Yeni Cami Külliyesi hakkında bilgi

'Osmanlı Tarihi' forumunda GezgiN tarafından 9 Mart 2011 tarihinde açılan konu


  1. Yeni Cami Külliyesi hakkında bilgi

    Bir Valide Sultan Eseri: Yeni Cami Külliyesi


    Son yıllarda televizyon ve sinema sektöründe Osmanlı tarihi ve bilhassa harem hayatı önemli bir yer tutmaya başlamıştır. Bu durum, ilk başta müspet bir tablo gibi görünse de, ne acıdır ki, sahasında uzman isimlerin danışmanlık yaptıkları projelerde bile tarih şuuru ile telif edilemeyecek hatalara ve incitici sahnelere rastlanılmaktadır. Osmanlı harem hayatının hayalî kurgulara, diyaloglara âlet edilmesi, valide sultanların ve padişah eşlerinin hayatlarını dünya zevklerine ve iktidar hırsına adamış insanlar gibi gösterilmesi, tarihî gerçeklerle bağdaşmadığı gibi, geçmişimizi hayırla yâd etme ve vefalı olma anlayışımıza da bütünüyle terstir. Elbette onların hepsini aynı kategori ve kıvamda değerlendirmek mümkün değildir. Birer beşer olarak zaaflarına esir düşenler olmuştur. Fakat ekseriyet itibariyle "dünya-ahiret" dengesini kurmayı başarmış; vatanın bekası ve milletin saadeti için dua etmişlerdir. Hanedan mensupları arasında kendini hayır ve hasenata adamış, maddî imkânlarını bu yolda sarf etmiş pek çok kadın vardır. Bunlardan biri de, İstanbul'da Tarihî Yarımada'nın en gözde eserlerinden olan "Yeni Cami Külliyesi"nin tamamlanmasına vesile olan Hatice Turhan Sultan'dır.

    Valide Sultan Camiî
    yeni cami istanbul.

    Eminönü Meydanı ile özdeşleşen ve âbidevî büyüklülüğü ile dikkat çeken Yeni Cami, İstanbul'da Osmanlı ailesi tarafından yaptırılan büyük camilerin son misâlidir. Tarih boyunca şehrin nüfus potansiyeli yoğun bir bölgesinde, deniz kıyısına yapılan caminin temeli 1597'de atılmış; ancak çeşitli sebeplerle inşaata ara verildiğinden, cami 66 yılda tamamlanabilmiştir. Devletin fetih siyasetinin ve ordunun aksiyon ruhunun gevşemeye başladığı, siyasî ve iktisadî sıkıntıların derinleştiği ve idarecilerin sık sık değiştiği bir dönemde, bu büyüklükte bir eserin inşası kolay olmamıştır. Osmanlı tarihinde en uzun sürede yapılan cami olma özelliğine sahip eserin yapımında üç ayrı mimar çalışmıştır. Külliyenin bulunduğu geniş sahada, o tarihlerde Bizans devrinden kalan bir Yahudi mahallesinin olduğu, surlarla çevrili evlerinde kapalı hayat yaşayan bu insanların, kamulaştırma sonrasında Haliç kıyısındaki Hasköy'e nakledildikleri bilinmektedir.

    Buraya cami yaptırmayı düşünen ilk kişi, Kanunî Sultan Süleyman'ın torunu Sultan 3. Murad'ın eşi ve Sultan 3. Mehmed'in annesi Venedik asıllı Safiye Sultan'dır. Bu açıdan cami, "Valide Sultan Camiî" adıyla da anılmıştır. Hakkında gerçeğe aykırı pek çok şey yazılıp çizilen Safiye Sultan, kendi adına cami yaptırmak için saray baş mimarı Mimar Davut Ağa'yı vazifelendirmiştir. Mimar Sinan'ın talebesi olan bu zât, öncelikle İstanbul'da deniz kıyısında yapılacak ilk büyük caminin yerini belirleyip plânını çizmiştir. 1597 Ağustos'unda ileri gelen zevatın iştirak ettiği bir merasimle caminin temeli atılmış; ancak çok geçmeden inşaat sahasında büyük bir problem çıkmıştır. Kazılan yerlerden sürekli su çıkınca, tulumba ve değirmenler suyun tahliyesini sağlamakta yetersiz kalmıştır. Buna rağmen Mimar Davud Ağa kararlı durmuş ve temelden çıkan suyun kurutulmasını başararak inşaata hız vermiştir. Caminin temellerine Mimar Sinan'ın Büyük Çekmece Köprüsü'nde denediği gibi, birbirine kurşun kuşaklarla bağlı büyük kazıklar çakılmıştır. İnşaatta kullanmak için Rodos'tan taş getirilmiş ve kısa sürede yapının temel dolgusu tamamlanmıştır. Cami, avlu pencerelerinin hizasına, minareler de birinci şerefeye çıktığı sırada İstanbul'da çıkan veba salgınında Davut Ağa vefat etmiştir. Bu ölüm sonrasında inşaatı Dalkılıç Ahmet Çavuş devam ettirmiş; ancak bu defa da siyasî hayatta yaşanan gelişmeler ve iktisadî sıkıntılar yüzünden inşaat tamamlanamamıştır. Sultan 3. Mehmed 1603'te vefat edince, hanedan geleneklerine göre annesi Safiye Sultan, Beyazıt'taki Eski Saray'a gönderilmiş ve orada ölmüştür. Böylece inşaat yaklaşık 57 yıl kaderine terk edilmiştir. Bu süre içinde yapı, tahribata uğramış; İstanbul halkı da bir türlü tamamlanamayan ve kendi hâline terk edilen bu camiye, "Zulmiye Camiî" ismini vermiştir.

