Yunus Emre Aruz Ölçüsü

'Biyografi' forumunda Violet tarafından 5 Nisan 2011 tarihinde açılan konu


  1. Yunus Emre Aruz Ölçüsü


    Aruz Ölçüsü, Arapların icadıdır. Onlardan Acemlere geçmiştir. Acemler azur ölçüsünün bazı kalıplarını kendi dillerinin özel yapısına uydurmuşlar, böylece bir Acem aruzu meydana getirmişlerdir. Daha sonra, Acem edebiyatıyla sıkı ilişki kuran Türk şairleri de aruzu, Acemlerden aldılar. Fakat Türk şairleri, aruzu Türk zevkine göre işlediler ve böylece bir Türlü aruzu meydana getirdiler.

    Aruz, Türk edebiyatında o derece köklendi ki, Yunus Emre, Âşık Garip, Gevheri, Emrah, Dertli ve Seyranı gibi birçok ünlü halk şairlerimiz bile bu Ölçüyle şiirler yazdılar.

    Araplar Faale sözcüğünden (kelimesinden) fâ'lün, feûliuı, failim, fâilâtün, müstefittin, mefâilün, müstef'ilâ-tüiî gibi birtakım kalıplar çıkarmışlardır. Bu kalıpların herbirine tef'ile diyorlar. Bu tefileler düzenine göre aruzda on dokuz bahr vardır. Her bahr, tekrar parçalara bölünerek evzan-ı fer'iye denen ölçüleri meydana getirir.

    Fâilâtiin kalıbıyla yapılan failâtiin fâilâtün fâilâtün fâifüıı veznine remel bahri denir. Sadece bu bahrden yirmi iki ölçü çıkarılır.

    Görülüyor ki aruzun kuramsal (nazarî) yönüyle uğ-raşmakta hiç bir fayda yoktur.

    Bütün Türk edebiyatında kullanılan aruz bahrlerinin sayısı ortalama olarak altıdır. Daha fazlasını Şeyh Galip kullanmıştır ki o da dokuzu geçmemiştir. Şairlerimizin asırlar boyunca kullandıkları bu Ölçülere canlı Ölçü diyoruz.

    Şimdi, uygulamadaki aruz Ölçüsüne ait bilgilere geçiyoruz :

    UYGULAMADA ARUZ :
    Aruz ölçüsü (vezni), sözcüklerin hecelerindeki karakter farklılığından doğar.
    Aruza göre, bütün sözcüklerdeki heceler önce iki kümeye ayrılırlar : Birinci kümedekilere açık hece, ikinci kümedekilere de kapalı hece denir.

    1. Açık Hece :
    Açık hece, ünlü (sesli) yle biten hecedir. Bu çeşit heceler ses tartısı bakımından iki farklı durum gösterirler:

    a) Kısa-açık heceler :
    Kısa-açık heceler ince ve hafif olabileceği gibi kalın ve ağır da olabilirler. Örneğin benîm, elim, demin, yemin gibi sözcüklerin ilk heceleri kısa-açık, hafif ve ince hece-lerdir. Fakat kapı, başım, kaşım gibi sözcüklerin ilk heceleri kısa-açık, kalın ve ağırdırlar.

    Açık hecelerin incelik ve kalınlıklarının aruz ölçüsünde pek önemi yoktur. Burada bilinmesi gereken şey, kısa-açık hecelerin yarım ses sayılmalarıdır. Çünkü böylesi hecelerde ses tamamlanmadığı için durulamaz. Örneğin yukarıda örnek olarak gösterilen sözcüklerin ilk hecele-rinde durmak mümkün değildir. Bir sözcüğün ilk kısa hecesinden sonra gelen kısa hecede de durulamaz. Bu çeşit hecelerde ses tamlığını sağlayabilmek için, kendilerinden sonra kapalı bir hecenin gelmesi gerekir.

    Aruzda, arka arkaya üç agık heceli sözcük kullanıl-maz. Çünkü bu ölçüde üç açık heceli kalıp yoktur. Örneğin devekuşu, yönetici v.b. gibi sözcükler aruz Ölçüsüne giremezler. Bu da aruzun bir kusurudur.

    b) Uzun-açık heceler :
    Uzun-açık heceler tam sesli hecelerdir. Bu hecelerde ses tamamlandığı için elimizde olmadan duraklarız. Örneğin: hâkim, şair, bîkes, nebinin, enîsin, icra, Musa sözcüklerinde olduğu gibi. Yalnız burada dikkat edilecek bir nokta var : Uzun söylenen açık heceler, sözcüğün yapısında üç şekilde yer alırlar. Yani sözcüğün ya başına, ya ortasına, ya da sonuna gelebilirler. Böylesi heceler sözcüğün neresine gelirlerse gelsinler, tam sestirler. Örneğin örnekteki hâkim sözcüğünde uzun-açık hece başa, Nebinin sözcüğünde ortaya, icra sözcüğünde de sona gelmiştir.

