Yeşilçam Anıları

'Zaman Tüneli' forumunda Destina tarafından 14 Şubat 2009 tarihinde açılan konu


  1. Türk Sinemasından Anılar
    [​IMG]
    Milliyetçi Yıkım
    Fuat Uzkınay'ın kızı Mutena Uzkınay, 14 Kasım 1989 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde, İlk Türk Filminin çekimini şöyle anlatıyor: ‘1876 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rusların diktikleri Ayastefanos Anıtı'nı, İttihat ve Terakki Fırkası yıkma kararı aldı. Yıkımı bir Avusturya şirketi filme almak istiyordu, ancak bir Türkün filme alması istendi. Göreve babam uygun görüldü. Avusturya şirketinin kameramanı Mordo, babama alıcıyı kullanmasını öğretti ve ilk Türk filmi çekilmiş oldu. Dinamitle yıkılan anıtın çekiminde babamı ve kamerayı bir yere bağlamışlar zarar görmesin diye. Buna hep gülmüşümdür.''

    Yüksek Maliyetli Testi
    Türk sinema tarihinin ilk konulu filmlerinden biri olan Binnaz, kontrollü bütçeyle çekilen bir film. Cemil Filmer ‘Hatıralar’ adlı kitabında çekimlerle ilgili anısını şöyle anlatıyor. ‘‘ Yapımcılığı üstlenen Malul Gaziler cemiyeti, masrafları kısmak için bir memur görevlendirmişti. Bir sahnede evin beyinin karısına sinirlenerek sürahiyi aynaya doğru fırlatıp ikisini birden parçalaması gerekiyordu. Memur itiraz etti. Ahmet Fehim 'Kuzum efendim, cam sürahi yerine, toprak testi kullanırız, ayna yerine pencereden dışarı fırlar, olur biter.' dedi. Görevli bu sefer 'O zaman dekorun gerisinde biri dursun da testiyi düşmeden yakalasın' demez mi?''

    İlk Sansür
    Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın romanından sinemaya aktarılan ‘Mürebbiye’nin (1919) Türk sinema tarihindeki yeri çok farklı. Fotoğrafta görülen Madam Kalitea (üstte), filmlerinde aileleri parçalayan vamp oyuncu... Mürebbiye'de canlandırdığı Anjel, Paris'ten İstanbul'a birlikte geldiği sevgilisinden ayrıldıktan sonra İstanbullu bir ailenin yanına mürebbiye olarak girip ailenin üç erkeğini baştan çıkarıyor. Filmi seyreden işgal makamları 'Anjel'in şahsında işgalciler küçük düşürülüyor' diyerek filmin İstanbul dışında gösterilmesini yasaklıyorlar. Böylelikle Mürebbiye de Türk sinema tarihinin ilk sansürlü filmi oluyor.

    Münir Özkul Dolmuşta
    Münir Özkul, Ayhan Işık'ın cenaze namazına gitmek için dolmuşa binmiş.
    Camiye yaklaştıkça başı sonu belli olmayan bir kalabalıkla karşılaşmış.
    Öyle bir kalabalıkmış ki Münir Özkul,
    - Kalabalığa bak. Sevenlerinin bu kadar çok olduğunu bilmezdim.
    Diye mırıldanmış.
    Bunun üzerine dolmuş şoförü de
    - Sen bir de kendi cenazeni gör abi demiş.

    Ertem Eğilmaz film çekerken
    Ertem Eğilmez, çok disiplinli, biraz da huysuz yönetmendi. Ama filmlerindeki mizah anlayışından yoksun değildi elbette. Tam tersine, müthiş esprisi olan bir adamdı.
    Müjdat Gezen'in aktardığına göre, bir gün Eyüp sırtlarında film çekiyorlardı. Sette işlerin en civcivli anıydı. Giyimi kuşamı düzgün, meraklı bir adam, kamerayı işaret ederek, Ertem Bey'e sordu:
    - Beyefendi, şu delikten ben de bakabilir miyim?
    Yoğun iş arasındaki bu istek, Ertem Eğilmez'i çok kızdırdı. Ünlü yönetmen, bilinen tiz, parazitli ses tonuyla adama bağırdı:
    - Kimsiniz beyefendi, çalışırken niçin araya giriyorsunuz?
    -Efendim ben doktorum. Daha doğrusu jinekologum. Sinemaya çok meraklıyım. Kameradan bakmak istiyorum.
    Eğilmez, meraklı jinekologa öyle bir yanıt verdi ki, sette sıkı disipline karşın büyük bir kahkaha tufanı patladı:
    - Beyefendi, siz muayenehanenizde çalışırken ben gelip 'Bakmak istiyorum' desem kabul eder misiniz?.


