Yeminin Bedeli

'Dini Konular' forumunda karakız tarafından 25 Mart 2010 tarihinde açılan konu


  1. Dervişin biri dağa çekilmiş, sadece ibadetle meşgul olurdu.
    Yalnızlık, onun en yakın dostuydu. Allah tarafından ihsan
    edilen mânevî nimetler içerisindeydi.
    Dağda çeşitli meyve ağaçları vardı. Meyvelerle besleniyordu.
    Bir gün kendi kendine söz vererek,
    ''Bu meyveleri dalından koparmayacağım. Rüzgârdan veya
    kendiliğinden düşen meyveleri yiyeceğim'' dedi.
    İmtihan vakti gelinceye kadar, derviş sözüne sadık kaldı. Bir
    ara rüzgâr, tam beş gün armut düşürmedi. Armutlar ağaca
    çakılmıştı sanki. Dervişin açlıktan ateşi çıktı, sabrı
    kalmadı.
    Rüzgâr bir ağacın dalındaki meyveleri âdeta ağzına sokarcasına
    eğiyordu. Derviş sabretti. Elini uzatmadı. Fakat gözünü dalda
    nazlı nazlı sallanan armutlardan alamadı. Rüzgâr bir daha dalı
    eğdiğinde dayanamadı. Açlığın verdiği ıstırapla, armutları
    koparıp yedi. Kendi kendine vermiş olduğu sözden döndü. Biraz
    sonra bulunduğu yere, yirmi-otuz kadar hırsız geldi.
    Çaldıkları malları paylaşmaya başladılar. Eşyaları paylaşırken
    sultanın adamları baskın yapıp, suç üstü hırsızları yakaladı.
    Dervişi de onlardan sanarak birlikte götürdüler. Orada
    yakalanan hırsızların hepsinin sol ayakları ile sağ ellerini
    kestiler. Dervişin de sağ elini kestiler. Sol ayağını
    kesecekleri sırada derviş Allah'a iltica etti ve,
    ''Allahım, elim yeminime sadık olmadı. Meyve kopardığı için
    kesilmeyi hak etti. Ayağımın ne suçu var?'' dedi.
    Bunun üzerine bir atlı hızla gelerek cellâta seslendi:
    ''Ey köpek! Yaptığın işe bak. Bu zat Allah'ın seçkin
    kullarından filan zattır'' dedi. Cellât bir anda ne yapacağını
    şaşırdı. Çok üzüldü. Yapılan yanlışlığı gidip komutana haber
    verdi.
    Komutan, yalınayak koşarak geldi. Dervişin sağlam eline
    yapışarak, ''Allah şahidimdir ki, kim olduğunu bilmiyordum.
    Yaptığım bu çirkin işten dolayı bizi affet. Hakkını helâl et''
    dedi.
    Derviş komutana,
    ''Ben günahımı da başıma gelen bu işin sebebini de biliyorum.
    Sözümden döndüğüm için, Allah'ın adaleti elimi aldı. Onun
    hükmüne elim, ayağım, içim, dışım, her şeyim feda olsun. Sen
    üzülme. Bu benim kaderim. Senin bir suçun yok. Hakkımı sana
    helâl ediyorum'' dedi.
    O günden sonra dervişin adı, halk arasında ''eli kesilen
    şeyh'' olarak anılmaya başladı.
    Kendisine otlardan, sazlardan bir kulübe yaptı. Başına gelene
    sabrederek, orada rabbini zikretmeye devam etti. Sepet örerek
    geçimini sağladı.
    Bir gün bir seveni habersizce ziyaretine geldiğinde, şeyhi iki
    eliyle sepet örerken gördü. Şeyh kaşlarını çatarak, ''Neden
    yanıma gelirken seslenip izin almadın? Sırrıma vâkıf oldun''
    diyerek çıkıştı.
    Adam özür beyan ederek,
    ''Sizi çok sevdiğim ve özlediğim için böyle davrandım. Kötü
    bir niyetim yoktu'' dedi. Şeyh gülümseyerek,
    ''Peki, öyleyse gel. Fakat bu sırrı kimseye söyleme. Benim iki
    elimle sepet ördüğümü kimse bilmesin'' dedi.
    Bir müddet sonra başkaları da kulübenin penceresinden bakıp,
    şeyhin iki elle sepet ördüğünü gördüler. Sağda solda anlatmaya
    başladılar.
    Şeyh kerametinin halk arasında yayılmasına çok üzüldü. ''Yâ
    rabbi! Ben bunu gizlemeye çalıştım. Sen açığa çıkardın.
    Hikmetini sen bilirsin'' diye dua etti. Bunun üzerine
    kendisine Cenâb-ı Hak'tan şöyle ilham geldi:
    ''Elin kesildiğinde sana inanmayanlar, ‘Hak yolunda gösterişçi
    ve riyakâr olduğu için, Allah onu insanlara rezil etti'
    dediler. İnsanların seni inkâr ederek veya hakkında kötü zanna
    kapılarak gazabıma uğramalarını istemedim. Senin bu halini
    onlara göstererek, utanmalarını ve dedikoduyu bırakmalarını
    istedim.''


    MESNEVİDEN