Zikir kalbin cilasıdır( M.Saki Erol )

'Dualar ve Faziletleri' forumunda Semerkand tarafından 11 Aralık 2011 tarihinde açılan konu



  1. Zikir kalbin cilasıdır( M.Saki Erol )
    Gizli zikir
    Zikir vuslat yoludur


    Hafaza meleklerinin işitmediği gizli zikir, açık zikirden yetmiş derece daha üstündür. Kıyamet günü olduğunda Allah Teala hesap için toplar.


    Zikir kalbin cilasıdır
    Zikrin sevabı ve fazileti konusunda çok fazla ayet ve hadisin gelmesi, onun müminler için ne kadar önemli olduğunu gösterir. Zikirle kalplerini ihya eden Allah dostları, nimet ve faydalarını bizzat müşahede ettikleri için bu ibadeti bütün insanlara şiddetle tavsiye etmişlerdir. Bakara suresinde “Siz beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim” buyrulduğu gibi; zikir kulun yüce Rabbi ile beraber olmasına vesiledir. Allah dostları; bir insanın Allah’ı zikretmesinin bundan başka faydası olmasa bile, bu müjdenin zikrin şeref ve faziletini anlatmaya, insanı zikre koşturmaya yeterli olacağını belirtir. Rasulullah Efendimiz (s.a.v) ashabına bir gün “Cennet bahçelerine uğradığınız zaman oradan bolca istifade edin; içine girin, yiyin için!” buyurur. Orada bulunanlar “Bu cennet bahçeleri neresidir?” diye sorduğunda ise Efendimiz (s.a.v) “Zikir halkalarıdır” der. Efendimiz’in işaret ettiği bu zikir bahçelerinde, ilahi aşk, muhabbet, rahmet, sekinet, nur, ihlas, edep, tövbe, göz yaşı, sevgi, feyiz, meleklerin teşrifi, istiğfarı ve hayır duası gibi manevi meyveler mevcuttur. Bu nimetlerden elde etmek isteyen herkes o bahçeye koşmalıdır.

    Zikir vuslat yoludur
    Zikir, kulu yüce Rabbi’ne yaklaştırır. İnsanın marifet ve muhabbetini artırır, manevi derecesini yükseltir. İhlasla yapılan zikir kul ile Rabbi arasındaki perde ve engelleri kaldırır. Aynı zamanda kalbin cilasıdır, onu manevi kirlerden temizler, içindeki gafleti yok eder. Kalp, zikrin nurları ile aydınlanır ve parlar. Zikirle gelen nur insanın bütün vücuduna yayılır, her organ ondan bir pay alır, nurlanır; böylece de bütün vücut Allah sevgisiyle tatlanır. Zikir nurları içinde kaybolan kimsenin yüzü güzel, sözü tatlı olur. Bakışı feyiz akıtır, gülüşü huzur verir. Her hali hayrı yansıtır. Bu kimse Allah’ın yeryüzündeki canlı şahididir. Kendisine bakana Allah’ı hatırlatır.

    Zikir manevi zevk kapılarını açar. Kul, zikir sayesinde Allah ile özel sohbet ve muhabbet eder. Allah zikredenin en yakın dostu olur, kalbini şenlendirir, onu doyumsuz ve benzersiz zevklere ulaştırır. Büyük ariflerden İbrahim b. Edhem (rh.a) bu zevki şöyle tarif eder: “Yüce Rabbim kendisini seven ve çokça zikreden dostlarının kalbine öyle bir zevk koymuştur ki, eğer dünya sultanları bunun ne kadar tatlı olduğunu bilselerdi, onu ele geçirmek için bütün ordularıyla ariflerin kalbine hücum ederlerdi. Ancak Allah dostları onu gizlerler, dünya sultanları ise ondan habersizdirler.”

