Yaşlılar Haftası İle İlgili Tiyatro

'Önemli Gün ve Haftalar' forumunda Ceylan tarafından 16 Mart 2013 tarihinde açılan konu


  1. Yaşlılar Haftası Hakkında Tiyatro


    Başımızın tacı yaşlılarımızı daha iyi anlamak için her yıl 18-24 Mart arası kutlanan yaşlılara saygı haftası ile ilgili tiyatro metinleri:


    Antikacı

    Antikacı- Anadolu’nun en ücra köşelerinde dolaşıp, gözüme kestirdiğim malları yok pahasına satın alıyorum ve yolumu buluyorum. Kış kıyamet demeden yaptığım gezilerde başıma gelmeyen kalmadı. Arabam kara saplandı, sığıncak bir yer arayayım. Yoğun bir tipi var, donmak üzereyim. İleride bir ihtiyar var, herhalde beni fark etti.

    İhtiyar- Merhaba delikanlı, haydi kalk sana yardım edeyim. Bu tipi altında donmak üzeresin.

    Antikacı- Teşekkür ederim, yardım edin, çok zor durumdayım.

    İhtiyar- Günler boyu hastaydım, odun bulmak için dışarı
    Çıkmıştım, meğer seni bulmak için iyileşmişim.

    Antikacı- Diz boyunca karlarla boğuşup sonunda evinize gelebildik.
    Doğrusu, gözlerim beyaz görmekten yoruldu. Köşedeki kuzinenin hemen yanında inanılmaz güzellikte iskemleler görüyorum.

    Antikacı-(Kendi kendine) Bunlar gördüğüm en güzel antikalar, vücudumu birden ateşler kapladı.

    İhtiyar- Biliyorsun odun kesmek nasip olmadı. Bu yüzden
    ev dağ başından pek farklı değil ama bu yorganlar seni ısıtacaktır.
    Antikacı-Teşekkür ederim, çok iyi geldi.

    Antikacı-(Kendi kendine)Bu evden gitmeden mutlaka bir senaryo uydurmalı ve o iskemleleri almalıyım.Mesela, hayatımı kurtarmasına karşılık ihtiyara ucuzundan birkaç koltuk satın alıp, dışarı çıkardığım iskemleleri arabama atabilirim.
    Oooo sabah olmuş iliğim kemiğim ısınmış, ihtiyar namaz kılıyor, sanki az önce de bir şeylerin kırıldığını duydum.
    Antikalar, antikalar ortada yoklar. Herhalde ihtiyar kurt niyetimi sezip onları güvenilir bir yere kaldırdı.

    Antikacı- İliğim kemiğim ısınmış. Çorbanızda güzel koktu doğrusu ama akşam gördüğüm iskemleler neden yerinde değil.

    İhtiyar- iskemle, dediğin şey dünya malı evladım, biz misafirimizi üşütür müyüz ?



