Zeynep Kamil in hikayesi

Konusu 'Hikayeler' forumundadır ve Yasemin tarafından 14 Şubat 2013 başlatılmıştır.

  1. Yasemin

    Yasemin Üye

    Katılım:
    1 Haziran 2008
    Mesajlar:
    9.576

    Prenses Zeynep Kamil in hikayesi


    Mısır’da Başlayan, İstanbul’da Noktalanan Bir Aşkın Öyküsüdür bu

    Zeynep Hanımefendi ile Kâmil Paşa’nın ölümsüz aşkıyla ilgili olarak Rivayet muhtelif ama maksut bir.” Katip Yusuf Kâmil Bey, atandığı yeni işine başlamak için Mısır’a doğru yola çıktığında, o yolun sonunda kendisini yeni işinden de önemli,yepyeni bir yaşamın beklediğini elbette bilmiyordu.

    Fakat orada Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın kızı Zeynep Sultan’la karşılaştığında, yalnızca yaşamı boyunca
    değil, yaşam sonrasının sonsuzluğunda da ondan ayrı olamayacağını çok iyi biliyordu. Bir şeyi daha biliyordu Katip
    Yusuf Kâmil Bey: Âşık olduğu Zeynep Hanımefendi’nin de aynı duygular içinde olduğunu...

    Çünkü Zeynep Hanımefendi de, İstanbul’dan gelen bu katip beye âşık olmuştu ve... O da biliyordu artık, yaşamının da, yaşamı sonrasının da Yusuf Kâmil Bey’siz olamayacağını.Varlığı böylesi yüce aşklarda ortaya çıkan bir engel, Zeynep Hanımefendi’yle Yusuf Kâmil Bey’in aşklarında da ortaya çıktı.Hatta bu engel, ikisinin ortasına girdi, ikisini iki yana ayırdı.

    Bu engel, okuma yazma bile bilmediği ileri sürülen Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’nın kendiydi.

    Kızının, bir katibe olan aşkına Baba kimliğiyle karşı çıkan Mehmet Ali Paşa, yaşamındaki ilk karşı duruş'unun yenilgisini kızından aldı. Kızı, aşkının büyüklüğü yanında baba sevgisi baba saygısı, hatta baba korkusunu görmezden gelmiş ve tüm bu engellerin üstünden yürüyerek kendini, ortak savaşımlarının muzaffer kahramanı'nın kollarına atmıştı.

    Mehmet Ali Paşa, kızının bu zaferini bir tutsak çaresizliğiyle olduğu denli, bir baba olgunluğu'yla da kabul etmek zorunda kaldı.

    Ve damat adayı'nın elinden tutarak, onun önce makamını yükseltti, sonra da o eli, “iyilik perisi” olarak anılan kızının
    eliyle birleştirdi.

    Zeynep Hanımefendi ile Yusuf Kâmil Bey’in aşklarına yaraşır görkemdeki düğünleriyle, görkemli bir aşk öyküsü de
    noktalanmış oldu.Fakat çok geçmeden “hava birden bulutlandı, karardı” ve iki âşık karı koca, sinsi bir kara kedinin aralarına girmesiyle birbirlerinden ayrıldılar.

    Bu kara kedi, Mehmet Ali Paşa’nın torunu ve yönetimde etkin bir yeri olan Abbas Hilmi Paşa’ydı. Eniştesi Yusuf Kâmil Bey’in Fransız yanlısı olduğunu da ileri süren Abbas Hilmi Paşa, teyzesiyle eniştesini ayırmayı başarabilmişti;
    ama Padişah Abdülmecid’in araya girmesiyle daha sonra onların yeniden biraraya gelmelerini de sağlamıştı.

    Bu konuda Abdülmecid’in başlattığı girişimi daha sonra Sultan Abdülhamid sürdürmüş ve iki âşık, kısa aralıklarla Mısır’danİstanbul’a getirildiler ve nikahları tazelenerek, yeniden evlendirildiler.

    Eşinden ayrı kaldığı sürede paşalığa yükselen ve artık Yusuf Kâmil Paşa olarak anılan damada bu nikah tazelenmesi
    olayında Londra Büyükelçisi Mustafa Reşit Paşa, Zeynep Hanımefendi’ye de Şeyhülislam Arif Hikmet Bey vekil olmuşlardı.

    Uzun bir ayrılıktan sonra bu kez İstanbul’da birbirlerine kavuşan çift, el ele vererek İstanbul’u hayır yapıtlarıyla
    donatmaya başladılar.

    Zeynep Kamil Hastanesi, işte onların bu yapıtlarından biridir.

    Yusuf Kâmil Paşa kimdir?1808 doğumlu Yusuf Kâmil Bey, bir süre Divan-ı Hümayun
    Kalemi’nde çalışmış ve Mısır’a gitmiştir. Mehmed Ali Paşa’nın güvenini kazanarak önce Mısır Hazine Kâtipliği’ne, sonra da Mehmed Ali Paşa’nın Maiyet Kâtipliği’ne getirilen Yusuf Kâmil Bey kaymakam rütbesiyle asker olarak, mirlivalığa dek yükseldi; 1845’te Sultan Abdülmecid tarafından kendisine Mirmiran rütbesi verildi.

    Padişahın fermanıyla 1849’da İstanbul’a gelir ve Rumeli Beylerbeyi rütbesiyle Meclis-i Vâlâ üyeliğine atandığı
    vezirliğe de yükseltilen Yusuf Kâmil Paşa, 1852’de Ticaret Nazırı, 1854’te Tanzimat Meclisi Reisliği’ne getirilmiş,
    1862’de de Sultan Abdülaziz’e sadrazam olmuştur. Onun, 1862’de Fransızca’dan çevirdiği Fenélon’un “Telemaque”ı,
    Türkçe yayımlanan ilk çeviri romandır.