    Murat Soydan saçına Meç yaptırırsa

    Yıl, 1970... Türkan Şoray ile Murat Soydan 'Bülbül Yuvası' adlı bir filmde oynuyorlardı...

    Filmde rol icabı Murat Soydan'ın saçlarına 'meç' yapılması gerekiyordu. Soydan bunun kolay bir şey olduğunu düşünerek kuaförün yolunu tutuyordu.

    Kuaföre nasıl bir meç istediğini anlattıktan sonra da koltuğuna kuruluyordu. Aradan birkaç saat geçtikten sonra canı sıkılmaya başlıyordu.

    İşin hiç de öyle kolay olmadığını anlıyordu sonunda. Başını soktuğu aletten sıkılıyor, sonra yavaş yavaş fenalık geçirmeye başlıyor ve en sonunda bayılıyordu. Hemen makineden çıkarıp, eline yüzüne kolonya döküyorlardı, ayıltmaya çalışıyorlardı.

    Murat Soydan iyice ayılıp kendine geldikten sonra bir daha böyle bilmediği işlere girmeyeceğine dair yemenler ediyor 'Bu kadınlara Allah sabır versin. Her hafta bu işkenceye dayanılır mı?' diyordu.



    İzzet Günay'ın burnu nasıl kırıldı

    Filmin adı ''Çifte Nikah''tı. Yönetmeni ise Hulki Saner. O günleri hiç unutmuyor İzzet Günay. Filmin çekildiği yeri bile hatırlıyor...

    Bir söyleşisinde ''Şimdi Erler Film''in olduğu Nişantaşı''ndaki Kodaman Sokak''ta Ant Film Platosu vardı'' diyor. ''Orada çekiliyordu film''.

    Nasıl unutsun ki, o film yüzünden burnu kırılmıştı ünlü sanatçının. Peki nasıl mı? Sadri Alışık kırmıştı. Tabii ki bir kaza olmuştu, yanlışlıkla vurmuştu.

    Filmin bir bölümünde Sadri Alışık''la İzzet Günay''ın kavga sahnesi vardı. Sadri Baba yumruk atacaktı İzzet Günay''a. Günay''ın, yumruk savrulduğu anda kafasını geriye doğru çekmesi gerekiyordu.

    Ancak biraz geç kalmıştı bu hareketi yapmakta. Ve şiddetli bir yumruk yemişti Sadri Alışık''tan. Derken burnundan boşanan kan ve kırılan burun kemiği. Hemen hastaneye kaldırılıyordu ve ilk müdahale yapılıyordu. O günden sonra İzzet Günay ne zaman burnunu sıvazlasa aklına Sadri Alışık geliyor



    Cüneyt Arkın şarkıcı olursa

    Dönemin ünlü yıldızları 1970''li yılların başında birer birer sahneye transfer olmaya başlamışlardı...

    Öncelikle oyuncular, sinemadan bir yılda kazandıklarını, sahnede bir ayda kazanmaya başlamışlardı.

    Sonraları adeta gelenek haline geldi sinemadan sahneye transfer olayı. Üstelik, kadın veya erkek fark etmiyordu. Ünlü bir film yıldızı olmak, sahneye transfer için yeterliydi.

    İşte bu ünlü sanatçılardan birisi de Cüneyt Arkın''dı. 1980 yılının Ağustos ayında ilk kez İzmir Fuarı''nda sahneye adım atmıştı. Tabii ilk günler yoğun ilgi görmüştü ünlü sanatçı.

    Ancak bu olay yani, ünlü film yıldızlarının sahneye çıkması o güne değin sıkça yaşandığından kamuoyu tarafından oldukça kanıksanmıştı. Cüneyt Arkın biraz geç kalmıştı. Yine de ilk günler iş yapmıştı.

    Ne var ki daha sonraları sahne için uygun olmadığı ortaya çıktı ünlü sanatçının. Sahneye birbirinden güzel altı kızla çıkmasına rağmen halkın ilgisi giderek azalıverdi. Bu durum ise hem Arkın''ı hem de gazino patronlarını huzursuz etmeye başladı.

