zemheri kuyusu ...!!!

'Kitap özetleri' forumunda küLkedisi tarafından 30 Ocak 2010 tarihinde açılan konu





  1. [​IMG]



    Bir ruh hekimi ile hastası arasında yaşanmış bir başka zamanla bugün arasında gidip gelen bir gönül mâcerası� Romanın ilgi çekici bir kurgusu var; yakın geçmişte yaşadığımız Körfez Depreminde �zaman� yarılmış ve Fuat bir başka zamanda sevgisinin kökenini bulmuştur� Romanda mistik esintiler arasında serbest şuur akımının başarılı bir uygulamasını okuyacaksınız. "Türkiye Yazarlar Birliği"nin 2005 yılı "roman" dalındaki ödülü "Zemheri Kuyusu" adlı eseriyle Metin Savaş'a verilmiştir.

    ***

    "Büyük mağazaların girişlerinde pek sevimli Noel Babalar Türklüğün helvasını dağıtıyordu. Çocuklar şen şakraktı. Ağaç yaşken eğiliyordu. Hoca Nasrettin’den öğüt almamış bu çocuklar beleşten almaya alışıyordu. Komşuda evcilik oynamasını bilmeyen bu çocuklar bilgisayarda adam vurmasını öğreniyordu. Arapça sure belleyemeyen bu çocuklar İngilizce şarkı ezberliyordu. Cıngıl beng, cıngıl beng, cıngıl cıngıl beng! İyi ki doğdun Noel Baba! okumuyoruz? Fakat yavrum, biz Müslümanız! Hımmm...”

    “Neden bu hale geldik? Solcumuz milli şefine toz kondurmazsa, sağcımız demokrasi şehidini sorgulamazsa olup olacağı budur.”

    “Şikayetçi olan pek yok. Çünkü neye itiraz edileceği belli değil. Özgürlük falan deniyor. İnsan hakları evrensel beyannamesinin maddeleri ve temsili demokrasi lafları sakız gibi çiğnem çiğnem çiğneniyor. Alkışlamak zorundasınız. Parlak sözler karşısında akan sular durur. Zekâ tembelliği. Düşünce yoksunluğu. Sodom ve Gomoreleşmenin ilk adımı. İthal kavramlar önümüzde hazır. Bizim yerimize düşünen ve yine bizim yerimize çözüm üreten fedakârlar var çok şükür...”

    ***

    "Metin Savaş�ın bu romanı, daha önceki deneme ve başarılarının ötesinde, edebiyatımız için önemli bir kazanım ve ümit olarak görünüyor. Kahramanın ağzından ve yer yer serbest bilinç akımı ile yazılan roman, bu tekniğin kullanıldığı romanlarımız içinde hemen ön sıraya oturmuş gibidir. Konu şöyle: 1999 Körfez depreminin sonrasıdır. Depresyon geçirdiğini düşünen gazeteci Fuat, amcasının oğlu Tolga�nın yönlendirmesiyle psikiyatrist Dr. Hayrünnisa hanıma gider. Psikiyatrist onun geçmişini eşelemeye çalışırken beklenmedik olaylar gelişir; ikisinin geçmişiyle ilgili bazı şeyler bilinmeye başlar. Derken, Fuat kendisini Dr. Hayrünnisa�nın dedesi Hisarlı Ahmet bey�in konağında bulur; bir zaman yarılması olmuş, Fuat yüz yıl önceki büyük İstanbul depremi zamanına düşmüştür. Çarpıcı bir roman örgüsü başlar; mistik olaylar hurafelerle karışır. Zemheri kuyusu romana girer; iyilikle kötülüğün ezeli kavgası. Bir meczup dünya üstündeki iyiliğin sorumluluğunu kendi üstünde hisseder. Fuat bütün bu olaylar içinde, yazmayı düşündüğü, ama bir türlü başlayamadığı romanını yaşadığını hisseder. Hayrünnisa hanıma olan ilgisi giderek derinleşmeye başlar. Hayrünnisa�nın kardeşi Aydın�la tanışır , Takunyalı Evliya ve Zemheri Kuyusu�nun sırrını birlikte çözmeye karar verirler. İşaret edilmesi gereken ilk nokta, romanın yüzde yüz yerli olduğudur. Bakış açısından, roman kahramanlarına, olaylardan, işlenen temalara, kullanılan imajlardan, kahramanların tutum ve davranışlarına, her türlü roman malzemesine kadar her şey millî ve o kadar sıcak... Öyle ki, İtalya�daki pansiyon sahibi madam bile, İzmir�i özleyen ve türküler söyleyen bir Anadolu kadını gibi... Fuat�ın şuuraltından iki de bir açığa çıkan Bilge Kağan�ın bin üç yüz yıl önceki : "Türk milleti öldün!....Türk milleti öleceksin!..." haykırışı, ne kadar Türk olunduğunun çarpıcı göstergesi. Kahramanların , en az işlenenleri bile iz bırakıyor. Aslında Tolga ile nişanlısı, kendi başlarına , kendi sevgi ve ilişkileriyle hiç ele alınmamışlar gibi; Fuat ve Hayrünnisa ilişkisinin fonu olarak görünüyorlar. Fakat, o kadar canlı, sıcak ve etkileyici verilmişler ki, en az öndekiler kadar romanı doldurmuşlar. Olay örgüsü, romanın kuruluşu son derece başarılı ve okuyucunun heyecanını hiç eksiltmiyor. Romancının, Ahmet Hamdi ve Peyami Safa�dan dersini iyi aldığı anlaşılıyor. Bunu yani kendi edebiyat büyüklerimizden kaynaklanan yeni atılımlara girişmeyi de ayrıca övgüye değer buluyorum. Edebiyatın her türlüsü sonuçta dile dayalı sanat yaratışlarıdır. Bu bakımdan özel bir roman dilinden söz edilmese bile, dil sağlamlığı ve güzelliği roman sanatının da temelidir. Metin Savaş�ın zengin, duru ve oturmuş, romana yaraşır bir dili var. Ayrıca romanın akışı içinde ana dil ve temiz Türkçe bilincini romanın bir parçası olarak sürekli vurgulaması da pek hoş. Akıcı bir üslup içinde, başta işaret ettiğimiz serbest bilinç akımının kullanılması üslubu aksatmamış. Gerek bizdeki gerek batıdaki örneklerinde, yoğun kullanılması halinde bilinç akımı ile yazılanlar okuyucudan özel bir dikkat ister ve yorucu olurlar. Metin Savaş�ın bilinç akımı uygulamasında, çağrışımlara kapılıp giden , sıkmayan, yormayan bir anlatım başarısı var. Zaman zaman Ahmet Mitat Efendi yahut Gogol tarzı, okuyucu ile roman arasına girdiği de olmuş; ama bu tarzı mübalağa etmemiş; zarif bir çeşni katmanın ötesine geçmemiş. Üzerinde çok konuşulacağını sandığım romancıya ve romanına hoş geldiniz diyor, Zemheri Kuyusu�nu okuyucularımıza hararetle tavsiye ediyorum."

    Nevzat KÖSOĞLU

     


Benzer Konular
Yükleniyor...