririm, üzerindeki yeşil fermanı verirsen. ( bazı kaynaklarda yeşil bir değnek olarak geçer.)

    Ahmed el Bedevi hazretleri yeşil fermanı verdi. Abdülal elinde yeşil kağıt doğru anası na gitti ve şöyle dedi.

    - Şurada bir bedevi var, gözüne ağrı girmiş. Benden yumurta istedi ve şu fermanı da bana verdi.

    Abdülalın annesi ; - Evladım şimdi bizde yumurta yoktur. O fermanı da git hemen sahibine ver, dedi.

    Abdülal geri döndü ve Ahmed el Bedevi hazretlerine annesinin dediklerini söyledi. Bunun üzerine Ahmed el Bedevi ; - Hemen Savmia ya git . oradan bana bir yumurta al gel. Abdülal Savmiaya gitti ve hayretler içerisinde orayı yumurta dolu olarak buldu. Bir tanesini alıp geldi. Bu hadiseden sonra Abdülal , Ahmed el Bedevi hazretlerine tabii oldu ve onun yanından hiç ayrılmadı.

    Ne varki annesi buna razı değildi. ;- Nereden çıktı bu bedevi ?... Bize uğursuz geldi.. diye söylenir oldu. Abdülalın annesinin bu sözünü Bedevi hazretleri duyunca şöyle dedi. ...Bedevi bize hayırdır , uğurdur... deseydi daha iyi olurdu. Daha sonra Bedevi hazretleri ona bir mektup yolladı . Bu mektupta ; - Abdülal sevr hadisesinden beri benim oğlumdur. Diyordu.

    Bu hadise şöyle olmuştu : Abdülal daha memede iken annesi onu öküz yemliğine yatırmış ve başka bir işle meşgul olmağa başlamıştı. Bu sırada öküz ahıra sokularak başını yemliğe daldırmış ve boynuzu çocuğun kundağına takılarak onu havaya kaldırmıştı. Boynuzda asılı kalan çocuğu kurtarmaya çalışmışlar ama öküz kimseyi yanına yaklaştırmamıştı. İşte o anda bir el belirdi ve Abdülalı kurtardı. Bu el o anda kendisi Bağdadda bulunan Ahmed el Bedevi hazretlerinin eliydi ve Allahın izni ile Abdulalı kurtarmıştı. Abdülalın annesi bu hadiseyi hatırladı ve söylediklerinden pişman oldu ve o da Ahmed el Bedevi ye bağlandı.

    Seyyid Ahmed el Bedevi hazretleri , zamanla herkes tarafından tanındı. Her tarafta meşhur oldu. Tanınan, bilinen alimler gelip kendisine talebe oldular. Devamlı zikir ve murakabe halinde idi. Hiç evlenmedi. Evlenmesini teklif edenlere : “ Lütfen beni kendi halime bırakınız. Cennet hurilerinden başka biri ile evlenmemeye azmettim “ derdi. Dünya malının , onun kalbinde yeri yoktu. Zamanın alimleri kendisini övmüş ve ona tabi olmuşlardır. Kendisi hakkında : “ Seyyid Ahmed-i Bedevi, sahili görülmeyen bir hakikat ve irfan denizidir “ demişlerdi.

    Seyyid Ahmed el Bedevi hazretleri talebelerini teveccüh ve nazar ederek terbiye eder hiç konuşmazdı. Halifesi olan Abdülal dışarıdan , cahil, manevi terbiyeden mahrum gafil birini Ahmed el Bedevinin huzuruna getirince, hemen bir kere nazar buyurur, o kimse manevi haller ve yüksek dereceler ile dolmuş olurdu . Ve ondan sonra irşad vazifesi ile başka illere gönderilirdi.

    Seyyid Ahmed el Bedevi hazretleri daima yüzü peçeli gezerdi. Onun yüzünü gören pek azdı. Hiç göremeyenlerde vardı. Müridi olan Abdülmecid onun yüzünü görmek istiyordu. Bir gün dayanamadı arzusunu bildirdi. Onun bu isteğine karşılık Bedevi hazretleri ;

    Ey Abdülmecid , yüzüme bir kere bakmak bir cana bedeldir, haberin olsun.

    Abdülmecid ; - Ey efendim tek bir kere göreyim , o vakit ölüme razıyım.


    Ahmed el Bedevi hazretleri bu ısrar üzerine onu kıramadı ve yüzündeki örtüyü şöyle hafifçe kaldırdı. O nurlu yüzü gören Abdülmecid, bir nara atarak ruhunu teslim etti.

    Seyyid Ahmed el Bedevi hazretleri , uzun boylu , buğday tenli , yüzü büyük bacakları etli ve kalın , gözleri sürmeli kolları uzundu. Yüzünde geçirdiği çiçek hastalığından kalma üç nokta vardı. Devamlı yüzü örtülü ve hırka giyerdi. Giydiği elbiseyi ve başına sardığı amameyi eskiyip gidinceye kadar çıkarmazdı. Eskidikten sonra yenisi getirilir , onu alır giyerdi . Amamesi her yıl mevlidi nebevi mevsiminde halife tarafından verilir ve giydirilirdi.