    2. Kapalı hece :
    Ünsüzler (sessizler) le biten hecelere kapalı hece diyoruz. Geldîmdeki heceler gibi. Kapalı heceler de kapalı-uzun ve kapalı-kısa olmak üzere ikiye ayrılırlar. Bu hecelerin de kalını ve incesi vardır :

    a) Kapah-kısa hece :
    Bu çeşit heceler sadece ünsüzle biten fakat söylenirken uzatılmayan hecelerdir: Ben, sen, bel, gül, al, yap, yırt, sat, kat, kurt gibi.

    b) Kapalı-ımm hece :
    Bu çeşit heceler hem ünsüzlerle bittikleri için kapalıdırlar, hem de uzun söylenirler. Örneğin şîr, pır, şah, mâh, dost sözcükleri gibi. Bu çeşit, yani hem kapalı, hem de uzun söylenen heceler, tek başlarına söylendiklerinde tam seslidirler. Fakat sonlarına bir de yarım sesli hece gelirse, bir buçuk sese çıkarlar. Bir buçuk ses aruzda ayn bir konu olan med için büyük Önem taşır.

    işte karakter bakımından birbirine benzeyen hece¬leri, bütün mısralarda alt alta getirme dizgesine (sistemine) (Aruz Ölçüsü) denir.
    Aruzla yazılmış bir şiirin ölçüsünü bulmak için, mısradaki sözcüklerin hecelerini, nokta ve çizgi ile işaretleriz. Açık-kısa heceler (.) ile; kapalı-kısa, kapalı-uzun ve açık-uzun heceler de (—) ile gösterilir.
    Mısra sonuna gelen hece, açık da olsa, kapalı sayılır.

    Örnek :
    Gün ler ce ne gör düm ne de bir kim se ye sor dum
    Yâ rabî He le kalp ağ n la nm dur du di yor dum
    Yahya Kemal BEYATLI

    Görülüyor ki kapalı heceler kapalılarla, açık heceler de açıklarla alt alta gelmişlerdir, işte aruzun dayandığı düzen budur. Aruz hakkındaki diğer bütün bilgiler, bu düzenin tamamlayıcı ayrıntılarıdır.

    Aruzla yazılmış bir manzumenin Ölçüsünü bulmak için, mısraları meydana getiren sözcüklerdeki heceleri, yukarıdaki Örnekte görüldüğü gibi, nokta ve çizgiyle işaretlemeye ve kalıplara göre bölmeye takti denir.

    ARUZ KALIPLARI :
    Aruz ölçüsünün çeşitli kalıpları' vardır. Bu kalıplardan en çok kullanılanları ve hatırda tutulması kolay olanları tanıtmayı uygun bulduk. Aruz kalıbına eskiler cüz derlerdi.

    Türk edebiyatında kullanılan kalıplar şunlardır : MüstefJilim, mefâilün, mefâîliuı, feiîâtün, fâilâtün,, miiftei-lün, mütefâilün, müstef'ilâtim, feiliin, fâ'lün, feûlün, mef-ûlü, fâilâtü, mefâîlü.

    Bu kalıplar, biribirleriyle bağlanışları bakımından üç kümeye ayrılırlar. Birinci kümede bulunanlara Tekdüzen (muttarit), ikinci kümede bulunanlara Yarı karma (yarı muhtelit), üçüncü kümede bulunanlara da Karma (muh-telit) Ölçüler denir. Şimdi bunları sırasıyla görelim : 1. Tekdüzen ölçüler (muttarit vezinler):

    Bu Ölçüler, bir tek kalıbın arka arkaya sıralanmasıyla meydana gelirler.

    Örnek : Me fâ i lün / rae fâ i lün / me fâ i lün / me fâ i lün Fa i lâ tün / fâ i lâ tun / f â i lâ tün / f â i lün

    2. Yarı karma ölçüler (Yarı muhtelit vazinler) :
    Yan karma ölçüler ayrı ayrı iki kalıbın önce yanyana gelmeleri, sonra da o durumda tekrar edilmeleriyle meydana gelirler. İlk iki kalıbın ayrı yarı olmalarından dolayı karma (muhtelit), bu durumlarıyla yinelenmeleri (tekrarlanmaları) yüzünden de muttarid karakter taşırlar. Onun için bu çeşit ölçülere Yarı karma Ölçü denmiştir.

