yavuz sultan selim iran seferi ve çaldıran savaşı

'Osmanlı Tarihi' forumunda zamaneanne tarafından 15 Aralık 2012 tarihinde açılan konu


  1. yavuz sultan selim iran seferi ve çaldıran savaşı

    İran Seferi

    Çaldıran Savaşı
    Sultan Selim tahta çıktığında Osmanlı İmparatorluğu sıkıntılı bir dönem yaşıyordu. Bu bunalımlı dönemin en büyük nedeni doğudaki Şii Safevi Devleti olarak kabul edilmekteydi. Safevi Devleti’nin ortadan kalkmasıyla Anadolu’daki Osmanlı egemenliği sağlamlaşacak ve doğudan gelebilecek tehditlere karşı dağlık Doğu Anadolu Osmanlı savunmasını güçlendirecekti. Yavuz Sultan Selim’in bir başka amacı da doğudaki bütün İslam devletlerini tek bir devlet çatısı altında birleştirmekti.

    I. Selim, Safevilerle girilebilecek bir savaşa karşı hazırlıklar ve çalışmalar yaptı. Şah İsmail de aynı dönemde Safevilerin başında, Osmanlılara karşı bazı hazırlıklar sürdürüyordu.

    Yavuz Sultan Selim bu amaçlarla, 1514 yılı baharında ordusuyla birlikte İran seferine çıkmıştır. Oğlu Süleyman’ı 50.000 kişilik kuvvetle Anadolu’da emniyet olarak bırakmıştır. Osmanlı kuvvetleri, Erzincan’dan Tebriz’e doğru yürüyüşlerine böylece başlamıştır.

    Osmanlı ve Safevi ordularının ikisi de Türk ve Müslümandı. Sefer çok uzun sürmüş, ancak Safevi ve Osmanlı güçleri henüz karşılaşamamıştı. Osmanlı ordusunda bazı güçlük ve kıtlıklar baş göstermeye başlamıştı. Bu sırada, orduda seferden geri dönme düşüncesinde olanlar da vardı. Yaşanan bazı olayları ve dillendirilen bazı rahatsızlıkları fark eden I. Selim, atına binerek askerlerine hitaben cesaret veren ve meydan okuyan bir konuşma yaptı. Geri dönmeye niyeti olmadığını söyleyen I. Selim, askerleri kışkırtanlarla hesaplaşmayı sefer sonrasına bıraktı.

    Osmanlı ve Safevi ordusu Çaldıran Ovası’nda 2 Recep 920/23 Ağustos 1514 tarihinde karşılaştı. Osmanlı Ordusu’nun yaya kuvvetleri daha çok olmasına karşın, Safevi Ordusunun süvarileri fazlaydı. Ancak Safevi Ordusu’nda top yoktu; buna karşın Osmanlı’da topçu kuvvetleri bulunuyordu. Kanuni döneminde hazırlanmış olan Şükri-i Bitlisi’nin Selimnâme adlı eserinde; Safevi askerleri, kırmızı çubuğa dolanmış sarıklar, miğfer ve zırhla; Osmanlı Ordusu ise önde tüfek ve mızraklı dört yeniçeriyle zırhsız ve miğfersiz olarak resmedilmiştir. 24 Ağustos’ta gerçekleşen savaşta Osmanlı kuvvetleri zafer kazanırken, Safevi’ler bozguna uğramıştır. Savaşın kazanılmasında Osmanlı ordusunda ateşli silahların olması belileyici olmuştur. Bu durum Safevîlerle sürekli mücadele halinde olan Özbeklerin de menfaatlerine olmuştur. Zaten daha önce Özbekler ile Osmanlılar arasında siyasi ilişkiler güçlenmiş ve ortak düşman Safevilere karşı müttefiklik kurulmuştu.

    Muharebe, Osmanlıların lehine sonuçlandı. Muharebede yaralanan ve atından düşen Şah İsmail, askerlerinden birinin atını ona vermesi ile savaş alanından kaçtı. I. Selim yoluna devam ederek Tebriz’e girdi, bu olayı müteakip şehirdeki birçok sanatçı ve ilim adamı İstanbul’a gönderildi. Yaşadığı ağır yenilginin ardından Şah İsmail eski saygınlığını yitirdi. Bu sayede Doğu Anadolu’da Osmanlılar için bir tehlike kalmadı. Çaldıran Zaferi’nden sonra, Erzincan, Bayburt kesin olarak Osmanlı hakimiyetine geçti.

