Yunus Emre Felsefesi

'Biyografi' forumunda YAREN tarafından 1 Nisan 2011 tarihinde açılan konu


  1. Yunus Emre Felse - Yunus Emre Felsefe Anlayışı - Yunus Emre Felsefi Görüşü

    Yunus Emre'nin Felsefesi

    [​IMG]

    Yunus Emre, 13. y.y’da yaşamış bir Türkmen dervişidir. Anadolu’da birliğin bozulduğu, Moğol ordularının yakıp yıktığı, insanların umutsuzluğa kapıldığı bir dönemde, şiirleriyle bir sevgi seli oluşturmuş, insanlara manevi huzuru, sevgi ve hoşgörü gibi evrensel değerleri anlatmıştır.

    XIII. ve XIV. y.y.’lar Anadolu’nun büyük siyasal çalkantılar geçirdiği dönemlerdir. Bu dönemde Ahmet YESEVİ ile başlayan Türk Tasavvuf Harekatı, aynı dönemde ve aynı bölgede yaşayan Mevlana ve Yunus Emre ile doruk noktasına ulaşmıştır.

    YAŞAM FELSEFESİ

    Yunus Emre, insanları doğru yola çağıran bir derviş, gerçeğin ardı sıra dolaşan bir mistiktir. Bu gerçek varlığın birliği ve herşeyin Tanrı’dan oluşudur. Kainatta var olan herşey bu görüntü yokken de vardı.

    “Ete kemiğe büründüm

    Yunus diye göründüm”

    dizelerinde anlatmak istediği, bu Tanrısal gerçekliktir.

    Tanrı’ya kulluk etmenin asıl amacı, kendini O’na beğendirmek olup, bu da gönülleri kırmamakla, onları onarmakla mümkün olabilir. İnsana gösterilen saygı ve sevgi, bir bakıma Tanrı’ya gösterilmiş demektir.

    “Nazar eyle itiri,

    Bazar eyle götürü,

    Yaradılanı hoş gör,

    Yaradandan ötürü”

    dizeleri, bu konudaki düşüncelerini ne de güzel ifade etmektedir.

    Gönül kırmamalı, hiçbir canlıyı incitmemeli, gönül almalı, büyükl taslamamalı, geçimli olmalı, bilgili olmalı, O’nun üzerinde durduğu başlıca konulardır. herkes ayıbını ve kötülüğünü görebilmeli ve bunları düzeltmek için çaba göstermelidir.

    “Bir kez gönül yıktın ise,

    Bu kıldığın namaz değil,

    Yetmiş iki millet dahi

    Elin yüzün yumaz değil”

    Yunus, dervişlik felsefesini benimsemiştir. Dervişlik, belli kuralları olmayan bir töre okulu, bir insanlık disiplinidir. Derviş olabilmek için duygulardan, kötü düşüncelerden arınmak, ölüm korkusunu yenip, Tanrı ve insanlık yolunda çaba göstermek gerekir. Elde tesbih, dilde dua, herşeyden elini ayağını çekmiş insanlara yakıştırılan bu dervişlik, sonraları ortaya çıkan bir sapmadır. Nitekim Yunus, bu softalara şiddetle karşı çıkmış ve şiirlerinde bunları sürekli yermiştir.

    “Dervişlik dedikleri,

    Hırka ile taç değil

    Gönlünü derviş eden

    Hırkaya muhtaç değil

    ————————–

    Çeşmelerden bardağın

    Doldurmadan kor isen,

    Bin yıl dahi beklesen

    Kendi dolası değil”

    diyerek bağnazlığı ve tevekkülcülüğü, gerçek din düşüncesiyle bağdaştırmamıştır.

    Anadolu’nun karışıklık dönemlerinde Horasan’da birçok bilim adamı Anadolu’ya gelmiş ve bu karışık döneme, bir güneş gibi doğmuşlardır. Bunlardan biri de önce Karaman’da yaşayan daha sonra Konya’ya göç edip Mevleviliği kuran Mevlana’dır. Yunus, çağdaşı olan Mevlana’yı şiirlerinde sık sık anmıştır:

    Mevlana Hüdavendigar bize nazar kıldı

    Anun görklü nazarı gönlümüz aynasıdur.

    Yunus Emre, sanıldığı gibi okuma-yazması olmayan cahil bir kişi değildir. Eldeki belgelerin incelenmesi sonucunda, şeyh soyundan olduğu, kendisinin de bu bilgili, mal mülk sahibi aile içinde yetiştiği gibi, Karamanoğulları sarayında hatırı sayılır bir kişi olduğu, Toroslarda yaşayan Türkmenlerin, O’nu “Şeyh” olarak kabul ettikleri anlaşılmaktadır. Karaman Tarihi’ni yazan Şikari de, O’ndan şeyh olarak söz etmektedir.

    Alıntı