Yavuz Sultan Selim ve Türkmen Kızı Aşkı

'Osmanlı Tarihi' forumunda Sitem tarafından 7 Haziran 2011 tarihinde açılan konu


  1. Yavuz Sultan Selim ve Türkmen Kızı Aşk Hikayesi
    yavuz sultan selimin aşk hikayesi
    yavuz sultan selim türkmen kız

    Yavuz Sultan Selim ve Türkmen Kızı Aşkı


    Cihan padişahı Yavuz Sultan Selim, Şam yakınına otağını kurdurarak burada üç ay kadar kalmış... Bir Türkmen kızı da, zaman-zaman padişahın çadırına gelerek, otağın temizlik islerini yapar, hünkâr çadırını tertibe ve düzene sokarak sıradan gündelik işlerle meşgul olurmuş

    Yine bir sabah temizlik için geldiğinde, Sultan Selim'i görmüş... Türkmen güzelinin gönlü sultana, su gibi anîden akıvermiş; kaptırmış kalbini ona... Hani kalb'in, her an bir halden başka bir hale geçmek, gibi anlamları da vardır ya... Zamanla yüreğinin içini, ince bir sızı sarmış genç kızın... ve başlamış kalbi için-için göynümeye/içten içe yanmaya...

    Bir gün gözü, hünkâr çadırının direğine ilişmiş... Direğin üst kısmına; aşkın gücü ona, şöyle bir satır yazma cesareti vermiş:

    "Seven insan neylesin"

    Yavuz Sultan Selim, otağına yatmaya gelince, birden direkteki yazıyı fark etmiş... "Bu da ne ola ki" diyerek uzun bir muha-kemeden sonra, bir vehim ve bin endişe derken Almış kalemi eline, söyle bir satır da o düşmüş aynı direkteki mısra'nın altına...

    "Hemen derdin söylesin."

    Türkmen kızı, ertesi gün gelip baktığında otağın direğine, sevincinden ağlamış!.. O küçücük kalbi heyecandan göğsüne sığmaz olmuş... Yer de onun olmuş âdeta gök de

    Fakat koskoca cihan sultanına ilân-ı aşkta bulunmanın, ateşle oynamak, alevlerin girdabına bilerek atlamak gibi ölümcül bir tehlikesi de varmış! "Varsın olsun; bu aşk, buna değer" diye düşünmüş...

    Aldığı mesajı heyecanla hemen cevaplandırmaktan kendini alamamış... Ama yine de içine bir "korku kurdu" düşmüş ki genç güzelin; yüreğini her gün diş-diş, burgu-burgu kemiren... Fakat aşkın gücü; zoru ve korkuyu nefes-nefes yaşayan o gencecik yüreğin imdadına yetişmiş derhâl... Bir satır daha yazmış aynı direğe:

    "Ya korkarsa neylesin"

    Yavuz Sultan Selim, akşam çadıra döndüğünde, not düştüğü direkteki satır gelmiş aklına... Bakmış ve okumuş ki... aşkın, heyecanın ve korkunun karıştığı... tezat dolu kelimelerin-kavramların buluştuğu satırlar, bir mızrak gibi durmakta karşısında... Hemen o satırın altına bir mısra' daha eklemiş, aşka yenik düşen koca padişah:

    "Hiç korkmasın söylesin."

    Bu aşkın, buluşan karmaşık ve bulanık duyguları şöyle dizilmiş direğin üzerine:

    "- Seven insan neylesin
    - Hemen derdin söylesin
    - Ya korkarsa neylesin
    - Hiç korkmasın söylesin"

    Sabahın olmasını sabırla beklemiş padişah... Seher vakti sırdaşı Hasan Can'ı çağırtmış, derhâl bir emir vererek:

    "Biz dahi merak edip onu görmek isteriz, tîz elden bu kızı huzura getirin."

    Emir derhâl yerine getirilmiş ki; âhu gözlü, endâmı hoş, alımlı, nâzenin, ceylân gibi bir Türkmen güzeli� Hünkârın emriyle derhâl bir düğün alayı tertip edilmiş... Eğlenceler, yemeler-içmeler� Düğünün son gecesi... sırlarla dolu bu aşkın bilmecesi... kader-i ilâhî tarafından çözülmüş gerdek gecesi... Çözülen bu kara baht çıkınından yayılan acı haber, şaşkına çevirmiş herkesi... Yer-gök âdeta üzüntüye, mâteme boğulmuş!

    Âhu gözlü Türkmen dilberinin,

    "Selim!"

    diye çarpan saf ve küçük yüreği, bu büyük cihan sultanının aşkındaki sırrı kaldıramamış ve birden duruvermiş...

    O çadırın direği, bu olayın canlı fakat ketûm şahidi olmuş asırlardır... Bu dünya hayatında vuslat nasip olmadığı gibi o gencecik yüreğe, buna fani âlemde bir çare de bulunamamış...

    Bu hazin gönül çarpılmasının ve gönül yangınının sonunda derler ki:

    "Koca hünkâr, ağlamış"... ve Türkmen kızına yaptırdığı mezarın şahidesine/mermer taşına, şu dörtlüğü kazdırarak, dünyaya, aşkın gücünün karşısındaki çaresizliğini en güçlü orduları yenen o serdâr şöyle haykırmış:

    Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek
    Giryemi kıldı hûn eşkimi füzûn etti felek
    Şîrler pençe-i kahrımdan olurken lerzân
    Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek.

    Aşağı-yukarı şu demek:

    Bilmem ki gözlerime nasıl bir büyü yaptı felek
    Gözyaşımı kana döndürdü, sele çevirdi felek
    Gücümün-kuvvetimin şiddetinden aslanlar bile titrerken
    Beni bir ahu gözlüye esir etti felek