    15 Eylül 1514’te Tebriz’den Karabağ’a hareket eden Yavuz kışı orada geçirip, baharda İran’ı tümüyle almayı amaçlasa da şartlar müsait olmadığı için Amasya’ya gitmişti. Bundan önce Nahçivan’da iken askerlerin bazı köy evlerini yakmalarını vesile ederek, askeri kontrol etmede ihmalkâr oldukları söylemişti. Bu nedenden ötürü veziriazam Hersekzade Ahmed Paşa ve ikinci vezir Dukakinoğlu Ahmet Paşa azledildi.

    Kışı Amasya’da geçiren Sultan Selim, ilkbaharda tekrar İran seferine çıkacağı için top ve cephaneyi Şarkı Karahisar’da bırakmıştır. Selim, Amasya’da oturduğu sırada Dukakinoğlu Ahmed Paşa’yı veziriazam ve defterdar; Piri Mehmed Paşa’yı da üçüncü vezir ilan etti. Ancak Dukakinoğlu’nun veziriazam olmasından 2 ay sonra, yine devlet adamlarının kışkırtmasıyla Muharrem 921/Şubat 1515 tarihinde yeniçeri ayaklanması oldu. Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim ayaklanma sebebini araştırmış, sonuçta askeri ayaklanmaya teşvik ettiği ve ayrıca Dulkadiroğlu’yla ittifakı olup mektuplaştığı anlaşılan Sadrazam Dukakinoğlu Ahmet Paşa idam edilmiştir. Bu olay üzerine Selim bir süre veziriazamlığa kimseyi tayin etmemiştir.

    Yavuz Sultan Selim, askerin vaziyeti sebebiyle İran üzerine tekrar sefer yapılamayacağından, emniyet sağlamak amacıyla doğu ve güney sınırlarına ait bazı yerleri ele geçirilmesi gerektiğine karar verdi.

    Doğu ve güney sınırılarındaki önemli kale ve şehirlerin fethi
    Sultan Selim öncelikle Kemah kalesini de alarak işe başlamıştır. Ardından İran Seferi sırasında, Şah’a karşı savaşa katılması istenen, buna karşın Safevi ve Mısır Memlüklerine yardımda bulunan, ayrıca kendisine bağlı bazı aşiret reisleri de Osmanlı zahire kollarını vurduran Dulkadiroğlu Alaüddevle’nin üzerine gidilmesine karar vermiştir. Dulkadiroğulları Beyliği’nin üzerine Şehsüvaroğlu Ali Bey yollanmış, 12 Haziran 1515’de kazanılan Turnadağ zaferi ile de beylik toprakları Osmanlı’ya geçmiştir.

    Safevi Devleti’nin batı sınırındaki şehir ve kalelerden en önemlilerinden biri olan Diyarbakır’ın da alınmasına karar veren Sultan Selim, Osmanlı Devleti’ne gelmiş olan bilimadamı İdris-i Bitlisi vasıtasıyla bu şehri sulh yoluyla almaya çalışmış ve bunda da başarılı olmuştur. Diğer taraftan yine İdris-i Bitlisi’nin yardımıyla Mardin de Osmanlı topraklarına katılmıştır. Böylelikle Urmiye, İtak, İmadiye, Siirt, Eğil, Hasankeyf, Palu, Bitlis, Hizran, Meyyafarikin ve Cizre; Osmanlı hâkimiyetine girmiştir. Bu tarihlerde Memlük Devletine tabi olan Ramazanoğulları Beyliği’nin başında Mahmud Bey bulunuyordu. Bu zaferlerden sonra Osmanlı’yla yakınlaşan Mahmud Bey’i Memlük Devleti azletmiş, bunun üzerine Mahmud Bey de Yavuz Sultan Selim’e tabiiyetini resmen arzetmiştir. Ramazanoğulları Beyliği kendiliğinden teslim olup Osmanlı’ya tabii olmasıyla Anadolu’da birlik sağlanmıştır.