Yeni doğan bebek ne düşünür ne hisseder?

'Hastalıklar' forumunda EyLüL tarafından 10 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Yeni doğan bebek ne düşünür?


    Yeni doğan bebek ne düşünür…Bebeğin minicik aklından neler geçer acaba? O, biz yetişkinler gibi, kendisiyle dünyanın geri kalan kısmı arasındaki ayırımın henüz bilincinde değildir, örneğin; başımıza bir çekiçle vurulacak olsa, bizden bir parça olarak, başımızın acıdığını hissederiz. Yani acının bilincine varırız. Oysa, çekiçle vurma, dış dünyadan, yani bizim dışımızdan gelen bir olaydır. Yeni doğmuş bebek için durum farklıdır. Çekiç darbesi ve acı, onun ne içinde, ne de dışındadır. Yalnızca acı vardır onun için. Bir başka deyişle yeni doğmuş bebek, bir yandan dünya, diğer bir yanda da kendisinin olduğunu bilemez. Bu ayırımı yapamamaktadır henüz.

    Bebeğin dünyası da onunla birlikte doğar. Olaya yeni doğmuş bebeğin görüş açısından bakarsak, onunla dünya tek bir varlıktır. Doğum anından itibaren bebek-dünya varolmuştur. Ancak, bu varoluş bebek için ilk zamanlar hiç de zevkli değildir. Aksine, sinirlidir bebek. Küçük dünyasında, pekçok şey yolunda gitmemektedir, yorgundur, gereksinmeleri vardır. Eh, bunlarda minik konuğumuzu kusursuz etmeye yeter de artar değil mi? Doğumdan hemen sonra, bebeğin duyduğu hisleri, terkedilmişlik, yalnızlık, ve korku şeklinde özetleyebiliriz.

    Ancak, ilk günlerin huzursuzluğundan sonra, yepyeni bir unsur katılır yaşamına: zevk ve hoşnutluk. Emme olayının ilkel bir zevk duygusuyla bağlantılı olduğu, bugün tartışmasız, herkesçe kabul edilen bir gerçek. Emmek, bebek için basit bir refleksten daha derin, anlamlı bir olay.

    Emmeyle birlikte çok önemli bir olay gerçekleşmektedir. Bebek zevk verici bir şeyi içine katmaya, o zevkle özdeşleşmeye çalışmaktadır, işte bebeğin yaşamındaki ilk ayırım. Bu andan itibaren zevki kendine katmaya, hoşnutsuzluk verici şeyleri ise, kendinden uzaklaştırmaya çalışacaktır. Bu arada kendinden bazı şeyleri de reddedecektir, örneğin; onu rahatsız eden organlarını. Buna karşın, dış dünyanın hoşuna giden bir bölümünü, örneğin, annesinin memesini, kendi içine alacaktır. Böyle ounca, evren, yeni doğmuş bebek için, biri kendi, diğeri ise, dış dünya olmak üzere değil, zevk (kl “dıştan da gelse ona aittir) ve hoşnutsuzluk (ki kendisinden doğsa da ona yabancıdır) şeklinde iki bölüme ayrılacaktır.

    Yeni doğmuş bebeğin bu tutumu: İyiyi kendine katma, kötüyü ise, reddetme eğilimi, kendisiyle dış dünya arasındaki ayrımın ilk tohumunu oluşturmaktadır. Başlangıçta, yalnızca, bir İçgüdüden ibaret olan unsurlar, örneğin emme ile özdeşleşme ve dışkıyı kendinden atma, yavaş yavaş psikolojik plana da kayacak, bebeğin kendine katma eğiliminde olduğu şeyler onunla, dışındakiler ise, onu çevreleyen dünyayla özdeşleşecektlr. Aylardan sonra erişeceği bu noktada bebek, artık kimliğinin, bir başka deyişle, bağımsız bir kişi olarak varlığının bilincinde olacaktır.

    Zevk duygusu, yani emmek, yeni doğmuş bebekte, daha önce, “terkedilmişlik ve yalnızlık” olarak tanımladığımız duyguyu siler. Şimdi ona ait, özdeşleşeceği bir şeyi vardır. Buna, “arkadaş” da diyebiliriz. Hayat yolculuğunda kendisine bir arkadaş edinmiştir. Bu da sizsiniz, annesi…