    İnşaatın bitirilmesine bir başka valide sultan vesile olmuştur. İstanbul'da büyük zayiata yol açan bir yangın sonrasında şehri gezen Sultan 4. Mehmed'in annesi Hatice Turhan Sultan, caminin hâlini görünce harekete geçmiş; devrin meşhur sadrazamı Köprülü Mehmed Paşa'nın desteğiyle inşaat tekrar başlamıştır. Mimarbaşı Mustafa Ağa, eserin ilk mimarı Davut Ağa'nın plânına göre inşaatı üç yılda tamamlamış ve Yeni Cami, Hatice Turhan Sultan'ın riyasetinde 8 Şubat 1663'te yapılan bir merasim sonrasında ibadete açılmıştır. Aradan geçen zamana ve yaşanan büyük İstanbul depremlerine rağmen, deniz kıyısında yumuşak bir zemin üzerindeki yükseltide inşâ edilen Yeni Cami, hâlen bütün güzelliğiyle varlığını korumaktadır. Şüphesiz bunda eserin inşasında emeği geçen mimarların ve ustaların hayalin çok ötesine taşan meslekî kabiliyetlerinin büyük payı vardır. Dikkat çekici bir diğer husus da, Osmanlı Devleti'nin eski gücünü yitirdiği ve iktisadî sıkıntıların baş gösterdiği bir devirde, klâsik mimarimizin güzel bir örneği olan böyle bir mabedin yapılabilmiş olmasıdır.

    Mimar Sinan ve Sedefkâr Mehmed Ağa ekolünden izler taşıyan Yeni Cami'nin iç ve dış yapıları arasında âhenkli bir uyum vardır. Süslemelerindeki incelik ve caminin ışık düzeni kendine has özellikler arz etmektedir. İç mekânı süsleyen mavi ve yeşil çiniler, dönemin en güzel İznik çinileridir. Caminin kıble istikametinin sol tarafında yer alan ve kapalı bir rampa ile çıkılan hünkâr mahfilinin duvarlarındaki çini örnekleri, bunların en mükemmelleridir. Osmanlı selâtin camilerinin karakteristik hususiyetlerinden biri de, cami ana mekânının bir köşesinde yer alan hünkâr mahfilleridir. Yeni Cami'ye bitişik bir kemer üzerinde inşâ edilen ve 17. asır Türk mimarlığının en güzel örneklerinden olan "Hünkâr Kasrı", Haliç kıyılarındaki bu narin yapıya eşsiz bir değer katmaktadır. Kasrın yapıldığı yıllarda Valide Sultan, sonraki devirlerde ise padişahlar, namazdan veya dinî merasimlerden evvel burada bir süre dinlenmişlerdir.

    Caminin ana kubbesi beyaz bir zemin üzerinde yükselen dört fil ayağına oturtulmuştur. 24 pencereli ana kubbesinin yüksekliği yerden kilit taşına kadar 36 metredir; çapı ise 17,5 metredir. Ana kubbenin çapı, diğer sultan camilerine nazaran daha küçüktür; kubbeyi dört yandan bütünleyen yarım kubbeler vardır. Caminin ince bir sanat eseri olan minberi, beyaz mermer oyularak yapılmıştır. Pencerelerin üzerinde, Mustafa Çelebi tarafından yazılan sûreler ve âyet-i kerîmeler yer almaktadır. Sedef kakmalı kapakların işçiliği mükemmel bir sanat ürünüdür. 24 revaklı kare avluda Türk sanatının en değerli mücevherlerinden sayılan sekizgen bir şadırvan ve üçer şerefeli dört minare bulunmaktadır. İlk yapıldığı yıllarda Yeni Cami'nin geniş bir dış avlusunun olduğu bilinmektedir. Fakat cami içinde huzuru, sessizliği sağlamak ve yapıyı dış etkenlerden korumak maksadıyla yapılan dış avlu duvarı, külliyenin diğer bazı birimleri gibi günümüze ulaşmamıştır.

