Yeraltı Kaynakları Sorunu

'Sosyal Konular' forumunda EyLüL tarafından 18 Ekim 2011 tarihinde açılan konu


  1. Yeraltı Kaynakları
    Yeraltı kaynaklarımız nelerdir?
    Yeraltı Kaynakları Sorunları

    Madenlerimiz, sanayinin temel girdilerini sağlayacak, kaynak yaratacak ve üzerleri ne yen i sanayi tesisleri kurulacak yeraltı servetleridir. Madenlerin bir diğer önemli özelliği de tükenebilir olmalarıdır. Oluşumu için milyonlarca yıl ve olağanüstü doğal koşulların gerekli olduğu madenlerimizin üretim ve tüketiminde toplumsal faydanın önde tutulması bilimsel ve teknik bir zorunluluktur.

    Yeraltı kaynaklarına sahip olmak; bir ülkenin sanayileşmesi ve kalkınması için yeterli değildir. Dünyada rezerv olarak büyük maden yataklarına sahip olan ülkeler sömürge olarak yaşarken, maden yataklarına çok az yada hiç sahip olmayan ülkeler dünya ekonomisinde liderliği zorlamaktadırlar. Önemli olan hammaddeye sahip olmak değil, onun nasıl değerlendirildiği, katma değeri yüksek bir sanayi oluşturarak madenlerimizi onun girdisi haline getirmektir. Ülkemiz maden yatakları açısından birkaç maden dışında ( bor, krom, linyit, trona, ...) zengin kaynaklara sahip olmamakla birlikte çeşitlilik açısından bir zenginliğe sahiptir. Bu potansiyellerimizle akılcı toplumsal politikalar oluşturarak kendimize yeter konuma gelebilir, maden ithalatçısı bir ülke olmaktan kurtulabiliriz.

    Bu gerçeklerden hareketle, yeraltı kaynaklarımız Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Genel Sanayileşme Politikaları doğrultusunda ciddi olarak ele alınmıştır. Sanayinin ana girdisi olan enerji ve hammadde kaynaklarımız için toplam kamu yatırımları içerisinde % 40‘lara varan önemli oranlarda yatırımlar gerçekleştirilerek, toplam madencilik üretimimizin % 80‘i kamu eliyle işletilmiştir.

    1978 yılında yürürlüğe konulan 2172 sayılı "Bazı Madenlerin Devlet Eliyle işletilmesi Hakkında Kanun" çerçevesinde kamu işletmeciğine geçen bor ve linyitlerde büyük yatırımlar gerçekleştirilerek bor ve bor ürünleri üretim-ihracatında büyük ilerlemeler kaydedilmiştir. Linyit madenciliğinde gerçekleştirilen devletleştirmeler sonrasında da bu sektörde yapılan kapsamlı yatırımların sonucunda üretim miktarı üç kat arttın l irken linyite dayalı termik santrallerin sayısı çoğaltılarak ülkemizin petrole olan bağımlılığı büyük ölçüde aşılmıştır. Dünyanın en büyük rezervlerine sahip olduğumuz bor da gerçekleştirilen büyük atılıma karşın yine aynı yasa kapsamında ele alman ve dünya ölçeğinde büyük potansiyeline sahip olduğumuz trona(doğal soda) konusunda çok uluslu şirketlerin baskıları sonucunda hemen hiç bir yatırıma gidilmemiştir.

    Ülkemizde son yıllarda uygulanan yanlış yatırım ve üretim politikaları; maden aramalarından üretimine kadar sektörü etkilemiş, bu konularda görevlendirilmiş kurum ve kuruluşları asli görevlerini yapamaz hale sokulmuşlardır. Üretici kuruluşlarımız, idame yatırımları dahil, her türlü parasal kaynağı kesilerek, finansman batağına sokularak, tefecilere mahkum edilmişlerdir.

    Ülkemizde son yıllarda aranmış-bulunmuş ve işletilmesi planlanmış bir tek maden yatağı yoktur. Oysa ki, dünyanın çok uluslu büyük şirketlerinden ilk ikisinin de aralarında bulunduğu yabancı şirketler, ülkemizde yürüttükleri 4-5 yıllık aramalar sonucunda üç adetepitermal Altın yatağı ve bir de bakır+altın yatağı bulmuşlar ve işletme hazırlığına başlamışlardır. Altın, madencilik ve metalürji açısından ekonomi kurtarıcısı bir maden değildir. Araması ve işlenmesi son derece zor, riskli ve masraflıdır. Altın da bütün diğer madenlerimiz gibi, çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine uygun olarak aranmalı; işletilmeli, izabe ve rafinasyonu ülkemizde yapılarak, yüksek katma değer sağlanmalıdır.

    Bu konuda varsayımsal olarak yapılan bir hesaplamada; 10 gf/t ortalama tenörlü bir altın yatağının, aynı kütlesel büyüklükteki % 25 B203 tenörlü bir bor yatağının sağlayacağı faydanın l /3‘ünü, aynı kütlesel büyüklükteki % 25 Cr,03 tenörlü bir krom yatağı ile, % 2,5 tenörlü bakır yatağının sağlayacağı gelirden daha az gelir getireceği görülmüştür". Özellikle bor ve krom açısından yukarıda varsayılan değerlerin çok üzerinde potansiyellerimizin olduğu ve bunlarda büyük bir talanın yaşandığını görmek, altın konusunda tüm uzman geçinenlerin bir kez daha düşünmelerini gerektirir. Son yıllarda tüm diğer doğal kaynaklarımız gibi madenlerimiz üzerinde oynanan oyunlar ve "Devleti madencilik sektöründen sileceğiz" sloganlarıyla yapılan uygulamalar sonucunda başta kömür, krom, antimuan, manyezit, demir vb. işletmelerimiz, özel sektör başta olmak üzere kapanmış ve ülkemiz ham cevher ihraç eden bir ülke konumunu da yitirerek giderek maden ithalatçısı bir ülke durumuna düşürülmüştür.

    Madenler ve yeni dünya düzeni (YDD)
    YDD kavramının en önemli olgusu tekeller ye çok uluslu şirketlerdir. Günümüzde en büyük 500 dev şirket dünya zenginliklerinin % 42‘sini denetlemektedir. Dünyanın en önemli l 2 endüstrisinin % 40‘ı, sayısı beşi bulmayan şirketlerin elindedir. Bunlar otomobil, havacılık, madencilik ve petrol, elektronik, demir-çelik, bilgisayar gibi endüstrilerdir. Petrol dalında faaliyetler gösteren Shell ve Exxon‘un toplam yıllık gelirleri, dünyadaki en büyük 27 devletin yıllık gelirine eşittir. Yine Shell‘in arama ve üretim yapmak için dünya üzerinde kapattığı sahaların büyüklüğü 1 620 000 km2‘nin üzerinde olup, 146 ülkenin yüzölçümünden daha büyüktür. Bu çok uluslu ve ortaya çıktıkları ülkelerden kat kat fazla mali güce sahip bu büyük dev şirketler YDD‘nin hedefine ulaşması için var güçleri ile uğraş vermektedirler. Doğal kaynakların ve çevrenin tahrip edilmesi, bu şirketlerin kâr hanelerindeki değerlerin yükselmesini de beraberinde getirecektir.

    Son yıllarda ülkemizde yaşanan; Eskişehir - Kaymaz ve İzmir - Bergama yöre halkını tedirgin eden altın madenciliği çalışmaları da, bu oyunun bir parçasıdır.

    [​IMG]