    Kırk yıl ona hizmet eden ve o vefat ettikten sonra yerine vekalet eden müridi Abdülal a söyledikleri şöyle idi.

    Allahü tealayı zikretmek kalb ile olur, sadece dil ile olmaz. Allahü tealayı hazır bir kalb ile an ! Allahü tealadan gafil olmaktan sakın ! Çünkü gaflet kalbi katılaştırır. Sabır Allahü tealanın hükmüne rıza göstermektir. Onun hükmüne rıza göstermek ve emrine teslim olmak demek, nimete kavuştuğunda sevinip ferah duyduğu gibi , musibet ve sıkıntı geldiğinde aynı sevinç ve ferahlığı duyabilmek demektir. Nitekim Allahü teala, Bakara suresinin 155. nci ayet-i kerimesinde mealen, Peygamber efendimize ( S.A.V ) hitaben ; “ Ey habibim ! musibet ve ezaya sabredenlere lütuf ve ihsanlarımı müjdele buyuruyor. Zühd sahibi olmak, dünyaya düşkün olmamak demek, dünyevi arzu ve istekleri terk etmek suretiyle, nefse muhalefet etmektir. Harama düşmek korkusundan dolayı, yetmiş tane helali terk etmektir. Tefekkür etmenin hakikati , Allahü tealanın yarattıkları hakkında düşünmek, fakat Allahü tealanın zatı hakkında düşünmemektir. Allahü tealanın kullarından birine bir musibet gelse, bunun için sakın sevinme ! Gıybet ve dedikodu yapma ! İnsanlar arasında söz taşıma ; sana eziyet vereni, zulmedeni affet ! Kötülük yapana iyilik et ! Sana vermiyene ver.

    Sadık olan fakir, hiç kimseden bir şey istemez. Eğer kendisine bir şey verilirse teşekkür eder, verilmezse sabreder. Sünnet-i seniyye üzere yürür. Bunlar bizim yolumuz üzere yürüyenlerin alametleridir. Yalan konuşmamak, Kötü iş ve sözde bulunmamak , haramlara bakmamak, madden ve manen temiz olmak, Allahü tealadan korkmak, zikre ve tefekküre devam etmek yolumuzun esaslarındandır. Hasan-i Basri hazretleri buyuruyorki : “ Sadık olan fakirlerle birlikte bulunmakla bazı meseleler öğrendimki bunlar, hikmet cevherlerindendir “ – İlmi olmayan kimsenin dünyada da ahirette de hiçbir kıymeti yoktur. Hilmi ( yumuşaklığı ) olmayan kimseye, ilmi faide vermez. Allahü tealanın kullarına şefkat etmeyen kimseye, Allahü teala katında şefaat yoktur. Sabırlı olmayan kimseye, işlerinde selamet yoktur. Takvası , Allahü tealadan korkması, haramlardan sakınması olmayan kimsenin, Allahü teala indinde hiçbir kıymeti yoktur. Bu altı hasletten nasibi olmayan kimsenin, cennette yeri yoktur.

    Seyyid Ahmed el Bedevi hazretleri 1236 yılında Tantaya yerleştikten sonra hayatının geri kalan kısmını burada geçirdi. 12 Rebiülevvel 675 te ( 24 ağustos 1276 ) burada vefat etti.

    Kaynaklar, Seyyid Ahmed el Bedevi nin doğum yıldönümünün törenlerle kutlandığını, yılda üç defa onun için mevlid okunduğunu, fakat bazı alimlerin ve devlet adamlarının baskısı ile zaman zaman bu törenlerin yapılamadığını haber verir. Fakat bunların arasında Melik Baybars onun talebesi olmuş, Sultan Kayıtbayda Bedevi hazretlerinin türbe ve makamını tamir ettirip genişletmiştir. Bu yakın ilgi sebebi ile , Bedevi dergahında halife olan kişi uzun yıllar Memlük sultanlarının merasim alaylarında özel bir yere sahip olmuştur. Tanta da Sultan Kayıtbay devrinde Ahmed el Bedevi adına tesis edilen ve Nizamiyye, Müstansırriye ve Ezher medreselerinin bir örneği olan Ahmediyye medresesinden Memluklar ve Osmanlılar devrinde bir çok alim yetişmiştir.

    Seyyid Ahmed el Bedevi nin Kuzey Afrika ve özellikle Mısırın dini-tasavvufi hayatında derin izleri vardır. Mısır halkı tarafından aynı zamanda büyük bir kahraman ve kurtarıcı olarak tanınmış, Hıristiyanların elinde Müslümanları kurtardığına inanıldığı için “ mücibül-üsara min biladinnasara “ lakabını almıştır. Ayrıca bedeviyye tarikatı mensuplarının Haçlılara karşı verdikleri çetin mücadelede bilinmektedir.