    Sonuçta sahne sevdasından vazgeçmek zorunda kaldı Cüneyt Arkın. Kendisi çok iyi bir sinema sanatçısıydı ve öyle kalacaktı. Daha sonraları ne kadar ısrarlı tekliflerle karşılaştıysa da ilk denemesinden sonra bir daha sahneye çıkmayı kesinlikle reddetti.



    Filiz AKIN bıçaklandı

    Yeşilçam''ın birçok ünlüsü gibi Filiz Akın da uymuştu modaya. Sinemadan sahnelere transfer olan sanatçılar kervanına katılmış, üstelik oldukça da başarılı olmuştu bu alanda...

    Sevdiği sanatçıyı, sahnede ve daha yakından görmek isteyen halk kitleleri, gazinoya hücum ediyor, hınca hınç dolduruyorlardı salonları. Bu açıdan, gazinocuların bir nevi can simidiydi Filiz Akın.

    Sahnelere transfer olmasının üçüncü yılında yani 1979''da İzmir Fuarı''nda programa çıkıyordu ünlü sanatçı. Çalıştığı gazinonun bahçesi her akşam tıklım tıklım doluydu. Adeta Fuar''ın bombasıydı.

    Ancak sıcak bir Eylül günü hiç beklemediği bir olay geliverdi başına. Bıçaklanmıştı... Akşamüzeri kaldığı Efes Oteli''ne girerken, eli bıçaklı bir zorbanın saldırısına uğramış ve baldırlarından yaralanmıştı.

    Zait Hiçyılmaz adındaki saldırgan ise kaçamadan kıskıvrak yakalanmıştı. Yapılan ilk sorgulamasında Filiz Akın''a aşık olduğunu, yüz bulamayınca da bıçakladığını söyleyen saldırgan, ardından ifade değiştirmiş, o dönemin ünlü babalarından Mehmet Nabi İnceler''in kendisini azmettirdiğini söylemişti.

    İddialar çeşitliydi. Kimisi İnci Baba adıyla tanınan Mehmet Nabi İnceler''in Filiz Akın''a aşık olduğunu, ünlü sanatçıdan aşkına karşılık alamayınca da onu bıçaklattığını söylerken, kimileri ise gazino dünyasındaki çekişmeleri sebeb olarak gösteriyordu. Sebeb oydu veya buydu. Olan Filiz Akın''a olmuş, bacağından yaralanmıştı.

    Neyse ki çok ucuz atlatmıştı bu talihsiz olayı. İlk müdahalesi hemen yapılmış, korkulacak bir şey olmadığı söylenmişti ünlü yıldıza. Bunun üzerine aynı gece yaralı bir halde sahneye çıkan Filiz Akın, gözleri yaşlı olarak yaptığı konuşmayla da bütün izleyenlerini ağlatmıştı.


    Öztürk serengil ve Ingmar Bergman

    Öztürk Serengil, İsveç'te Ingmar Bergman'la birlikte bir programa konuk oluyor. Sunucu "Şimdi karşınızda dört film yaptığı halde bütün dünyanın tanıdığı bir sanatçı ile 227 filmde oynamasına rağmen kimsenin tanımadığı bir başka sanatçı var." Bergman afallayarak Serengil'e soruyor: "Pardon 227 film mi çevirdiniz, 227 fotoğraf mı çektirdiniz?".





    Çok güzel ot biçiyon

    Çatalca taraflarında bir köyde film çekiyoruz. Sabahın beşinde yollara düşüyoruz, saat sekizde ot biçmeye başlıyoruz. Evet, üstümde soluk bir hırka, ayağımda şalvar, başımda yemeni harıl harıl ot biçiyorum... Tabii, birtakım aksaklıklar oluyor, sahne yeniden çekiliyor falan, O sırada yanıma köylü bir kadın yaklaşır.

    - Kız, sen hangi köydensin, dedi.

    Ben de İstanbul'dan gelirken içinden geçtiğimiz bir köyün adını verdim. Kadıncağız inandı. Konuşmasını sürdürdü:

    - Çok güzel ot biçiyon. iyi iş yapıyon, bekâr mısın, demez mi? Ben, gülmemek için kendimi zor tutarak,

    - Evet, bekârım, dedim.

    - iyi, iyi, dedi kadın. Sende iş var, seni bizim oğlana alıvereyim bari!..»

    (alıntı)
     



  2. Cevap: Yeşilçam Anıları

    güzeldi teşekkürler Destina
     



  3. Cevap: Yeşilçam Anıları

    güzel konu tesekkürler destina