Yardımlaşmayı kurumsal hale getirmenin faydaları

'Bilgi Rehberi' forumunda Misafir tarafından 19 Kasım 2011 tarihinde açılan konu


  1. Yardımlaşmayı kurumsal hale getirmenin faydaları nelerdir
     



  2. Cevap: Yardımlaşmayı kurumsal hale getirmenin faydaları

    Bu kesin suretle bir sevgi işidir sadece maddi destekle değil, güzel söz hatta güler yüz bile
    günümüzde ve tarihin çeşitli dönemlerinde iyilik kategorisinde yorumlanmıştır. Yalnız
    insanı değil, canlıyı sevmenin bile ibadet olduğu insanlık anlayışı artık çeşitli
    oluşumları gerçekleştirerek mutluluğu yakalama çabası içerisindedir. Yapılan
    araştırmalar Selçuklular ve Osmanlılar döneminde ülkemizin her bölgesinde
    eğitimden öğretime sağlıktan ulaşıma kültürden iletişime değin birtakım iktisadi ve
    sosyal alanlarda vakıf kuruluşlarını oluşturduklarını görmekteyiz. İnsanımızın ve
    bütün insanlığın mutluluğu için bu karşılıksız hizmet ruhu bu özgeciliği
    canlandırmanın bir sonucudur. Farabi’nin sistemleştirdiği ve bugün de bütün
    dünyanın aradığı bireysel irade ve sorumlulukla dayanışma ruhu içerisinde
    bütünleşmek suretiyle önce kendi çevremizi ülkemizi daha sonrada bütün insanlığı
    birtakım sıkıntılarından kurtarmak onları ve çocukları rahat bir ruh ortamı içerisinde
    yaşatmak için bir arayıştır vakıfçılık. Kentlerimizi süsleyen bunları işler hale getiren
    camii, medrese, imarethan, hamam, kervansaray, hastane, kütüphane, yoksullar evi,
    sebil, misafirhane gibi birtakım vakıflarla ülkedeki sorunları çözmeye çalışan bir
    sistem oluşturulmaya çalışılmıştır. Batı ülkelerde kilise belediye ve devletin birtakım
    kurumları bu türlü oluşumları gerçekleştirirken bizde bu kurumlar olmadığı için bizde
    bu kurumların işlendiğini vakıflar aracılığıyla hayata ulaştırmayı hedeflemişiz. Vakıflar
    Selçuklu ve Osmanlı döneminde toplumun eğitim, sağlık, bayındırlık sosyal güvenlik
    alanlarındaki temel ihtiyaçlarını karşılamaya çalışan birer hizmet birimleriydi.
    Vakıfların gördüğü hizmetler sosyal hayatın hemen hemen bütün alanlarını
    kapsamaktaydı. O zaman ki Batı’nın siyasetçileri XVI. yüzyılda Osmanlı ülkesini bir
    vakıf cenneti olarak ifade ediyorlar. Vakıf belirli bir malı kamunun yararına yönelik bir
    hizmette ya da hizmetlere sürekli olarak tahsis edilmektedir. Kişi vakıf yapmak
    suretiyle malının belirli bir kısmından fedakarlık yapmaktadır. Böylece malı üzerindeki
    özel mülkiyet hakkını kaybetmeye ve bu hakkı sosyal amaçlı olarak kamunun
    hizmetine sunmaktadır. Ancak vakıf edilen mallar devletin mülkiyetini de geçmez.
    Vakıf özel mülkiyetle devlet mülkiyeti arasında üçüncü bir mülkiyet grubunu
    oluşturmaktadır. Bu nedenle vakıflar kamu ve özel sektör dışında bağımsız sektör
    olarak da denetlenebilmektedir. Vakıf kurumunun temelindeki düşünsel unsurlar
    nelerdir? Vakıf hem bir kültür hem de bir medeniyet eseridir. Vakıf eserlerimiz
    toplumumuzun kültürel değerlerinin ve düşünce sisteminin bir sonucudur ve eserler
    İslâm dininin telkin ettiği inanç düşünce ve anlayış sistemiyle bunlara bağlı olarak
    tarihi içinde oluşmuş ortak nitelikteki ulusal geleneklerimizi sembolize etmektedir.
    Vakıflar insan sevgisi hayır sevap dayanışma hizmet felsefesinin bir ürünüdür. Vakıf
    bireysel ve gönüllü bir kişinin sahibi bulunduğu mallardan toplumun yararına
    fedakarlık yapmasını sağlayacak ya da özendirecek belirli bir inancın düşünsel bir
    ürünüdür. Türk toplumunda vakıf yapma düşüncesinin arkasında genellikle dini etkiler
    önemli rol oynamaktadır. Nitekim vakıf yapan kişilerin vakıfflarına baktığımız zaman
    kültürel temel olarak Kur-an’daki birtakım ayetlerin Hazreti Peygamberin sözlerinin
    etkili olduğunu görüyoruz. Bunlardan birkaçını ifade edersek, sevdiğiniz şeylerden
    Allah yolunda harcamadıkça asla siz iyiye eremezsiniz. Kendiniz için önden ne hayır
    yollarsanız Allah katında onu bulacaksınız. Allah daima insanlara iyilik edenlerle
    beraberdir gibi ayet ve hadisler vakıf kurmanın İslâm toplumundaki asıl dinamiğini
    oluşturmaktadır. İslâm inancında yaşamak ve hayatı kutsal olarak kabul etmek
    esastır. Yani yaşarken sadece birtakım duyguları tatmin etmek söz konusu değildir,
    yaşamın anlamlı olması esastır. Kişinin hayatını her türlü tehlikelerden ve
    zorluklardan koruyarak onu yüceltmek esastır. İnsanların en hayırlısı topluma yararlı
    olan biridir ilkesi bu felsefenin temelini oluşturmaktadır. İslâm inancı insanda ilahi bir
    öz bulundurmayı kabul eder.