    örnek : Me fâ î lün/fe û lün. /me fâ î lün/fe û lün Mef û Iü / me fâ î lün / mef' ü lü / me fâ î lün

    3. Karma ölçüler (muhtelit vezinler) :
    Bu kümedeki ölçülerin, bütün kalıpları değişiktir.
    Örnek : Me fâ i Hin / fe i !â tün / nıe fâ i lün / fe i lün Mef û lü / me fâ i lün / fe fi lün

    Aruz kalıplarının meydana getirdikleri ölçülerin hepsini burada sayıp dökmek hem mümkün değil, hem de faydasızdır. Asıl amaç, aruz hakkında toplu bir fikire ulaşmaktır. Şimdi bu üç kümede gördüğümüz ölçülerle yazılmış bazı şiirlerin taktilerini yaparak Ölçü çeşitlerini daha iyi tanımaya çalışalım.

    Tekdüzen Ölçülere (muttarit vezinlere)
    Örnek :
    BÜLBÜL’den :
    Eşin var, âşiyânın var, baharın var ki beklerdin, Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin? O zümrüt tahta kondun, bir semavî saltanat kurdun, Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun! Bugün bir yemyeşil vadi, yarın hir kıpkızıl gülsen, Gezersin hânümânm şen, için şen, kâinatın şen.
    Mehmet Akif ERSOY

    Takti için bu şiirin ilk ve son mısralarını alaılm ve hecelerinin aralarını açarak tekrar yazalım :

    E şin var â / si yâ nın var / ba hâ rın var / ki bek ler din
    Ge zer sin hâ / nü mâ nın şen / i çin şen kâ / i nâ tın şen

    Me fâ î lün / me fâ t lütı / me 'fâ î lün / me fâ î lün

    Arada kalan mısralar da aynı şekildedir. Görülüyor ki bu şiir, Mefâîlün kalıbının arka arkaya dört kez tekrar edilmesiyle meydana gelen Dört Mefâîlün ölçüsüyle yazılmıştır.

    Yan karma Ölçülere (yarı muhtelit vezinlere)
    Örnek:
    Her kuşesinde tfehrin nâm-ı bekâ-ni sârin Şâyestedir denilse âlem senin mezarın.
    Kaldın cihanda bir ân, her ânın oldu bir devr, Mülk-i ezeldi güya tahtında hemeivârın

    Abdülhak Hâmit TARHAN


    Her kû şe / sin de deh rin / nâ m-ı be / kâ-ni sâ rın

    Şâ yes te / dir de nil se / â lem se / nin me zâ rın

    Mefû lü/ fâ i la tün/ mef'û lü / fâ i lâ tün

    Karma ölçülere (muhtelit vezinlere) Örnek :
    nedir bilir misin oğlum ? Önünde harelenen
    Şu mavi safhaya bak, şimdi ansızın seni ben Tutup da flrlatıversem onun derinliğine.
    Düşün bir an ne olur? Korku bilmesen de yine Tahammül eyleyemez, cırpınırsm, ağlarsın; Zavallı kollarının hükmü yok ki kurtarsın,
    O mavi şey sesi yuttukça haykırır bağırır
    Fakat halâs olamazsın; omuzlarından ağır, Demir, haşin iki el muttasıl itip zedeler,
    Ve çare yok ineceksin... Bu işte ömr-î beşer!
    Tevfik FÎRRET


    Bu şiirin de birinci ve ikinci mısralarımn taktiini yapalım:
    Ne dir bi lir / mi si noğ lum ? / Ö nün de hâ / re le nen Şu mâ vi saf / îıa ya bak şîm / di an sı zın / sen ni ben
    Me fâ i lün / fe i lâ tün / me fâ i lün / fe i lün


    Sekt-i melih, aruz ölçüsünde her zaman kullanılan bir ölçü değildir. Daha çok mesnevi türünde arada sırada kullanılır. Melih tatlı, çekici ve güzel anlamlarına gelir. Sekt ise nefes almadan sesi kısma demektir. Edebiyatta sekt, «ahenk kırıklığı» anlamında kullanılmaktadır.
    Mesnevi gibi uzun manzumelerde bir Ölçünün süreli olarak kullanılması usanç verir. Arada bir sekt-i meîih yapmak suretiyle ölçünün ahenginde bir kırma, bir değişiklik meydana getirme ihtiyacı duyulmuştur. Fakat bu bir kural olmadığı için her uzun nasımda başvurulması gereken zorunluk sayılmamıştır. Sekt-î melih şu şekilde yapılır :
    Mefî'ûlü mefâilün feuîün Ölçüsü, önce iki kalıba bölü¬nür. Bu bölünmede Ölçü şu şekle girer : Mefû lü me fâ / i lün fe û lün