    Ben Senin Yaşındayken

    BABA : Oğlum gel bakalım buraya!
    ÇOCUK : Buyur baba!
    BABA : Bu hafta yapı-etkin sınavda kaçıncı oldun?
    ÇOCUK : 25. oldum baba.
    BABA : Ama nasıl olur! Daha geçen hafta 21. idin. Nasıl dört sıra birden geriledin? Tembel herif.
    ÇOCUK : Ne yapayım baba? Sınıfa dört tane yeni öğrenci daha geldi. Dolayısıyla 21.likten, 25. liğe geriledim. Hem bana kızmaya senin hakkın yok.
    BABA : Bak şu bacaksıza! Bu kadar tembel olacaksın ve benim sana kızmaya hakkım olmayacak, öyle mi?
    ÇOCUK : Tabii. Demek ki mükemmel bir çocuk dünyaya getirememişsiniz. El alem öyle çocuk yapıyor ki! Hepsi süper zeka.
    BABA : Kızdırma beni alırım ayağımın altına bak. Sınıfta kalmış abuk subuk, aptal saptal konuşuyor.
    ÇOCUK : Niye kızıyorsun baba? Sınıfta kaldıysak ne olmuş! Daha iyi ya!
    BABA : Neresi iyi bunun?
    ÇOCUK : Sürekli maddi sıkıntıdan bahsediyordun, düşünsene yeni sınıf için yeni kitaplar almak zorunda kalacaktın. Şimdi buna gerek kalmadı. Aynı kitapları yeniden kullanacağım.
    BABA : Yahu şu karneye bak.Bütün dersler bir, bir, bir Allah aşkına bir tane bile iki yok. Yuh sana, nasıl becerdin bunu?
    ÇOCUK : Hepsi bir mi, emin misin baba?
    BABA : Bir de utanmadan şaşırma numarası yapıyor. Utan, utan! Al da kendi gözlerinle bir daha bak karneye.
    ÇOCUK : Allah, Allah! Ver bakalım şu karneyi. Hepsi bir olmamalıydı.
    BABA : Şunun söylediğine bak. Doğru hepsi bir olmamalıydı. Sıfır olmalıydı.Bir sene boyunca yattın tabi. Bir bile fazla sana. Ben senin yaşındayken sınıfın en iyisiydim. Karnemde bütün notlarım "5" idi, "5"
    ÇOCUK : Yapma baba. Bu benim karnem değil. Dün bu karneyi tavan arasında buldum. Senin karnen bu. Neee! Benim karnem mi? Hadi canım.Ver bakiiimL.Aaa! Sahi ya. Eee. Şeeey yani. Diyecektim ki!
    ÇOCUK : Demek bütün notların beşti haa. İşte bak bu da benim karnem. İtiraf et baba, ben senden daha çalışkanım.
    BABA : Tamam, tamam anladık, para istiyorsun. Söyle ne kadar vereyim?
    ÇOCUK : Şeey! Ne desem bilmem ki! 500 yeter. Ama şimdilik.
    BABA :Ne 400 mü? 300 neyine yetmez? Al şu 200´ü 100´ ünü geri getir.
    ÇOCUK : Ama baba.
    BABA : Aması maması yok. Al şunu! Dur bakim, senin eline ne oldu böyle?
    ÇOCUK : Önemli değil baba
    BABA : Nasıl önemli değil oğlum? Avuçların kıpkırmızı olmuş. Ne oldu?
    ÇOCUK : Öğretmen dövdü.
    BABA : Öğretmen mi dövdü? Hangi çağdayız? Dağ başı mı burası? Ben ona sorarım.
    ÇOCUK : Dur, dur! Dur baba. Tabiki burası dağ başı değil. Ama galiba kabahat bendeydi.
    BABA : Niye, ne oldu ki?
    ÇOCUK : Arkadaşım öğretmenin sandalyesine raptiye koymuştu.
    BABA : Raptiye koyan arkadaşınsa seni niye dövdü? Onu dövseydi ya!
    ÇOCUK : Asıl olay ondan sonra.
    BABA : Nasıl yani?
    ÇOCUK : Ben de öğretmen raptiyenin üzerine oturmasın diye, tam oturacağı sırada sandalyeyi çektim. Hooop! Gümm! Tabiki.
    BABA : Hak etmişsin. Bu gün okulda ne yaptınız?
    ÇOCUK : Bu gün okulda dinamit yaptık.
    BABA : Peki yarın ne yapacaksınız okulda?
    ÇOCUK : Hangi okulda? Dinamit yaptık yaptık diyorum, okul falan kalmadı ortada



    Boşluk

    Torun – dedeciğim bana bir masal anlatır mısın?

    Dede – Tabii ki, yavrum, anlatırım. Bir gün genç bir kız sokakta yürümektedir…

    Genç kız - Eski bir sokakta yürüyorum. Lambaların bir çoğu yanmıyor yananlarda her nedense iyice sönükleşmiş, bir el fenerinden farksız hale gelmiş. Bir Allah’ın kulu yok ortalıklarda. Yumuşakça bir şeye çarptım. Aman Allah’ım ayaklarımın dibinde yuvasından ustalıkla sökülmüş bir kalp var. Resimlerdeki gibi dipdiri ve kanlı .Kalp sıcacık ve tıp tıp atıyor.

    Genç kız - Kalp sanki elime yapışıp kaldı. Bir güç bu şeyden kurtulmamı engelliyor. Bu kalbin sahibini bir an önce bulmam gerekir. Üç beş adım ilerde, ışıkları yanan bir ev var.

    Genç kız - Bu kalp sizin mi?Biraz önce yol üzerinde buldum.
    Kız -Ben kalbimi üç ay önce rastladığım vefasıza kaptırdım.
    Yandaki eve sorun onların olabilir.
    Hizmetçi – (Kapıyı açar ve onu üst kata çıkartıp evin beyine götürür.)
    Genç kız - Bu kalp sizin mi? Her nedense hâlâ çalışıyor da….
    Beyefendi - Ben kalbimi dünyaya sattım arkadaş ! Komşu evde bir meczup var o bilir sahibini.

    Genç kız - Bu kalp sizin mi ? Çabuk olun, neredeyse duracak…
    İhtiyar - Ben kalbimi her şeyimle Rabbime verdim evladım.
    O kalbin sahibini neden anne ve babana sormuyorsun?

    Genç kız - Her ikiside yaşlanıp bunadı, sanki bir bebek gibi ilgi bekliyorlar, her şeyi yemiyorlar ve beğenmiyorlar, bu yüzden kavga edip onları terk ettim.

    İhtiyar - Kavga ettin ha ! Terk ettin demek !

    Dede - Genç kız bunları pek fazla önemsememişti. İhtiyar adamsa aradığı cevabı çoktan keşfetmişti. Ona doğru emin adımlarla sokulup iki eliyle kavradığı ğömleğini bir hamlede yırtarak açıverdi. Genç kızın göğsünde avuçlarında tuttuğu kalp büyüklüğünde kanlı bir boşluk vardı.