    Balık için su ne ise, kalp için de zikir odur
    Susuz balığın öldüğü gibi, zikirsiz kalp de bir bakıma ölür. Kalbi ölen bir insandan ise hayırlı ve tatlı işler çıkmaz. Böyle bir insan nefsinin ve şeytanın kolayca esiri olur. Şeytanı kalbimizden, işimiz, evimiz, ailemiz, çocuklarımız ve soframızdan uzaklaştırmak istiyorsak, bunun tek yolunun ihlasla zikretmek olduğunu bilmeliyiz. Kötülüklere karşı en sağlam kale olan zikir insanı haramlardan kurtarır. Zikirle meşgul olan bir kalp ve dil, gıybet, yalan, laf taşıma, fitne yayma gibi haram ve boş işlere vakit bulamaz. İbadet, hizmet ve zikir ile meşgul olmayan kimsenin boş işlerden korunması da mümkün değildir. Kalbe gelen günah arzularını zikirle söndürme ve hayra yönlendirme imkanı vardır. Zikir ile desteklenen kalp iyiyi kötüyü fark eder.

    Zikir mahşer gününe zafer biletidir. Allah mahşerde zikir ehlini özel himayesine alır, rahmet gölgesinde gölgelendirir. Rasulullah Efendimiz’in (s.a.v) müjdelediği gibi, Allah Teala’yı çokça zikreden erkek ve kadınların hesabı kolay olur. Zikir insanı en büyük felaket olan cehennem ateşinden korur. Zira Rasulullah Efendimiz (s.a.v), insanı ateşten kurtaracak en güzel amelin zikir olduğunu müjdelemiştir. Allah, müminleri kalplerine yerleşen Kelime-i Tevhid ve zikir üzere dünya ve ahirette sabit tutacağını haber vermiştir. (İbrahim, 27) Kulun yüce Rabbi’ni zikretmesi öyle büyük bir sermayedir ki, ömründe bir kere olsun samimi olarak “la ilahe illallah” diyen kimse, bu zikrin bereketine ebedi ateşte kalmayıp cennete girecektir. Zikre ait bu müjdeler herkes içindir. Erkek-kadın, genç-ihtiyar, fakir-zengin herkes bu nimetlere davet edilmiştir. Kul kalbi ve dili ile ne kadar zikir çeker ve buna devam ederse o derece ilahi ikram ve müjdelere ulaşır. Allah dostları iman ve namazdan sonra en fazla zikrin üzerinde durmuşlardır. Çünkü onlar zikirle elde edilecek nimetleri bizzat tatmışlar, onun kalp hastalıklarına kesin ilaç olduğunu görmüşler ve zikri herkese tavsiye etmişlerdir.
    İnsan ve cin şeytanlarının hile, vesvese ve kötülüklerinden korunmanın en güzel yolu sürekli zikir halinde olmaktır. Zikir kalesine giren kimse emniyette olur. Bunun için günlük vird, ders ve hizmetlerine edebince devam eden kimseye büyü, sihir, vesvese gibi şeyler kolay kolay zarar vermez.
    Kısaca, Allah’ı zikir kalbin hayatı, tadı, ilacı, gıdası, cilasıdır. Zikirsiz kalp zayıflar, hastalanır, kararır, kapanır, katılaşır ve sonunda manen ölür. Bu halden Yüce Allah’a sığınırız.

    Gizli zikre özel defter
    Rasululllah Efendimiz (s.a.v) kalp ile yapılan gizli zikrin faziletini şöyle anlatmıştır: “Hafaza meleklerinin işitmediği gizli zikir, açık zikirden yetmiş derece daha üstündür. Kıyamet günü olduğunda Allah Teala bütün halkı hesap için toplar. Amelleri yazan melekler, yazdıkları ne varsa getirir ortaya koyarlar. Allah onlara ‘Bakın hele, kul için yazmadığınız bir şey kaldı mı?’ diye sorar. Melekler de ‘Rabbimiz! Biz bu kulun bildiğimiz ve gördüğümüz her şeyini yazdık’ derler O zaman Allah o kula ‘Senin bizim yanımızda gizli/özel muhafaza edilmiş bir defterin var. Onu melekler bilmezler. Onu ben yazdım, karşılığını da ben vereceğim. O senin yapmış olduğun gizli zikirdir’ buyurur.”
    İşte Allah dostları bu özel deftere amel yazdırmak için çalışırlar. Gizli zikrin en güzel sonucu, kulun Rabbi ile huzur bulması, O’na aşık olması ve ismini yüce Allah’ın özel defterine yazdırmasıdır. Bu, sadıkların işidir, sıddıkların yoludur. Nakşibendi büyüklerinin meşrebi, aşıkların mesleğidir. Sâdâtların verdiği ders budur.

    M.Saki EROL