    Mısır Çarşısı

    Osmanlılar zamanından kalan camilerin hemen hepsinde olduğu gibi, Yeni Cami'nin çevresine de çeşitli "hayır eserleri" inşâ edilmiştir. Sebil, muvakkithâne, dârülkurrâ ve "Mısır Çarşısı", cami ile birlikte Hatice Turhan Sultan tarafından yaptırılmıştır. Esasen külliyenin en önemli binalarından olan bu çarşının yapılış gayesi, külliyeye bir gelir kaynağı sağlamaktır.

    Yeni Cami'nin batı tarafında, Çiçek Pazarı'nın yanında yer alan ve içinde yüz dükkân bulunan Mısır Çarşısı, şehrin en eski kapalı çarşılarındandır. 'L' şeklindeki çarşı, cami inşaatı bittikten bir yıl sonra 1664'te tamamlanmıştır. Çarşının mimarı yine Mustafa Ağa'dır. İstanbul'un en renkli ve hareketli mekânlarından olan çarşıdaki dükkânların üzeri kubbelidir. Çarşının iki ucunun kesiştiği yerde yani "Dua Meydanı"nda, vaktiyle her sabah dua ederek esnafa hayırlı işler dileyen lonca vaizinin ahşap kürsüsü bulunmaktadır. Geçmişte Uzakdoğu ülkelerinden gelen baharat, Mısır üzerinden İstanbul'a getirildiği ve burada halka satıldığı için, çarşı bu adla anılmıştır. Günümüzde de aktarlarıyla meşhur olan çarşıda tabiî ilâçların, baharatların ve eski geleneği yansıtan ürünlerin yanı sıra, şarküteri ürünleri ve gıda maddeleri satılmaktadır.

    İstanbul'un en büyük türbesi: Hatice Turhan Sultan

    Yeni Cami Külliyesi'nin bazı bölümleri zaman içinde yıkılmış olmakla birlikte, Hünkâr Kasrı, kemerli geçit, çeşmeler, muvakkithâne, Mısır Çarşısı ve Hatice Turhan Sultan Türbesi ana binayı bütünlemeye devam etmektedir. Hatice Turhan Sultan'ın hâricinde 4. Mehmed, 2. Mustafa, 2. Ahmed, 1. Mahmud, 3. Osman, 5. Murad ve pek çok hanedan üyesinin gömülü olduğu türbe, caminin güneyinde ve Sirkeci'ye giden yol üzerinde şirin bir parkın yanındadır. İstanbul'un en büyük türbesi olan kare mekânlı bu yapı, oldukça büyük kubbesi ve girişindeki verandası ile orta boyda bir cami görünümündedir.

    Topkapı Sarayı'ndaki harem dairesinde Türk-İslâm ahlâkı üzerine yetiştirildikten sonra Sultan İbrahim ile evlendirilen ve Osmanlı Devleti'ni 39 yıl idare eden Sultan 4. Mehmed'in annesi olan Hatice Turhan Sultan, bânisi olduğu bu eserlerin gölgesinde yatmaktadır. Hatice Turhan Sultan'ın oğlu 4. Mehmed yedi yaşında tahta çıkınca, Turhan Sultan ile Kösem Sultan arasında Nâibelik mücadelesi başlamıştır. 1651'de Kösem Sultan ölünce, Hatice Turhan Sultan 34 yıl "Valide Sultanlık" makamında kalmış; 1656'da devletin idaresini Köprülüler'e devredinceye kadar, âdeta bir padişah gibi hareket etmiş, oğluna destek olmuş; iyi kalbli ve devletin selâmetini düşünen bir hanımefendi olarak tarihte yerini almıştır. Sınırsız bir iktidar hırsı taşımayan Hatice Turhan Sultan, basiret sahibi insanların tavsiyelerine uyarak bir kenara çekildikten sonra bütün vaktini ibadet, dua ve hayra tahsis etmiş; Yeni Cami Külliyesi de işte o yıllarda tamamlanmıştır.
     



  2. Bilgiler için teşekkürler güzel bir camii