zamanını bilelim...

'Kısa Bilgiler' forumunda Eco tarafından 2 Temmuz 2008 tarihinde açılan konu

  1. Eco

    Eco


    Zamanın birinde bir kasabada yaşayan dünyalar güzeli bir kız varmış. Bu kız öyle güzelmiş ki çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zengin, çok yakısıklı, asil pek çok delikanlı onu görmeye gelirmiş. Kendisiyle evlenmek isteyen nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmis.Bu arada aynı kasabada yasayan ve bu kıza aşık olan genç bir delikanlı da bu kızı istemis. Ama kız onu da reddetmis.
    Aradan uzun yıllar geçmiş. Bizim delikanlı kasabadan ayrılmıs. Kendine baska bir hayat kurmuş ve evlenmiş,çoluk çocuğa karısmış.Bir gün yolu bir zamanlar yaşadıgı güzel,küçük kasabaya düşmüş.Orada tanıdık birine rastladıgında aklına bir zamanlar orada yasayan dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş. Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kizin evlendiğini söylemiş.
    Bizimki bir zamanlar herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş. Bir gün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş. Kızın kocası şişman ,kel ve çirkin mi çirkin bir adammış.Üstelik zengin bile değilmiş.Çok merak eden adam kocası gittikten sonra evin kapısını çalmis. Kız kapıyı açınca kendini tanıtmış ve neden böyle bir adamla evlenmiş olduğunu sormus.Kız da ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevabı vereceğini bu arada tek şartının bahçede ilerlerken geriye dönmemesi olduğunu söylemis. Adam da bunun üzerine yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede ilerlemeye başlamıs. Birden çok güzel sarı bir gül görmüş. Tam ona doğru eğilirken biraz ilerde kocaman pempe bir gül gözüne çarpmış. Tam ona uzanırken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş. Derken bir de bakmış ki bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen oradaki bir gülü koparip kıza götürmüş. Bahçenin en güzel gülünü getirmesini beklerken kız bir de ne görsün yapraklari solmuş cılız bir gül. Bunun üzerine adama dönen kız şöyle demiş; " Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın. Bu yüzden gençlik gitmeden elindekiyle yetinebilmeyi öğrenmek gerekir."


    ZAMAN SU GİBİ AKIP GİDERKEN,KIYMETİNİ BİLMEMİZ DİLEĞİYLE....
     



  2. Ewet ama her şeyde yetinmeyi bilmekle olmuyor azim çaba gerekiyor ama bu hikaye şunu hatırlattı bana ''çarşıdaki pirinci ararken evdeki bulgurdanda olmak'' öyle değilmi:f106: :f106:

    emeğine sağlık Eco:f40:
     



  3. ilk okuduğumda çok etkilenmiştim bende bir şiirle katılmak istiyorum konuya iznin olursa eco
    biraz uzun bir şiir umarım okurken sıkılmazsınız

    KÜÇÜK HANIM

    Türkü söyler gibi konuşur küçük hanım
    Dağılır yüzüne saçları
    Gelincikler gibi taze ve güzel
    Serçeler gibi uçarı

    Çıksa sokağa biraz, sevdalıları
    Dolaşır solunda sağında
    Kolay kolay beğenmez kimseleri
    Ufacık burnu Kaf Dağında

    Sıcaktan soğuğa girmez elleri
    Bin türlü işve, bin türlü naz
    Yormaz gözlerini küçük hanım
    Gazete bile okumaz

    Moda dergilerinde bulur kendini
    En pahalı kumaşları düşünür
    Yaşamak: giyinmek demekmiş onca
    Mutluluk: yaprakları pırlantadan bir güldür.

    Birşey anlatılsa Anadolu’dan
    Birden değişir yüzü
    Melodileri yarım kalır dudaklarında
    Ne oyunumuzu sever, ne türkümüzü

    Bir beyaz martı gibi çırpınır durur
    Denizin koynunda her yaz
    Hani İstanbul olmasa, altın kumlar olmasa
    Dünyada yaşayamaz.


    KÜÇÜK HANIMIN HAYALLERİ

    Uzanır yatağına yorgun
    Gülümser gözleri kapalı…
    Boğaz’da iki katlı bir ev düşünür,
    Güvercinler gibi beyaz bir yalı

    Palmiye ağaçları olmalı bahçesinde
    Çiçeklerin bin türlüsü açmalı
    Denizinde motor, kapısında araba
    Biner binmez uçmalı..

    Antika mobilyalar geçirir sonra aklından
    Kuştüyünden yataklar…
    İpek acem halıları odalarında
    Sofrasında altın çatal bıçaklar…

    İster ki, aşçıları, hizmetçileri bile
    Su içsin altın kupadan.
    El pembe- gül pembe çocuklarına
    Dadılar gelsin Avrupa’dan.

    Ve sonra çocukları: biri oğlan, biri kız
    Şirin mi şirin, can mı can
    Kocası dünyalar kadar zengin,
    Tunç heykeller gibi yakışıklı her zaman.


    KÜÇÜK HANIMIN KADERİ

    Ve nihayet evlendi küçük hanım
    Güzelim yüzünde çizgi çizgi gam
    Kocası ne zengin, ne halden anlar biri
    Üstelik çirkin ve kaba bir adam.

    Evleri şimdi doğunun yoksul bir şehrindedir
    Ne dağlar yol verir, ne ırmaklar su
    Kalın kara bıyıklı, kara mavzerli adamlar
    Kurmuşlar dağların başında pusu…

    Öksüz bir ceylan gibi her akşam
    Odadan odaya dolaşıp durur
    Pencereden baksa bir yer görünmez,
    Sokağa çıksa söz olur…

    Kör kandiller gibi yanar elektrikler
    Sokaklarda çirkin köpekler ulur
    Gece şehir kulübüne gider kocası
    Küçük hanım odasında yapayalnız oturur….

    Büzülür korkudan bir köşeye çaresiz
    Eski hayalleri bir bir uzaklardan el eder.
    İstanbul’u düşünür, altın kumları düşünür
    Sonra bel vermez dağları, yol vermez ırmakları

    Kalın kara bıyıklı adamları düşünür…
    Batar avuçlarına sedef tırnakları
    Birşey kopar içinden, bir bilinmez yerinden
    Nemli bulutlar geçer güzelim gözlerinden

    Ah bu kader demeyin kısmet demeyin
    Anlatılamaz şimdi küçük hanımın derdi
    Her kuş dengiyle uçardı, böyle olmazdı
    Küçük hanımlar bilselerdi…….

    Y. B. BAKİLER